Türkiye – NATO – Rusya İlişkileri / 3. Dünya Savaşı Çıkar Mı? (4-Son)

Sosyal medyada ve hatta bazen geleneksel medya ortamında arada sırada ABD ile Rusya arasındaki gerginliklerden bahsedilirken 3. Dünya Savaşı senaryolarına atıf yapıldığına herhalde sizler de rastlamışsınızdır. İşte bu nedenle yazının bundan önceki üç bölümünde özetle ABD ve Rusya arasındaki bir mücadelenin dünya savaşına yol açmayacağını izah etmeye çalıştım.

ABD ve Rusya arasındaki gerginlikler, bu iki ülkenin arasındaki güç paritesi dolayısıyla doğrudan bir savaş üretmekten uzaktır. Bu tip, iki taraftan biri lehine görünür biçimde değişmeyen bir güç paritesi bilindiği gibi 17.yy’dan bu yana bizim bölgemizde İran ve ülkemiz arasında da vardır. İran’la Türkiye’nin birbirlerine karşı nasıl mücadele ettiğini gözünüzün önüne getirdiğinizde ABD ve Rusya’nın birbirlerine karşı verdiği mücadelenin niteliğini de hemen hemen anlamış olursunuz. İki taraf da birbirine karşı mutlak bir üstünlüğe sahip olmadığı için sıcak bir savaştan kaçınır. Ancak, bir yandan da güç paritesini lehine değiştirmek için diğer ülkenin yaşam alanını daraltmaya, üçüncü ülkelerdeki etkinliğini kırmaya çalışır.

Aynen İran ile Türkiye’nin Şii ve Sünni güçler üzerinden Suriye’de yaptıkları gibi, doğrudan değil ama her türlü imkanlarını da kullanarak birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırlar. İşte ABD-Rusya arasındaki mücadelenin bir parçası olmak, bu iki ülkenin her türlü hırsına ülkenizi açmak, ülkenizi onların bir güreş minderi haline getirmek demek olabilir. Böylesi bir risk daima vardır.

Bu riskten kaçınmak için kanımca yapılabilecek iki tür şey var. Birincisi, bu iki ülke arasında ikili oynamayacaksınız. Tarafınızı net biçimde belli etmeniz gerekmekte. Türkiye tarafını ikinci dünya savaşının hemen ardından zaten belli etmişti. Biz Batıyı Rusya’ya tercih etmiş bir NATO ülkesiyiz. AB üyeliğine aday ülkeyiz. Yarım yüzyıldan uzun zamandır Batı bloğunun aktif olarak bir parçasıyız. Dahası mirasını devraldığımız Osmanlı İmparatorluğu da tercihini 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırıldığından bu yana Batılılaşma yönünde kullanmıştı. 1839 Tanzimat’ını, 1856 Islahatını, ilk meclisimiz olan Şura-i Devleti, Kanun-i Esasi ve Meclis-i Mebusan’ı, dahası İstibdat Dönemi’nde ilk gazetecilerimizden olan Şinasi’nin hayran kalınacak cesaretini, Kıbrıs’ta, Midilli’de, Sakız’da sürgünden sürgüne gezdirilirken hayatını yitiren Namık Kemal’in ibretlik çilesi ve gayretini nasıl hiçe sayabiliriz ki.

Unutmamak lazım, Cumhuriyet’in ilanından itibaren de ülkemizin yüzünü Batı’ya döndürmüş olan Mustafa Kemal de Osmanlı’da yetişmiş bir subaydı ve Batılı muasır seviyeyi aşmayı hedeflemişti. Yani kabaca 200 yıl önceden itibaren kesintisiz olarak Batılı olmaya çalışıyoruz. Yüzümüz, yönümüz Batı ve Batılı değerler. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Batı ve Doğu blokları birbirine çarptığında da net bir biçimde Batı’nın askeri yapısı da dahil olmak üzere Batı bloğunda yerimizi aldık.

Ancak son zamanlarda Rusya ile bir yakınlaşma ve aynı döneme denk gelir biçimde ABD, yani günümüz Batı dünyasının başat ülkesi, ile bir bozuşma yaşıyoruz. NATO’dan ayrılıp ŞİÖ’ye girebileceğimizi iddia ediyoruz. Tamam da son 200 senemizde Rusya yanımızda bir ortak olarak yok. Bir rol model olarak da yok. Rusya’nın dünyasında biz ne yapacağız? Bu belirsiz. O zaman yukarıda demiştim ya, ABD ve Rusya’nın mücadelesinde bugün İran’la Türkiye’nin Suriye üzerinde birbirleriyle kapıştığı türden bir riske maruz kalmamak için ilk olarak ikili oynamamanız ve safınızı belli etmeniz gerekir diye. İşte son 200 yılımız ve dahası dünyanın halen ölçümlenebilen gelişmişlik seviyesi o yerin Batı olduğunu net biçimde işaret ediyor bize.

Yukarıda bahsettiğim türden bir riskten kaçınmanın ikinci yolu ise çok güçlü olmak. Mesela Ukrayna’da yaşananlar sonrasında Avrupa’nın Rusya’ya karşı uygulamaya karar verdiği petrol piyasasına ilişkin yaptırımları delen ve hem Batı’nın önemli bir parçası kalan hem de Rusya ile ticari ilişkilerini geliştiren Fransa gibi güçlü olmak. Pekiyi biz bir Fransa mıyız? Fransa’dan eksiklerimiz nelerdir?

Kısa cevabım: biz bir Fransa değiliz. Fransa bizden çok daha güçlü bir ülke. Ve hayır, BM güvenlik konseyi üyesi olduğu için değil ya da AB’nin Almanya’dan sonra en etkili devleti olduğu için de değil. Charles De Gaulle isimli uçak gemisine de sahip donanması ABD’nin ardından tek mavi su donanması kabul edildiği için de değil. Ekonomisi yüzünden çok güçlü. O halde, bu yazı dizimizi burada keselim ve gelecek hafta Fransa ve Türkiye ekonomilerine bakalım. Ne dersiniz? Sevgiler.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s