TVF A.Ş. Hakkında Farazi Bir Söyleşi AH Sordu, OH Cevapladı

Ağustos ayında yasası çıkartılmış olan Türkiye Varlık Fonu (TVF) geçen hafta kendisine devredilen kamu varlıkları ile hayat bulmuş oldu. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İş Bankası Grubu, OYAK ya da Koç Grubu’nu geride bırakacak büyüklükte bir yatırım holding şirketi kurmak üzere adım attı. Türkiye’de kamu hizmetlerinin bir kamu yararı gözetilmeden kâr amaçlı yönetilmesine zaten uzun zamandır alışmış durumdayız. O nedenle pek çok kamu varlığının bir araya getirilerek bir holding anonim şirketi kurulması kamu hizmet sağlayıcısının çalışma şekli açısından çok acayip bir durum değil. Ancak yine de anlaşılması zor bir durum var: TVF gibi bir yapıya Türkiye’de neden ihtiyaç duyuldu?

İşte bu nedenle aklımızdaki bazı soruları Arif Hoca (AH) sizler için Orçun Hoca’ya sordu (OH) ve aldığı cevapları bizim için derledi. Buyurun okuyun:

AH: Orçun Hocam merhaba. Varlık Fonu ne demektir? Açıklarsanız sevinirim.

OH: Örneğin para biriktirir ve bankaya gidersiniz. Size bankadaki müşteri temsilcisi “paranızı B tipi likit fona koyalım isterseniz” der. İşte tüm bu fonların yaptığı şey şudur: ellerinde para toplayıp ve sonra bu parayı değerlendirirler. Banka sizden fon için aldığı parayı sizin gibi bankaya aynı nedenle para yatırmış insanların paralarının yanına ekler. Böylece bir havuz oluşturur ve bu havuzla yatırımlar yapar. Yatırımların getirisini de sizlere pay eder. Yani yatırım amacıyla toplanmış paraya fon deniyor dersek çok kestirme ama pek de hatalı olmayan bir tanım yapmış oluruz. TVF de birçok kamu malının getirisine sahip oldu biliyorsunuz. Elindeki bu varlıkların getirileri ile hatta bazen varlıkların kendilerini rehnederek yatırımlarını yapacak. Devletin başlangıçta koyduğu cüzi sayılabilecek bir sermayesi de var tabi. Aynı bir banka gibi elindeki paraları hisse senedi piyasasında, bono-tahvil piyasasında değerlendirecek, altyapı projelerine kredi verecek, ortak olacak vs. bu yatırımlarından gelir elde edecek.

AH: Ziraat, Vakıf, Halk gibi kamu bankalarımız bu tür hisse senedi veya tahvil bono piyasalarımızda yatırım yapmıyor mu? Kredi de veriyorlar. Mesela proje ortaklığı için de kamu katılım bankaları kuruluyor, onlar kullanılamaz mıydı?

OH: Bu fon, onların yaptığından çok daha büyük meblağlarda yatırım yapabilme kapasitesine sahip olacak. Bu birinci nokta. Bu sayede piyasa yapıcılığı gücü çok daha fazla olacak bir yapı planlanmış. İkinci olarak esas nokta Sayıştay ve Meclis denetimi dışında olacağı için çok daha esnek olabilecek, Ancak denetimsizliğin sakıncaları da olacaktır.  Üçüncüsü, kuracağı alt fonlarla sektör temelli kalkınmaya destek sağlayabilir. Mesela eğitim fonu, milli savunma fonu vs. gibi fonlar sayesinde kamu kaynaklarını çok daha yoğun ve etkili biçimde istenilen alanlara kaydırabilecektir bu fon.

AH: TVF’ye o halde ciddi biçimde ihtiyaç duyuyorduk diyebilir miyiz?

OH: Aslında başarabilecekleri açısından potansiyeli olsa da bu fona Türkiye gibi bir ülke temelde çok ihtiyaç duymamaktadır. Öncelikle ülke varlık fonlarının kuruluş mantığını gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu tür fonlar en temelde Hollanda Hastalığı’ndan korunmak için yararlı oluşumlar.

AH: Hollanda hastalığı mı? Açar mısınız?

