Öğretmenler Döviz Kurlarını Merkez Bankacılardan Daha Çok Etkiliyor

Türkiye, ekonomik bakımdan hızlı büyüme ihtiyacı içerisinde olan bir ülke. Bunun anlaşılabilir nedenleri var. Öncelikle, gelişmiş ekonomilerle aramızda var olan kişi başı gelir farkını kapatmalı ve o ülkelerle aynı refah seviyesine ulaşabilmek için devamlı biçimde söz konusu gelişmiş ekonomilerden daha hızlı büyümeliyiz. İkinci olarak, büyük bir nüfusumuz var. Her ne kadar nüfus artış hızımız düşmüş dahi olsa, yine de nüfusun hızlı arttığı bir ülkeyiz ve üstelik yakın çevremizdeki ülkelerden göç de alıyoruz. Yani yeni eklenen nüfusa iş de bulunması gerekiyor. Nihayetinde hızlı büyüme temel bir makroekonomik hedef. Üstelik en az diğer temel makroekonomik hedefler olan işsizliğin düşürülmesi ve fiyat istikrarının sağlanması kadar da önemli.

Büyümenin temel belirleyicilerinden birisi kuşkusuz yatırımlar. Diğer bir ifadeyle büyüyebilmek için yatırım yapılması şart. Türkiye de zaten yatırım yapan bir ülke. Ancak tasarruflarımız yatırımlarımızın finansmanına yetmiyor. Bu durum iktisatçıların tasarruf-yatırım açığı dediği sorunumuzu doğuruyor. Bunun ne anlama geldiğini daha rahat anlayabilmek için bir anlığına Türkiye’yi bir şirketmiş gibi düşünelim. Her şirket büyümesini nasıl finanse etmeliyse, Türkiye de aynı şekilde büyüyebilmek için finansman ihtiyacı içerisinde. Malum, şirketler finansmanlarını iki kaynaktan sağlarlar: özkaynak ya da dış kaynak. Özkaynak şirketin sahiplerince şirkete sağlanan fonlardır. Eğer şirket sahipleri gereken imkanları sağlayamıyorsa ve şirketin borç bulma imkânı da varsa o zaman dış kaynak devreye girer ve büyüme finansmanı bankalardan ya da bono yatırımcılarından sağlanır. İşte Türkiye’nin de sahipleri bizleriz. Biz tasarruf etmediğimiz ya da edemediğimiz zaman ülkemizin büyümesi için gereken kaynağı dışardan bulmak zorunda kalıyoruz. Ekonomimiz böyle bir durumda olduğu için de yabancı yatırımcıların kararlarından fazlasıyla etkilenmekteyiz. Yabancılar Türkiye’deki yatırımlarını çözüp paralarını kendi memleketlerine kaydırırsa diye tedirgin oluyoruz. İşte bu nedenle Fed. yöneticilerinin faiz kararlarını izlemek zorunda kalıyor, aynı nedenle kredi derecelendirme kuruluşlarının ağzının içine bakıyoruz.

Finansal mühendisliğin dâhilerinden, 2009 yılında kaybettiğimiz Prof. Dr. Salih Neftçi ülkelerin döviz rezervlerinin milli güvenlik meselesi olduğunu yazılarında tekrarlardı. Sayın Neftçi City University of New York’un ünlü Baruch Koleji’nde uzun yıllar ders vermiş, Fitch’in danışma kurulunda yer almış, Dünya Bankası ve IMF’e danışmanlık yapmış itibarlı bir akademisyendi. Bilhassa 1984 yılında yazdığı makalesiyle iş çevrimleri literatürüne adını kazımış, dünyaca ünlü olmuştu. Kısacası, sözünü dinlemekten fayda göreceğimiz insanlarımızdandı. Ben de kendisinden aldığım cesaretle ülkelerin dış finansman ihtiyaçlarını büyük bir sorun olarak gördüğümü belirtmek isterim. Bu görüşümü iki nedene dayandırıyorum. Öncelikle yabancı yatırımcıların bir ülkeye yatırım yaparken hangi saiklerle hareket ettiği iktisat literatüründe epey tartışılmıştır. Bazı iktisatçılar ülkelerin doğru politikalarla dış yatırımcıyı kendilerine çekebileceğini iddia etmiş, diğerleri ise dış yatırımcıların küresel likiditeden etkilendiğini, likidite bolsa her ülkenin yatırım alabileceğini, likidite kuruyorken de en iyi ülkelerden bile sermaye kaçışı olabileceğini savunmuştur. Yani ülkelerin çekme (pull) gücü vardır diyen bir görüş karşısında likiditenin itme (push) gücü vardır diyen başka bir görüş. Benim yıllar önce yapmış olduğum bir çalışma Türkiye’de yabancı yatırımcıların itme etkisinden hareketle yatırım yaptığını ortaya koymuştu. Bunun anlamı, Türkiye ne kadar doğru yönetilse de dış piyasalarda çalkantı yaşandığında ve küresel sermaye akışı azaldığında Türkiye’deki yabancı yatırımcının çıkış yapabileceğidir. Kısacası yabancı yatırımcıyı kontrol gücümüz az.

