Osmanlı: Sevelim mi, Yoksa Nefret mi Edelim?

Son dönemde bir Osmanlı hanedanı asilzadesinin (!) görüşlerini ortaya koyması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kat ettiği mesafeyi küçümsemesi; “Osmanlıyı sevelim mi, yoksa nefret mi edelim?” sorusunu tekrar gündeme taşıdı. Bu soruya Cumhuriyet kurulduğundan beri cevap aramaktayız ve sonunda hep ideolojik kamplara bölünüp açık olan resmi ısrarla kaçırmaktayız. Örneğin bir taraf Tanzimat sonrası süreci atlayarak Osmanlı Devleti’ni her türlü gericilikle bağdaştırma kolaycılığına çok sık başvurmakta. Diğer taraf ise son 200 yıl boyunca Batı ve Rusya tarafından aşağılanmasını unutarak Osmanlı Devleti’ni hayalperest bir biçimde yüceleştirmekte.

Başlıktaki soruya cevap bulabilmek için önce sorunun muhatabını bilmemiz gerekiyor. Hangi Osmanlı? Osmanlı hakkında iyi veya kötü bir yargıya varmanın zorluğu da burada başlıyor. 600 yıldan uzun bir süre var olmuş bir imparatorluğun yalnızca belirli bir dönemine bakıp tek bir kanaate sahip olmak mümkün mü? Örneğin Fatih gibi Rönesanstan esinlenmiş, bilim ve sanatı bünyesinde desteklemiş bir deha sultan mı Osmanlıyı temsil etmekte? Yoksa İbrahim gibi saraydan çıkmamış ve müneccimlere devlet yönetimini teslim etmiş bir deli sultan mı? Murat Hüdavendigar gibi savaş alanında yer alan ve şehit olan bir hükümdar mı daha çok temsil eder, yoksa Vahdettin gibi memleketi sömürgeleştirmiş İngilizlerin zırhlısına atlayıp haince kaçıp gitmiş olan mı? Sadece 600 küsur yıl değil mesele, ya uçsuz bucaksız topraklar? Hazine imkanlarının sınırsızca kullanılarak dört bir yani çeşme, hamam ve hanlarla imar edilmiş İstanbul mu gerçek Osmanlı; yoksa Selçukludan beri tımarlı sipahi ve vergi toplanacak toprak diye görülmekten öte yüzüne bakılmamış Anadolu mu? Osmanlının neredeyse sayısız farklı etnik kökenden gelen tebaasını da unutmamalı. Kendisine yalnızca çiftçilik ve sipahilik layık görülmüş ama bunun yanı sıra imparatorluğun sahibi izlenimi de verilmiş olan fukara Türk mü Osmanlı? Ya da ticaretle servet sahibi olmuş ama mahkemede şahitliği Müslümanlara göre yarım sayılan gayri-müslim mi?

Sevmek veya nefret etmek sorumuzun yanıtını bulabilmek için bir diğer yapmamız gerekense kıyaslama. Doğal olarak ölçüt de Batı’da kurulmuş diğer devletler. Kıyaslamanın sonucu da “Hangi Osmanlı?” sorusuna yanıt aramak kadar zor ve cevabı bulmak belki de mümkün değil. Osmanlının Batı’da o dönemde bulunmayan dini hoşgörüsüyle övünmek yerinde ama bu 19. yüzyılda hala ulusal idareyi temsil edecek düzenli bir meclisinin olmaması gerçeğini unutturabilir mi? Mustafa Kemal’in önderlik ettiği İstiklal Harbimizin gururunu bugün dahi yaşarken, 19. yüzyıldaki Sırp ve Yunan isyanlarının bu halkların Kurtuluş Savaşları olduğu gerçeğini göz ardı edebilir miyiz? Batı’daki imparatorlukların köle ticaretini eleştirirken, zorla alıkonup cariye yapılan kadınları yok sayabilir miyiz? Batı kapitalizminin sanayi devrimi ile birlikte yaptığı işçi sömürüsüne ayıp deyip, orta çağdan fazla ilerleyememiş Osmanlı aşiretlerinin marabaları hayvan statüsünde görmelerini savunabilir miyiz?

