Bürokrasi (2): Kalkınmanın Anahtarı

Önceki yazımızda bürokrasinin tanımı, kötü örnekleri ve pek de farkında olmadığımız faydalarından bahsettik. İlk bölüme buradan erişebilirsiniz.

Şimdi, neden kötü algıladığımızı tartışalım.

Bürokrasinin Kötüye kullanımı

Türkiye’de ve gelişmekte olan ülkelerde, bürokrasinin kötüye kullanımı ciddi bir problem. İlk olarak, kişiler, devletin verdiği yetkiyi kötüye kullanabilirler, işi hızlandırmak için rüşvet talep edebilirler. Bunu engellemenin kesin bir yolu yok, kültürel, süreçsel ve teknolojik bir mücadele gerektiriyor. Bazen çok basit önlemlerle, (polis araçlarına kamera koyulması vs.) büyük sorunların çözüldüğü görülüyor. Bunun dışında, devletin bunu engelleyecek stratejileri ve prosedürleri (örnek: şikâyet izleme) büyük öneme haiz.

Bir diğer problem, işlerin uzaması. Bunun sebepleri arasında çok dikey kurum yapısı (memur, amir, müdür…) ve yerel olarak verilemeyen kararlar (Ankara’dan onay bekliyoruz) var. Burada, devlet aygıtının eli eskisinden çok daha güçlü. E-devlet, Avrupa Birliği’nde bire yedi oranında getirisi olmuş bir dönüşüm. Ülkemizde bunun kat kat olduğu inkâr edilemez. Bu noktada, yalın yaklaşım gerekli, yani katma değerli işlerin getirdiği gecikme (örnek: ÇED raporu) ile katma değersiz işlerin getirisi (bunu üst katta memur beye kaşeletip getirin) ayırt edilmeli. Birisi işin son termin tarihinde doğal olarak olması gereken bir şey, diğeri önlenebilir. Bunun yanında, yönetimin merkeziyetten uzaklaşması, yatay organizasyon yapısı, süreç odaklılık, dikey yerine yatay denetim gibi yaklaşımlar revaçta ve etkili sonuçlar veriyor.

Bürokrasiye yöneltilen eleştirilerden biri, seçilmeyen kişilerin gelmesidir. Oysa ki, burada sorgulamamız gereken konu, görevdeki kişinin seçilip seçilmediği değil, liyakatı olmalıdır. Sözgelimi, devlet konservatuarlarının başına gelecek kişi seçim ile mi gelmelidir? Öyle ise, bu konuda oy vermemeyi tercih ederim, çünkü uzmanlık alanım değil. Bunun yerine, kişinin niteliklerinin göreve uygun olması çok daha kritiktir. Aslında, uzmanlığa dayalı görevler, kesinlikle seçime veya siyasete bırakılmamalıdır. Öte yandan, bürokrasinin kalıplarının büyük oranda kırıldığının ifade edildiği son yılların Türkiye’sinde, kritik bürokratların kaç tanesinin uygun niteliğe sahip olduğu büyük bir soru işareti. Yetkin bürokratlarınız olmazsa, bürokrasi içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

İnsani Durumların İhmali

Şimdi de bir film tavsiyesinde bulunmak istiyorum. İran sinemasından bir başyapıt: Bir Ayrılık (3). Bu filmde pek çok şey anlatılmakla beraber, beni etkileyen kısmı, rüşvet, yolsuzluk gibi uygulamaların olmadığı ve yukarıdan bakınca mükemmel işlediği görülen bir düzende, sistemin işleyişi açısından ihmal edilebilir sayıda, yani küçük problemlerin, insanların hayatlarında oluşturduğu çok büyük etkiler.