İkinci nedenim ise piyasa yanlışları. Piyasalar da her kurum gibi, yanlış yapabilirler. Hatta yaygın olarak yaparlar. Bazen bilgi asimetrisi, bazen dışsallık, bazen yatırımcı davranışlarındaki mantıksızlıklar vs. nedenlerle piyasaların yanlış yapması doğaldır.

Sonuç olarak ne kontrol edemediğimiz yabancı yatırımcının ne de hatalı kararlar verebilecek küresel finans piyasalarının insafına kalmayı tercih ediyorum. Pekiyi ne yapmalı?

Hatırlayalım: neden dövize muhtacız? Çünkü tasarruflarımız yetmiyor. Üstüne dış ticaret açığı veren bir ülkeyiz. Yani yeterince dış satımımız yok. Dışarıya daha çok mal ve hizmet satsak, döviz kazanırdık. O zaman yabancı yatırımcı girmiş, çıkmış bu kadar çalkantı yaratmazdı.

Tasarruflarımızla ilgili olarak söylenebilecek çok şey olsa da ben emek üretkenliğimizdeki düşüklüğü vurgulamak istiyorum. Türkiye yazık ki emek üretkenliğinde Avrupa’daki en geri ülkelerden biri. Bir saat çalışan bir yabancının ülkesinin GSYH’ye yaptığı katkı Euro alanında ortalama 53 Dolar, G7 ülkelerinde ise ortalama 55 dolarken bu rakam bizde 29 Dolar. Haliyle 50 dolardan fazla katma değer üreten insanlar 29 dolar katma değer üretenlerden daha fazla gelir elde edebilecek, daha zengin olacaklardır. Unutulmamalı ki tasarruf imkânı gelirle alakalıdır. Emek üretkenliğindeki fark temelde bir beşerî sermaye problemidir.

Dış satım alanında da beşerî sermaye problemleri ile karşılaştığımızı biliyoruz. 2011 yılında TÜSİAD için kaleme aldıkları bir raporda İzak Atiyas ve Ozan Bakış düşük beşerî sermayemizi inovasyon ve büyüme önündeki kısıtlar olarak belirtmişlerdi.  Sonuçta bu kısıtlar dış satım kapasitemizi de vuruyor. Bu rapor aynı şeyi ifade eden yüzlercesi arasında ilk aklıma gelen bir örnek.

O halde tasarrufları arttırmak ve dış ticaret açığımızı kapamak gibi temel çözümleri beşerî sermayede ilerleme sağlamadan başaramayacağız. Beşerî sermaye dediğimiz zaman da haliyle eğitim problemlerimize geliyoruz.

En yakın, 6 Aralık’ta OECD PISA test sonuçlarını açıkladı. İlgilenenler bilecektir, ülkece çok kötü netice aldık. 15 yaş grubunda çocuklarımızın bilim, matematik ve okuma alanlarındaki yeterliliklerini saptayan bu uluslararası testte Türk çocukları OECD’de sondan ikinci olabildiler. OECD’nin verilerini incelediğimizde ise Türkiye’de sosyoekonomik durumu iyi olmayan çocuklarımızın başarısız, sosyoekonomik durumu iyi olan çocuklarımızın ise anlamlı bir fark yaratacak kadar daha başarılı olduğunu görüyoruz. Bu kutuplaşmanın nedeni nedir? Daha varlıklı kesimin çocukları daha başarılı okullara giderken, daha nitelikli öğretmenlerden ders alırken belki de yoksul kesimin çocukları bu imkanlardan yoksun. Söz konusu durum bana Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Üstün Ergüder ve ekibinin epeydir yapmakta olduğu bir uyarıyı hatırlattı. Eğitmenlerimizin kalitesinde ciddi bir sorun var herhalde, ki benim şahsi gözlemlerim de bu yönde. Çok açık değil mi eğitimde iyi sonuçlar almadan beşerî sermayemizi arttıramayacağız. O zaman da ne yurtdışına katma değerli mallar satabileceğiz ne dünyada aranılan markalarımız olacak ne de zenginleşecek ve tasarruflarımızla ülkemizin kaderini kendi ellerimize alabileceğiz.

Aslında 2002-2011 arasında hükümetlerimiz milli eğitim bütçesini üç katına çıkardı ve halen de eğitime ayrılan kaynaklar artmakta. Bütçemizde milli eğitime, milli savunmadan fazla payı ilk defa 2000’li yıllarda ayırmaya başladık. Ancak sorun sadece kaynak aktarımıyla çözülecek bir sorun değil. Hükümetlerimiz meseleye iyi niyetle yaklaşsa da eğitimde sonuç istenildiği gibi olmadı. Çünkü ne kadar iyi niyet ve maddi kaynak olsa da çocuklarımız eğitmenlerimizin eğittiği kadar yetişebilir. Bütün öğrencilerimize yetecek kadar çok sayıda iyi eğitmene ihtiyacımız var. Bugünlerde doların ne olacağını mı konuşuyoruz? O halde sözünü ettiğim eğitimci kalitesi meselesini de masaya yatırma vakti gelmiştir. Biliniz ki doları kısa vadede merkez bankacılar, uzun vadede ise öğretmenler etkiliyor.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s