OH: Vaktiyle Hollanda Kuzey Buz Denizi’nde petrol yatakları keşfedip petrol ihracatçısı bir ülke konumuna geldikten sonra ihracat gelirlerinde ciddi bir artış yaşamış ve aynı zamanda petrol sektörü haricindeki sektörlerde de bir gerileme sürecine girmiştir. Çünkü petrol talebin elastik olmadığı bir üründür (yani fiyatı çok pahalılaşsa bile kullanılır – çabuk bir ikamesi yok çünkü). İşte bu ürün yeni petrol yatakları bulunduktan sonra Hollanda’ya ciddi ihracat geliri yaratmıştır. İhracatın artması yurda giren döviz demek. Döviz bollaşınca ne olur? Döviz değer yitirir. Yani yerli para değerlenir. Normalde ödemeler dengesi böyle bir durumda kendiliğinden denkleşir. Yani yerli para değer kazandığı için yerli ürünler yabancılar nezdinde pahalı hale gelir, yabancılar mallarınızı alamaz ve ihracatınız düşer. Aynı zamanda yerli paranız değerlendiği için yine, yabancı ürünler sizin nezdinizde ucuz hale gelir ve sizin ithalatınız artar. Yani ilk başta bollaşan döviz, yavaş yavaş kıtlaşmaya başlar ve paranız bu defa değer yitirir, yabancı paralar değer kazanır. Süreç tersine döner yani ve ödemeler dengesi denkleşmesi böylece yaşanır.

Şimdi resmin içine herhangi bir ihracat ürünü değil de petrol girerse ne oluyor? Petrol talebin elastik olmadığı bir ürün yani ne kadar pahalılaşsa da almak zorunda insanlar; ulaşım, ısınma, üretim vb. ihtiyaçlar için. O nedenle Hollanda ya da çeşitli Arap ülkeleri gibi bu ürünü satıyorsanız ihracat gelirleriniz muazzam oluyor. Paranız değerleniyor yalnız ürün hep talep gördüğü için yukarıda anlattığım otomatik denkleşme yaşanmıyor; petrol dışındaki sektörlerde ihracat yapamamaya başlıyorsunuz. Çünkü artık o ürünleriniz yabancılar için ateş pahası oluyor ve o ürünlere olan talep biraz da esnekse  – Hollanda bile olsanız – sizin traktör ve çiçek ihracatınızı tehdit ediyor (ki vaktiyle etmiş). Hatta daha da beteri her şeyi dışardan almak sizin için çok ucuz oluyor ve kendi sanayi birikiminizi oluşturamıyorsunuz (Arap memleketlerinin çektiği sıkıntı).

O halde ne yapacaksınız? Bunun için böyle nedenlerle (bir tür doğal varlık zenginliği nedeniyle yani) yukarıda anlattığım gibi reel ekonomik sonuçları olan bir parasal sıkıntı yaşamamak için bazı ülkeler ülke varlık fonları kurmuşlar zamanında ve mesela petrolden gelen geliri yurtdışı yatırımlarda kullanmışlar. Böylece petrol satmışlar, 100 dolar kazanmışlar örneğin, bu para ülkeye girse yerli parayı değerlendirip doları ucuzlatacak diye almışlar bu 100 dolarla gidip İngiltere’de 100 dolarlık Rolls-Royce hissesi almışlar. Hem yabancı para (100 dolar) ülkede sisteme sokulmadığı için kurlara etki etmemiş hem de enflasyon yaratılmamış olmuş. Bir yandan da petrol geliri gelecek nesilleri zenginleştirecek bir kamu yatırımına dönüştürülmüş. Tabi bu tip fonlarla hep yurtdışı yatırımları finanse edilmiş gibi bir intiba da oluşmasın. Mesela şu da yapılıyor, bir büyük baraj projeniz var. Bu proje için uluslararası yatırım bankalarından Bayındırlık Bakanlığınız borç alacak. Tabi ki elinizde böyle bir fonunuz varsa, uluslararası bankalar yerine kendi fonunuzdan bakanlığınızın projesine yatırım yapabiliyor ve finansman sağlayabiliyorsunuz?

AH: Sadece petrol gibi doğal zenginliklerin ihracatından kazanılan para ile mi kuruluyor varlık fonları dünyada?