Osmanlının yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ne bıraktığı miras da göz önünde bulundurulması gereken bir diğer önemli kısım. Miras, maddi anlamda bir varlık aktarımından öte; hayalperest savaşların ve israf sarayların yol açtığı aşırı borçluluğun Türkiye’nin omuzlarına yüklenmesi idi. Üstelik ülke içerisinde gelir elde etme olanağı bulunan neredeyse her tip ulaşım ve haberleşme ağları da Batı mülkiyetindeydi. Borç geri ödemelerinin 1954 yılına kadar sürdüğünü hatırlamak, bu yükün ağırlığını anlayabilmenin en kolay yolu. Peki hiç mi olumlu miras yok? Osmanlı birçoğu Tanzimat itibarıyla kurulmaya başlanmış güvenlik ve savunma amaçlı: Polis, Jandarma ve Harp Okulları; denetim ve yargı için oluşturulmuş: Danıştay, Sayıştay ve Yargıtay; eğitim ve öğretim amaçlı açılmış: İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Lisesi ve Mülkiye gibi değerli kurumları da miras bıraktı. Cumhuriyet dönemi ilk kadrolarının Atatürk de dahil olmak üzere Osmanlı mirasının bir parçası olması da bir başka hakikat.

Son olarak, ya Osmanlı Hanedanı? 1924 yılında hilafetin kaldırılmasını içeren kanunun bir uzantısı olarak hanedan üyeleri sürgün edildiler. Aynı dönemde devrilen Çarlık Rusya’sı hükümdar ailesi Romanovlar yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmadan yargısız infaz edilmiştiler. Genç Cumhuriyet ise belki de bunu hak etmemelerine rağmen hanedan üyelerine bağışlayıcı davranarak can güvenliği içerisinde yurtdışına çıkmalarına izin verdi. Muhtemelen bu iyi niyetin farkına varan aile üyeleri oturdukları saray ve köşkleri yağmalamadan sessiz sedasız yurttan ayrıldılar. Türkiye’ye dönme yasakları olmasına rağmen yurtdışında ülke aleyhine yapılan propagandalara katılmadılar. Üstelik aile büyükleri medyada yer alan röportajlarda özellikle Cumhuriyet kazanımlarına ve Atatürk’ün önderliğine vurguda bulundular.

Özetle Osmanlıyı değerlendirebileceğimiz ne tek bir dönem ne tek bir toprak ne de tek bir halk var. Ötesi Batı ile kıyasladığımızda günahları da çok sevapları da. Öyleyse ortada ne sevilecek ne de nefret edilecek basit ve tek bir Osmanlı var. Mirasında dahi eş zamanlı büyük maddi yükümlülükler ve önemli kurumsal varlıklar bulunmakta. Başında ise yıllarca halkını sömürüp sırtından lüks yaşamış ama ülkeyi soymadan sürgüne gitmeyi de görev bilmiş bir hanedan var. Israrla kaçırdığımız gerçek ise Osmanlının artık geri gelmemek üzere yalnızca tarih kitaplarında yer aldığı. Türkiye Cumhuriyeti ise henüz 94 yaşında ve bugün olduğu gibi yarın da olmaya devam edecek.

Osmanlının geride kaldığı gerçeğini yadsıyarak illa Osmanlıyı sevmek mi istiyoruz? Öyleyse Osmanlı’dan Türkiye’mize miras kalan 1911 yılında kurulmuş Türk Hava Kuvvetleri’nin içine FETÖ üyesi 30 generalin ve 344 subayın yerleşmesine izin vermeyerek başlayalım. Israrla geçmişte kalmış Osmanlıdan nefret etmek mi istiyoruz? Öyleyse Osmanlının sonunu getiren Duyun-i Umumiye’den ders alıp; Türkiye’nin Varlık Fonu gibi denetimsiz bir kurum ile borç sarmalları içine sokulup iflasa sürüklenmesine müsaade etmeyelim. Son söz: İyisiyle ve kötüsüyle Osmanlı geçmişini yok saymayalım fakat şimdiki anda yaşadığımızı atlamadan, elimizdeki tek mevcudun Türkiye Cumhuriyeti olduğunu asla unutmayalım.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

 

2 thoughts on “Osmanlı: Sevelim mi, Yoksa Nefret mi Edelim?

  1. Sizden varlık fonu hakkında yazı bekliyorum. Yazılarınızı takip ediyorum, okuma yapmaktan öte bunu harmanlanmış çıkarımlarla yansıtmak; tarafsız ama bireysel fikir edinimini de geri plana atmayarak bu şekilde yazılarınıza devam etmeniz duası ile.. Saygılar

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s