Türkiye – NATO – Rusya İlişkileri / 3. Dünya Savaşı Çıkar Mı? (3)

Yazı dizimizin ikinci kısmında, ABD ve Rusya ekseninde iki kutba ayrışan bir dünyada 3. Dünya Savaşı’nın çıkma ihtimalinin düşük olduğunu iddia etmiştim. Bu tür 3. Dünya Savaşı safsataları sanırım hem sosyal hem de geleneksel medyada da dikkat çekici bir ifade olması nedeniyle arada kullanılıyor.

Ancak yazının ikinci bölümünde söz konusu iki gücün arasında bocalamanın sonuçları olacağını, ABD ve Rusya’nın, kendileri arasında arada kalan ülkelerde bir nevi halat çekme oyunu oynadığını ve bu tür ülkelerde çıkardıkları gerginlikler üzerinden birbirlerinin güçlerini sınadıklarını (hatta birbirleriyle vekaleten savaştıklarını) dile getirmiştim.

O halde devam edelim ve soralım:

  1. Türkiye bu iki güç arasında denge kurabilir mi?
  2. Yoksa herhangi birini diğerine kesin olarak tercih etmeli midir?
  3. Yoksa ikisiyle de mesafeli bir konumda durarak dış siyaset yürütebilir mi?

Önce ilk soruyla başlayalım. Bunun cevabı için Avrupa ve Osmanlı dış siyasetinde güç dengesine yaslanma eğiliminin nasıl ortaya çıktığına bir bakalım.

16.yy’da Protestan Reformasyonu’nu takiben 1524 gibi erken bir tarihte din savaşları yaşanmaya başlanmıştı. Nitekim 16.yy’ın müteakip 80 yılı neredeyse devamlı bir din savaşı ile geçti Avrupa’da. 17.yy’ın başına gelindiğinde Batı, Orta ve Kuzey Avrupa hala birbirleriyle anlaşabilmiş değildi. Nitekim 17.yy’ın ortasına kadar da din savaşları devam etti. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, tebaasına Katolik Hıristiyan olmayı şart koşunca Protestanlarla arasında 1618 ile 1648 arasında yaşanacak ünlü 30 yıl savaşları çıktı. 30 yıl savaşlarının hemen başında yaşanan Prag muharebesiyle Çek toprakları olan Bohemya, Silezya ve Moravya’nın kaderi belirlenmiş oldu – bu muhaberenin galibi Kutsal Roma Germen İmparatorluğu sayesinde iki asırlık Protestan idaresi Çek topraklarında bitti ve Çekler halen dini inanç olarak ağırlıklı biçimde Katolik Hıristiyan kaldılar (gerçi 20.yy’da komünizmin etkisiyle dine inananların sayısı inanmayanları neredeyse aşmıştır). Ancak 30 yıl savaşlarının son muhaberesi olan ikinci Prag muharebesi (Prag yakınlarındaki Beyaz Dağ’da savaşıldığı için Beyaz Dağ muharebesi olarak bilinen muharebe) sadece Çek topraklarının değil, tüm Avrupa’nın kaderini belirledi. Bu muharebenin ardından 1648’de Habsburg hanedanlığının yönettiği Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ile Avrupa’nın önde gelen güçleri Westfalya Barış Anlaşmasını imzaladılar. Böylece Avrupa’da din savaşları dönemi 1648’de imzalanan Westfalya Anlaşması ile bitti. Dahası bu Anlaşma ile birçok küçük prenslik Kutsal Roma Germen İmparatorluğu karşısında birçok kazanım elde etmiş oldu. Aynı yıl, yine Habsburg hanedanının hükmettiği Katolik İspanya Krallığı, 80 yıllık bir bağımsızlık mücadelesinin ardından Protestan Hollanda’nın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. 1648 yılı böylece güçlü Habsburg’lara karşı birçok küçük soylunun haklar elde ettiği bir yıl oldu. Daha sonraki yıllarda bu küçük prenslikler büyük Avrupa güçleri karşısında yok olup gitmemek için Avrupa’daki güç dengelerini kollayan, bir Avrupalı tehdidi başka bir Avrupalı güçle ittifak yaparak dengeleyen bir dış siyaset anlayışını Avrupa diplomasisinin günümüze kadar gelen standardı haline getirdiler. Böylece de Avrupa’da 17.yy’ın ikinci yarısından itibaren geçerli olmak üzere Güçler Dengesi (Balance of Powers) siyaseti uluslararası ilişkilerin temeline oturdu.