OH: Hayır. Çıkış mantığı buradan olmuş. Ama sonra ne olmuş derseniz; bu kervana ihracata dayalı büyüme stratejisi uygulayan ülkeler de katılmış. Mesela Japonya, Almanya gibi. Bu ülkeler de birçok sektörde müthiş bir küresel rekabet avantajına sahipler. O nedenle mesela Alman arabaları ya da Japon mercekleri ne kadar fiyat avantajını kaybetseler de Dünya daha fazla para verip bu ülkelerden araba (Mercedes, BMW) ya da mercek (Nikon, Canon) almaya devam edebiliyor. Aynı petrol gibi bir yere kadar talebin elastikiyetini yitirdiği sektörlere sahipler yani – biz iktisatçıların tekelci rekabet dediği bir ortamda kaliteleri ile, dayanıklılıkları ile kolay ikame edilemez üreticiler olmuşlar. Ama onlar da işte günün birinde sadece bu birkaç başat sektöre teslim olmamak, diğer sektörlerdeki fiyat avantajlarını yitirmemek ve böylece ülkelerindeki diğer sektörleri kaybetmemek için böyle fonlar kurmuşlar.

Çin de mesela devamlı ihracat yapabilmek ve kontrollü kur politikasını devam ettirebilmek için dünyanın en büyük ülke varlık fonunu kurmuş. Kısacası bu fonların bir kuruluş mantığı var. Şimdi bize bakıyorum, böyle bir Hollanda hastalığı tehdidi yok. Dahası yukarıda yazdıklarımı okurken fark etmişsinizdir, bu fonların harcamaları belli bir gelir kaynağına bağlanmış diğer ülkelerde, mesela petrol gelirleri ya da daha genel olarak ihracat gelirleri, sektörel gelirler. Bizde ise kamunun tüm gelir getirebilecek kurum ve varlıkları fona devrediliyor. Bir yanda THY, diğer yanda BİST, başka bir yanda ise değerli turizm arazileri- tam bir çorba bu. Bir de yurtdışı işlemlerden kazanılan para bu tip fonlara aktarıldığında bir mana ifade ediyor, çünkü o zaman kur hareketlerinin ve enflasyonun önüne geçen bir yapı oluyor elinizde. Ancak biz tamamen yurtiçi gelirlerimizi aktarıyoruz bu yapıya. Yani sağ cebimizdeki paraları toplayıp sol cebimize koyuyoruz. Bunu Erbakan Kamu Harcama Havuzu olarak zaten planlamamış mıydı? Türkiye o deneyimden ne elde etti de şimdi bu TVF başka bir sihir katsın ekonomimize?

AH: Erbakan’ın Kamu Harcama Havuzu dediniz. Bu Fon tarihimizdeki başka hangi örneklere benziyor? Tamamen yeni bir şey değil herhalde.

OH: Eğer kamu kaynaklarının ortak kullanımı açısından bakılırsa kamu kaynak havuzu sistemine benzeyen yanları yok değil. O sistem bir yatırım sistemi değildi tabi, kamunun nakit fazlası olan kurumları ile nakit açığı olan kurumlarının fonlanması projesi idi. Doğrudan fonlara bakarsak da son 300 senemizde Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye olarak, iktisat tarihimiz kurulan benzer fonlarla dolu (ama onlar daha dar kapsamlı idi). Mesela ülkenin modern bir orduya kavuşması için kurulan İrad-ı cedid, ya da Turgut Özal zamanında kurulan Fak-Fuk-Fon, Kamu Ortaklığı Fonu (KOF) vs. Hem bu fonlar hem de az evvel bahsettiğim kamu kaynak havuzu nihayetinde hep aynı şeyi yaptı; bütçe disiplinini bozdu.

AH: Yani bu fondan başta olumlu bir şeymiş gibi bahsettiniz. Ama sonra söylediklerinizi duyunca sormak istiyorum: beklentileriniz olumsuz diyebilir miyiz?