Filmdeki örnekte, kendisine atılan bir suçlama nedeniyle hâkim tarafından geceyi nezarette geçirmek zorunda bırakılan kişi örneğimiz. Kurallara göre, orda olmak zorunda, fakat babası felçli ve bakıma muhtaç, eşi ile de ayrıldığı için, ondan bunu isteyemiyor, fakat kayıtlara göre henüz evli, yani bakmakla yükümlü tek kişi de kendisi değil. Daha birkaç gün önce tartışmışlar, fakat henüz resmi olarak ayrılmadılar. Burada hâkim haklı, kuralı uyguluyor. Ama adam çaresiz.

Bürokrasi bazen hepimizi çaresiz bırakıyor. Geçen sene pasaportumla ilgili sorunlarda ben de yaşadım. Yukarıdan bakınca anlam verebildiğimiz şeyler, insanların hayatında onulmaz yaralar açabiliyor. Burada doğrudan bir çözüm önerim yok. Fakat, devlet görevlilerinin uygun nitelikte olması şartı ile, inisiyatif kullanımına şeffaf bir şekilde izin verecek bazı eskalasyon prosedürleri uygulanabilir. Yani, hâkimin bu tip durumlarda, kişinin bakım sorunu çözmesi için bazı ayrıcalıklar tanımasına izin verilebilir. Yazının başında belirttiğim, standartlaşmanın insancıl olmayışı problemi bu ve doğrudan çözümü yok. Fakat, sağlam bürokratik prosedürler uygulandığında, görevlilerin bu tip durumları yönetecek kaynak ve zamana erişeceğini umut ediyorum. Fakat her halükârda kötüye kullanımı mümkün. Bunu azaltmak için belki bir üst düzeye eskalasyon ya da kurul toplanması gibi bazı kararlar ile sorumluluk dağıtılabilir.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok

Bazı şeyleri daha iyi anlamak ve tecrübe etmek için, illa sizin yaşamamıza gerek yok. Yaşayan kişi ve kuruluşlara bakabilirsiniz. Avrupa Birliği, bürokratik işlemleri standarlaştırmak ve belli bir kalitede tutmak için işleri Brüksel’de merkezileştirdi ve dev binalar dikti, içinde binlerce uzman çalışıyor. Avrupa Birliği’i eleştirileri olanlar olabilir, fakat AB’nin elinden tuttuğu ülkelerin nereden nereye geldiğine, Türkiye’de bile üyelik sürecinin ciddiye alındığı dönemde, iş standartlarının nereden nereye yükseldiğine bakmak yeterli.

Bunun dışında başarılı şirketlere de bakabiliriz. Hatta, şirketlerin sırf prosedürlerini yazılı hale getirmesini ve bunu uyduğunu belgelendiren kalite belgeleri ve kuruluşları var.

Bu kadar devlet ve şirketin tabi ki bir bildiği var. O bildiklerini de yukarıda saymaya çalıştım.

Aşağıda Dünya Banka’sının iş yapma kolaylığı endeksi var. Liste, gelir düzeyi yüksek olandan düşük olana doğru ilerliyor. Yüksel gelirli ülkeler, temelinde Batı Avrupa ülkeleri, bürokrasisi sorun olarak gösterilen ülkeler, fakat bu ülkelerde iş yapmak “en kolay”, çünkü, prosedürü belli, kuralı belli.

Bürokrasi (2) Kalkınmanın Anahtarı 2

Bu bize ne ifade ediyor?

Bütün bunları, güncel konulara takılmayı çok istemesem de referandum sürecine bağlayacağım. Önerilen hükümet sistemi ile mevcut sistem arasındaki en önemli farklardan birinin, evet lehinde fikir beyan edenlerin de çoğunun öne sürdüğü, bürokrasinin zayıflatılması konusu. Yukarıda bahsedilen kötüye kullanımlar yüzünden, ülkemizde hep olumsuz bir anlamı olan, hatta sözlüğümüzde “kırtasiyecilik” olarak da yer bulan bir konseptin yok edileceğinin vaadi, insanlara çekici gelebilir.

