Göç Ekonomisi (3): Yolun Sonu

Daha önceki bölümlerde istatistiklerden faydalanarak ekonomik kalkınma ile kırsaldan kente yaşanan göç arasındaki doğrusal ilişkiyi ortaya koymaya çalışmıştım. Aslında bu konu ile ilgili ekonometrik yöntemler kullanılarak yapılmış çok güzel bir çalışma var, konuyu daha detaylı incelemek isteyenler Ekrame Boubtane’nin 9 Şubat 2017’de yayınlanan makalesine göz atabilirler. Kısacası makale daha önceki bölümlerde anlatmaya çalıştığım gibi ekonomi ile kırsaldan şehirlere yaşanan göç arasında doğrusal bir ilişki ortaya koyuyor.  Sıkıcı bir insan olarak gene istatistiklere dönmek istiyorum, son açıklanan TÜİK işsizlik raporunda genç nüfus işsizlik oranı %22,6 olarak gerçekleşmiş. Eldeki bu veri ile bahsettiğimiz göç olgusu arasında nasıl bir bağlantı var diyebilirsiniz. İşsizlik verisine konu olan gençlerin çoğu daha önce bahsettiğimiz göç hareketi sonrası şehirlerde doğmuş insanlar. Gençler arasında ki yüksek işsizlik oranı da daha önce istatistiklerle ifade ettiğimiz ekonomik dönüşümden, iş arayışına başlayan gençlerin yeteri kadar yer bulamadığını gösteriyor.  Haklı olarak şunu söyleyebilirsiniz emek piyasasına tecrübesiz bir insan olarak girmek zordur. Bu söyleme katılmamak mümkün değil ancak bu kadar zor olmamalı. Eskiden üniversite eğitimi almış insanların çok daha rahat iş bulduğu bir ortamdan, üniversite mezunu insanların mezun olduktan sonra aylar ve hatta yıllar alan iş bulma serüvenin yaşandığı bir ortama geldik. Bu durum üniversite mezunu olmayan gençler içinde geçerli.

Buradan iki sonuç çıkabiliriz, yıllar itibariyle kırsal alanlardan şehirlere yaşanan göçlerle ivme kazanan ve üretim metotları itibariyle yapısı değişen ekonomimiz, göç hareketinin yavaşlaması ile doğru orantılı olarak, hali hazırda iş gücüne katılmayı bekleyen gençler için yeteri kadar büyüme yaratamıyor veya değişen dünya koşullarına paralel olarak insan kaynağımızı iyi eğitemiyoruz ve işgücü piyasasına girmekte zorlanıyorlar.

Eğitim çok önemli bir konu ve öyle ki bir sürü insan bu konu ile ilgili olarak yazıp çiziyor. Varsayalım ki biz insanlara iyi eğitim verdik; düşünün ki ilkokul çağında ki çocuklara programlama öğrettik ve çağı yakalayan insan kaynağımız var. Ama bu insanların katma değer yaratacakları ortam yoksa gene gençler arasında yüksek işsizlik oranıyla karşı karşıya kalacağız.  Kısa yoldan olaya el atıp, ortam hazırlamayalım diyebiliriz ancak dünden yarına olacak kadar kolay değil ortam hazırlamak. Şu an gelişen üretim metotlarının sonucu olarak makinelerden vergi alınmasının tartışıldığı bir dünya ile karşı karşıya kaldığımızı da unutmamak lazım. Bu konu ile ilgili olarak Daron Acemoğlu’nun Mayıs 2016 tarihli “İnsanlar ve Makineler Arasındaki Yarış” adlı makalesine göz atmanızı öneririm.

Sosyal medyada bu konuyla ilgili çok güzel karşılaştırmaları bulmak mümkün; verilen en güzel örneklerden biri de Google ile THY kıyaslamasıdır.  İki şirket arasındaki çalışan sayısı ve net sermaye tutarı farkı ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulur. Bizden daha eğitimli ve bunu ekonomilerine yansıtmış bir ülke olan Almanya’da dahi Google tarzında bir firmanın filizlendiğini ben duymadım.  Gene sıkıcı bir insan olarak istatistiklere geri dönüyorum ve Almanya ‘da genç işsizlik oranın %6,5 olduğunu söylemek istiyorum.

Biz de bir noktada bu işin bir ucundan başlamalıyız ve yukarıda söylediğim ilkokul çağında ki çocuklara programlama öğretmek iyi bir başlangıç olabilir. Öncesinde ise atıl kapasite olarak kullandığımız turizm ve tarım sektörüne yönelebiliriz. Özelikle tarım sektöründe büyük bir reforma ihtiyaç olduğu aşikâr. Yanılgıya düşüp, tekrar kırsala göç başlatıp, verimliğimizi düşürmekten bahsetmiyorum, verimlilik artışını ve yüksek teknolojiye dayalı üretim metotlarını ilk çıkış noktamız olan tarım sektöründe başlatalım. Diyebilirsiniz ki tarımda makineleşme zaten yaşandı. Basit anlatımıyla traktör kullanım oranın artmasından değindiğim nokta değil; tarım teknolojisi geliştirerek İsrail’in yarattığı kadar katma değer yaratmalıyız. Muğlak anlatımdan rakamlara dönelim ve işimizi kolaylaştıralım. Toplam ekilebilir alanlar ve tarım sektöründe çalışan nüfus göz önünde bulundurduğumuzda İsrail’in tarım ürünleri ihracatı 1,3 milyar USD, Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatı ise 738 milyon Avro.

En kolay dan başlayıp zora doğru ilerlemek, zordan başlayıp kolaya doğru ilerlemekten takdir edersiniz ki daha kolay olur.  Bu son yazımızda elimden geldiğince kırsaldan şehirlere göç hikayesi biterken yapısal olarak ekonomik büyüme sorunsalı ile karşı kaşıya olduğumuzu anlatmaya çalıştım, göstermiş olduğunuz sabır için teşekkür ederim.

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

https://www.facebook.com/rhetoricablog/

 

https://twitter.com/@rhetoricablog/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s