Türkiye – NATO – Rusya İlişkileri / 3. Dünya Savaşı Çıkar Mı? (2)

Kasım 1989’da Avrupa’yı ve esasen de tüm dünyayı Kapitalist Batı Bloku ve Komünist Doğu Bloku olarak ikiye ayırmış olan Berlin Duvarı yıkıldı; iki yıl sonra, 26 Aralık 1991’de, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği parçalandı. II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş dönemi de böylece sona ermiş oldu.

Bilindiği üzere II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Avrupa’yı çekim alanında tutmak isteyen ABD, savaşta yerle bir olan Avrupa’nın yeniden inşası için Marshall yardımı programını başlatmıştı. Ruslar ise II. Dünya Savaşı’nda Romanya’dan Baltık bölgesine kadar olan alanı ele geçirmiş, Almanya ile savaş sırasında Polonya’yı bölüşmüşlerdi. Yani kısaca özetlersek, II. Dünya Savaşı esnasında ve savaşın hemen ardından ABD Batı Avrupa’da, Rusya ise Doğu Avrupa’da etkinlik kazanmış durumdaydı. Berlin bu anlamda ilginç bir noktaydı. Berlin II. Dünya Savaşı’nın sonunda hem Rusya hem de Batılı güçler tarafından işgal edilmişti. Berlin’in batı bölgelerinde ABD, doğu bölgelerinde ise Rusya kontrolü sağlamıştı. Bu nedenle şehir, ABD’nin Avrupası ile Rusya’nın Avrupası arasındaki sınırı çizmiş oluyordu. İkiye ayrılmış bir Avrupa vardı ve ABD’nin Avrupa’daki Marshall yardımı atağına Rusya 1947’de 4. Enternasyonal’i (Kominform’u) kurarak karşılık verdi. Amacı Avrupa’daki komünist güçleri birbirleriyle ilişkide ve iletişimde tutmak, ABD’ye birlikte direnç göstermelerini sağlamaktı. Kominform’la, iki gücün Avrupa sahnesinde birbirleriyle mücadeleye gireceği artık iyice anlaşılmış oldu. Bu olayı Soğuk Savaş’ın başı olarak alırsak demek ki Soğuk Savaş insanlığı 1947’den 1991’e kadar ayrıştırmış bir mücadele dönemidir ve ABD ile Rusya’nın etki alanlarında çekişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Soğuk Savaş tabi ki sadece Avrupa ile sınırlı kalmadı. Avrupa’da Almanya’yı tam kalbinden, Berlin’den, ikiye ayıran ve Doğu ile Batı Almanya’yı ortaya çıkartan ABD-Rusya çekişmesi başka bölünmelere de yol açtı. Mesela 1949’da Çinli Komünistler (ki Stalin ile iyi ilişkiler içerisindeydiler ve destek görmekteydiler) devrimi gerçekleştirip iktidardaki milliyetçi Kuomintang’ı Çin’den kovdular. Tayvan’a kaçan eski Çin yönetimi ABD’nin çekim alanına kayarken, Çin Rusya ile iyi ilişkiler kurdu (gerçi Çin’in Rusya ile olan ilişkisi ilerleyen dönemde bozulacak ve 1956’dan sonra Kruşçev liderliğindeki Çin ile Rusya ideolojik olarak artık birbirlerinden pek de haz etmeyecektir). 1950’de ise komünist Kuzey Kore’nin saldırgan tavrı neticesinde Kore’de yaşanan iç savaş Kore’de bugün bile devam eden ve halen kapanmayan Kuzey ve Güney Kore ayırımını doğurmuştur. Kuzey Kore’yi destekleyen tarafın Rusya ve Çin, Güney Kore’yi destekleyenlerin ise ABD ve NATO olduğunu söylemeye herhalde gerek yoktur. Aynı şekilde 1955’te başlayan ve 1975’te sona eren, bir bölümüne ABD’nin de bilfiil katıldığı Vietnam Savaşı da yine benzer biçimde bir yönüyle Rusya destekli Kuzey Vietnam ile ABD destekli Güney Vietnam çekişmesidir. Rusya ile ABD ve ABD’nin NATO ve Arap müttefiklerinin karşı karşıya geldiği bir başka savaş ise 1979-89 arasındaki Rus-Afgan Savaşı’dır.

Bu tür sıcak savaşlar sayesinde Rusya ve ABD direkt olarak birbirleriyle karşılaşmadan vekaleten savaşmış ve birbirlerinin etki alanlarını sınırlamaya çalışmışlardır. Savaşlar haricinde darbeler ve ayaklanmalar yolu ile yapılan Soğuk Savaşı da unutmamalıyız tabi. Mesela Latin Amerika’da darbeler yoluyla Solculara ve Rusya destekçisi hükümetlere geçit vermeyen ABD karşısında Rusya da Afrika’da Batılı ülkelerin dominyonlarında bağımsızlık hareketlerini desteklemiştir. İran ise yine Rusya ve ABD’nin bilek güreşine tutuştuğu ayrı bir örnektir.

Kısaca toparlarsak Soğuk Savaş’ın bize öğrettiği bir şey varsa o da şudur herhalde. Rusya ile ABD çekişmesinden bir üçüncü dünya savaşı çıkması beklenmemelidir (biraz nüktedan bir biçimde ifade edersek; zaten dünya savaşı çıkarmak Almanya’nın milli sporudur. ABD ve Rusya’nın değil). ABD ve Rusya çekiştiği zaman üçüncü dünya savaşı değil ülkelerde teker teker gerginlikler çıkmaktadır zira bu iki güç birbirlerini dengelemek ya da birbirlerine üstünlük sağlamak için devamlı olarak değişik coğrafyalarda hükümetleri devirmeye uğraşmakta, kendilerine yakın yönetimleri iş başına taşımaya çalışmaktadırlar. Bu iki gücün ortasında bocalamak o nedenle iyi bir strateji değildir. Çünkü böyle bir durumda iki gücün birbirleriyle güreşe tutuştuğu güreş minderi olmak ve hatta Kuzey-Güney veya Doğu-Batı diye ikiye bölünmek bile olasıdır. O halde yazımızın ilk bölümünde bahsettiğimiz NATO ile Rusya arasındaki tırmanan gerginlikte Türkiye ne yapmalıdır?

Öncelikle bu sorunun yanıtını verecek taraf tabi ki ben değilim. Birincisi ben milli güvenlik uzmanı değilim. İkincisi zaten Türkiye’nin Dışişleri’nde de, Milli Güvenlik Konseyi’nde de bu soru soruluyor ve çok daha detaylı bir biçimde, çok daha fazla veriye bakılarak gerekli analizler çok daha yetkin biçimde yapılıyordur.

Ancak ben başka bir şeyi sormak istiyorum. Biz bu iki ülke arasında taraf tutmak zorunda mıyız? Bağımsız, bağlantısız kalmak gibi bir şansımız yok mu? Bu sorulara cevabı da yazının üçüncü kısmında arayalım isterseniz. Artık yavaş yavaş ekonomiye kayıyoruz, yazının devamını okuyun, okutun derim. Görüşmek üzere, sevgilerimle…

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

https://www.facebook.com/rhetoricablog/

 

https://twitter.com/@rhetoricablog/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s