Fakat, zararlı olan şey, bürokrasinin kendisi değil, yanlış uygulamalarıdır. Öte yandan, bazı şeyleri seçmek için uygun değilizdir. Ben bir eğitim uzmanı değilim. En iyi eğitim stratejisini seçemem. Siyasi kişiler de böyle. Bu noktada yapılması gereken, bu işin, ehliyetli bürokratlara bırakılmasıdır. Burada ehliyet kısmı çok mühim, bu kısmı atlarsak, tüm anlamın içi boşalır.

Ehliyetli bürokratlar, hatta ben buna teknokrat diyeceğim, çünkü ehliyetten kastım teknik bilgi, ülkemizde süregeldiği gibi idari bilgi ve çevre değil, hükümet ve seçimlerden bağımsız olmalıdır ve strateji belirlemede siyaset ile ortak çalışmalı, fakat taktik ve operasyonel kararlarda (kısa vadeli kararlar), daha özerk olmalıdır.

Burada önerdiğim şey bir statüko değil, yanlış anlaşılmasını istemem, uzmanlığa dayalı yönetim ve kurumların devamlılığı. Kişilerden bağımsız, ilkelerle yönetilen bir yapıya kavuşması.

Peki insanlar neyi seçecek?

İnsanlar, genel gidişatı seçecekler. Seçtikleri partiler, ülke için bir vizyon ortaya koyacaklar. Bürokratlar da bu vizyonun gerçekleştirilmesi için teknik bilgi ve tecrübelerini kullanacaklar.

Bürokrasi bitirilirse ne olur?

Bu durumda en büyük problem, ilkelerin kaybolması olacaktır. İşin ehlinin işin başına geçmesini sağlayacak, yolsuzluğu engelleyecek ilkeler, devletin, bir aygıt olarak yürümesini sağlayan ilkeler kaybolacaktır.

Ayrıca, şayet yönetim değişirse, tüm devlet organizasyonunun yeniden yapılanması gerekecek, kısa sürede işler bir sistem oluşturması imkânsız hale gelecektir.

Mücadele etmemiz gereken şey, bürokrasi değil, onun yanlış kullanımı!

Yukarıda bahsettiğimiz üzere, liyakat ve ehliyet devlet görevlendirmelerinde en üste taşındığında, devlet süreçlerini hızlandırmak ve rüşveti önlemek adına inisiyatif kullandığında, bürokrasi bizim için işleri yavaşlatan bir araçtan çok, hızlandıran, doğru karar vermemizi sağlayan, siyasi değişimlerden etkilenmeyen bir düzen oluşturmamızı sağlıyor. Yani, bürokrasinin negatif anlamı ile mücadele problemin doğru tespiti, fakat dünyada örneklerine de baktığımızda, çözümü bunu ortadan kaldıracak bir sistem ortaya koymak değil, bürokrasiyi halkın faydasına sunacak bir araç haline getirmektir. Varoluşsal olarak beraberinde getirdiği problemler ise, iyi niyetle çözülebilecek problemlerdir.

Bir vaka: Abdullah Bin Üreykit

Abdullah Bin Üreykit, İslam peygamberinin Taif olayında elçi olarak görevlendirdiği kişidir. Daha sonra, hicret olayında, ücret karşılığı yol gösterici olarak tutulmuştur. Buraya kadar her şey normal. Burada ilginç olan kısım, kendisinin putperest olmasıdır. Yani, İslam peygamberi bile, “bu bizdendir, bu değildir” tipi bir yaklaşım yerine, çok kritik olaylarda dahil, ehliyeti öne çıkaran seçimler yapmıştır, bu kişi putperest olsa bile.

Bu örneği özellikle vermemin sebebi, Türkiye’de mütedeyyin kesimin, referandumda önerilen sisteme, bürokrasi karşıtlığı nedeniyle destek verme eğiliminde olmasıdır. Oysa, İslam peygamberi bile işi ehline verecek sistemler oluşturuyordu. Ders alınması gereken bir durum.

İleri okuma-izleme:

  • A seperation, Asghar Farhadi, 2011.

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s