OH: Hayır, tamamen olumsuz değilim. Böyle bir fonla başta da dediğim gibi çok güzel şeyler başarılabilir. Ama hedeflerini okuduğumda çok abartılı beklentiler içinde olunduğunu görüyorum. Mesela on yıl boyunca %1,5 oranında büyüme oranımızı artıracağı bekleniyor. Ya da yüzbinlerce kişiye yeni iş imkânı yaratacağı söyleniyor. İslami finans ürünlerinin kullanımını yaygınlaştırmaktan sermaye piyasalarını derinleştirmeye, finansal sistemde istikrar sağlamaya kadar her şeye iyi gelecek bir yapı olması bekleniyor. Başlangıçta moral ve motivasyon amaçları ile bu kadar iddialı bir söyleme sahip olunduğunu düşünüyorum yoksa fon sadece baş ağrısına iyi gelmeyecek, onun haricinde mucizeler yaratacak gibi lanse ediliyor. Dediğim gibi sonuçta devleti bu fon aracılığıyla yatırımlar yapacak, bu çok güzel bir amaç. Ama gerçekçi olmak da iyi bir huydur. Üzerine bir de şunu yeniden hatırlatmak da fayda görüyorum. Az önce de belirttiğim gibi, bu yapıya özellikle ihtiyaç duyan bir ülke değiliz. Ne ihracata dayalı döviz girişleri ile bozulan bir dış denge ve sanayi yapımız, ne de bu yüzden maruz kaldığımız bir enflasyon problemimiz var. Ülkemizde daha fazla yatırım yapılsın istiyorsak, bunu özel sektör eliyle de başarabiliriz aslında. Sadece istikrar, hukukun üstünlüğü, eğitimli iş gücü gibi bileşenler tam olursa Türkiye zaten istediği her alanda yatırımcı çekebilecek, cazip fırsatlara sahip bir ülke. O zaman planlanan yatırımlar, hedeflenen yüksek büyüme oranları, yaratılan yeni istihdam kendiliğinden hayata geçecektir.

AH: Fonun riskleri nelerdir?

OH: Fon hisse senetleri piyasası gibi riskli piyasalarda işlemler yapabilecek. Hatta belki birçok yapılandırılmış komplike ürüne portföyünde yer verecek. Bu yatırımlardan zarar edilebilir. Bu en temel yatırım riski. Yüksek getiri yüksek risk demektir. Fon belli ki sabit getirili risksiz ürünlere yatırım yapmayacak, o nedenle kamunun parası harcanırken mutlaka dikkatli olunmalı, aşırı risk alınmamalı, zarardan çabuk dönmek için her yatırımda düşük seviyeli zarar durdurma seviyeleri belirlenmeli. Bu birinci risk.

Bir başka tehdit daha var. Fon devletin gelir getiren birçok malına sahip ve bu mallar üzerinde Sayıştay, Meclis vb. denetimler olmadan tasarruf da bulunabilecek. Şimdi ki yönetimin için, kabiliyetine laf edemem. Ama şöyle bir riski de tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Varsayalım ki Türkiye’miz bir elli ya da yüz sene sonra aynı bugün Suriye’de olduğu gibi bir karışıklık yaşadı. Diyelim ki gelecekte böylesi zor bir döneme girdi ülkemiz ve o günün Türkiye’sinde başımızda aynen şu an Suriye’deki uğursuz gibi biri var. O kişi ülkenin karışıklığında böyle denetimsiz bir yapı ile Türkiye’nin tüm kamusal zenginliğini kişisel hesaplara aktarmak için kullanamaz mı? Neticede denetim sadece özel dış denetim şirketlerine tevdi edilmiş durumda. Bu şirketler para karşılığı muhasebe denetimi yapacaklar. İş işten geçtikten sonra Enron skandalı gibi dertlerle karşılaşmayalım.

Üçüncü olarak kamu bu kadar büyük bir fonla özel yatırımcılar açısından bir dışlama etkisi yaratmamalı piyasalarda.

Son olarak söz konusu fona kötü durumdaki kamu yatırımlarının kurtarılması görevi kesinlikle verilmemeli. Kötü durumdaki kamu yatırımları kurtarılacağına, BİST gibi, THY gibi, Ziraat Bankası gibi daha düzgün işleyişi olan kurumlarımıza zarar veririz. Mesela Türk Telekom şu aralar zor durumda fon elindeki kaynaklarla Türk Telekom’u kurtarma gibi işlere soyunmamalı. Yoksa görev zararlarının kamu mali disiplinini ve fona devredilmiş varlıkların bilançolarını nasıl bozabileceğini zaten uzun uzadıya konuşmaya gerek yok değil mi?

AH: Hocam teşekkürler.

OH: Ben teşekkür ederim. Hayırlara vesile olsun bu yeni Fon.

 

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s