Pekiyi Avrupa 1524’te kendisini bir asırdan fazla oyalayacak din savaşlarına tutuşurken Osmanlı’da durum neydi? Osmanlı 1526’da Doğu Avrupa’da Macar Krallığı, Hırvat ve Polonya Krallıkları, Bohemya Tahtı, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, Bavyera Düklüğü ve Papalık askerlerine karşı tek başına Mohaç gibi bir zafer kazanabiliyordu. Mohaç’ın anlamı birkaç saat içerisinde Macaristan’ın ele geçirilmesi ve Jagiellon Hanedanlığı’nın bitirilmesidir. Daha sonra Jagiellon Hanedanlığı’nın yerine Habsburg’ların Doğu Avrupa’da Osmanlı’ya rakip oldukları bilinir ancak 1533’de İstanbul’da Avusturya Arşidükü Ferdinand ile İstanbul Anlaşmasını imzalayan Osmanlılar, İstanbul Anlaşmasında kendisi de bir Habsburg olan Ferdinand’ı hemen her Türk vatandaşının halen çok iyi bildiği gibi diplomatik olarak Osmanlı Sadrazamına denk tutmuşlardır. Hatta Ferdinand’ın akrabası ve müttefiği 5. Charles da İspanya Kralı olarak Osmanlı Sadrazamına denk tutulmuştur. Ve Osmanlılar Macaristan’a çok rahat biçimde kendi istedikleri Bulgar Janos Zapolya’ya vermişler, Ferdinand’ı da senelik 30000 gulden vergi ödemek zorunda bırakmışlardır. İşte bu anlaşma Osmanlı’nın 16.yy’da Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avrupa’ya karşı sağlamış olduğu askeri ve diplomatik üstünlüğün net biçimde ifade edildiği bir metindir. Böylesi bir kesin üstünlük 1664’e kadar da iyi kötü benzer haliyle devam etmiştir. Ancak 1664’te St. Gotthard-Mogersdorf savaşından itibaren Osmanlı, Avrupa ve bilhassa Habsburg’lar karşısında eski gücünü koruyamayacak ve daha sonra İmparatorluğun gerileme döneminde Osmanlı da denge siyasetinden medet umacaktır. Zaman zaman İngiltere, Rusya’ya karşı kullanılacak, zaman zaman Almanya, Rusya ve İngiltere’ye karşı vb.

Demek ki mutlak güce sahipseniz denge siyasetine başvurmak durumunda olmuyorsunuz. Türkiye ne yazık ki ABD – Rusya gerginliğinde iki ülkeye de kendi isteklerini empoze ettirebilecek bir mutlak güce sahip görünmüyor. Şu an ne yazık ki bu iki ülke karşısındaki halimiz, Kanuni’nin Habsburglar karşısındaki hali gibi bir kesin üstünlüğü yansıtmıyor. O halde bu iki ülke, Türkiye’yi aralarında tercih yapmaya zorlarsa ne olur? İki ülkeyi denge içinde idare edebilir miyiz? Bu sorunun yanıtı her ne kadar evet olsa da daha önce uzun uzadıya anlattığımız gibi bu iki güç arasında gidip gelmek tehlikeli bir iş. Zira bu iki güç, arafta (yani arada) kalmış ülkeler üzerinde bilek güreşine girişmeyi seviyorlar. O halde kesin olarak bir taraf tutmalı gibiyiz. Pekiyi ABD mi? Rusya mı? Bu sorunun cevabını devletin yetkili organları verecek tabi ancak bir fikir oyunu olarak siz de düşünün derim. Bu soruya bir cevap düşünmeniz için bu hafta burada keselim mi? Yazıyı çok uzattık zaten. Görüşmek üzere, sevgilerimle…

 

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s