Patlayan İşsizlik: Kadınların Zorunlu İstilası

Bu yazıyı dolar kurunun dört nala şaha kalktığı Aralık 2016 veya Ocak 2017’de yazmak istemedim.  Piyasaların hafif de olsa sakinleşip dolar kurunun birkaç ay içerisinde yeni bir facialar zinciri yaşanmadığı takdirde, ki burası Türkiye, öyle kolayca 8 ya da 10 TL olamayacağına hep beraber ikna olalım istedim. Bu konuyla ilgili görüşlerimi “Bir Garip Ekonomik Buhran Beklentisi (3): Kaçınılmaz Son?” isimli yazımda paylaşmıştım.

Ekonominin şoklara en hızlı reaksiyon veren kısmı dolar kuru ve haliyle doları sürekli takip etmekteyiz. Yalnız vatandaşlar için asıl mühim rakamlar: enflasyon, ücretler ve işsizlik. Bu değişkenler satın alma gücümüzü doğrudan etkilemekte. Türkiye’de enflasyon uzun yıllardan beri ortalama yaklaşık %8 ve çalışanların ücret artışı da bunun hafif üzerinde. Bu rakamlarla yaşamaya alışmış olsak da işsizlik oranını göz ardı edemiyoruz. İşsizlik oranı turuncu alarm vermekte. Yani mahvolduk kırmızı alarm değil ancak arada olur böyle şeyler diyebileceğimiz masumiyetteki sarı alarm hiç değil. 2016 yılsonu işsizlik oranları da son 7 yılın en yükseği, %12,7. Başka bir ifade ile teğet geçip geçmediğini tartıştığımız küresel finansal krizin Türkiye’ye yansıdığı 2009 yılından beri gerçekleşen en yüksek oran.

İlk olarak işgücü istatistiklerinin nasıl hesaplandığını konuşalım. Hayal kırıklığı yaratmasını istemem ama bu istatistikler ankete dayanmakta; yani düzenli kayıt altında tutulan kesin bir veri değil. Bunun temel nedeni de istihdamın yaklaşık üçte birlik kısmının kayıt dışı olması. İkinci olarak bu veriler ham halde değiller. Bazı matematiksel yöntemler ile verideki tarım, turizm ve inşaat gibi sektörlerin neden olduğu mevsimsellik ayrıştırılmakta. Örneğin son işsizlik oranı %12,7 açıklansa da bu etkilerden ayrıştırıldığında ortaya çıkan rakam %12 ve sağlıklı analiz için bu rakam kullanılmalı.

2

Tabloda Türkiye’nin 2001 krizi sonrası değişen ekonomisine ilişkin işgücü istatistikleri özet halde bulunmakta. Tabloda belirtilmiş olan 5 ayrı dönem son 15 yıldaki en uç noktaları göstermekte. Krizler sonrasında işsizliğin zirveye çıktığı dönemler Şubat 2002 ve Nisan 2009; dibe indiği dönemler ise Kasım 2006 ve Haziran 2012. Son olarak en güncel veriyi belirten Aralık 2016 bulunuyor.

Peki üsteki değişkenler tam olarak neyi ifade ediyorlar. İşsizlik oranı 15 yaş üstü olup çalışmak isteyen ama iş bulamayanların oranını göstermekte. Burada karşımıza yeni bir soru çıkıyor: Çalışmak isteyen kişiler ne demek? Mevcut durumda istihdam edilsin ya da edilmesin; çalışmak isteyen herkese toplam işgücü denmekte. Toplam işgücü de 15-65 yaş arası çalışma durumu olmayanlar (öğrenci, emekli, mahkûm, askerlik görevini yapan, çalışmaya sağlık açısından imkânı olmayanlar) ile çalışmak istemeyen kişiler dışındaki geriye kalan herkes. Çalışmak istememek yoruma açık olmakla birlikte; yeterli gelire sahip olmak, kişinin çalışmasına müsaade edilmemesi ve iş bulma umudunun olmamasından kaynaklanabilir. Kısacası işsizlik oranı yalnızca iş bulmak ile ilgili değil; aynı zamanda iş bulma isteğinde olmakla da ilgili.

Tablo açık bir şekilde Haziran 2012’den sonra işsizlik oranındaki kötüleşmeyi gösteriyor. Öyle ki mevcut rakamlar “O zamanlar her gün dolar patlıyordu; faiz 4, enflasyon ise 3 haneli rakamlardaydı.” gibi sözlerle bizlere sürekli anımsatılan Şubat 2001 krizi sonrası durumdan daha vahim. Enteresan olansa bu 4 buçuk yıllık dönem içinde tam 3,3 milyon kişiye yeni istihdam sağlanmış. Bu kadar yüksek miktarda yeni iş olanağı yaratılırken işsizlik rakamlarında nasıl olur da böyle büyük bir sıçrama yaşanabilir? Bunun sırrı işgücü miktarındaki 5 milyonluk rekor artışta. Bu tam olarak ne anlama gelmekte?

Önceki dönemlerde bir şekilde çalışmayan ya da çalışmak istemeyen yaklaşık 5 milyon kişi, 2012 Haziran sonrası süreçte iş aramaya başladı. En büyük sürpriz ise tam da bu noktada. Aşağıdaki tablodan görüleceği üzere bu artışın önemli bir kısmı ev kadını. Bu trend Nisan 2009’da başlamış ve şiddetini koruyarak devam etmekte.

3

Kadınların iş hayatına artan ilgileri ekonomik olarak öncelikle büyük bir katkı. Kadınların yalnızca ev işleriyle meşgul olması anne başına çocuk sayısının düştüğü ülkemizde nüfusun atıl kullanılması anlamına gelmekte. Kadınların aktif katılımı sonucu çalışabilir nüfus içerisinde istihdam edilmiş kişi oranımız %38,9’dan 46,2’ye çıktı (istihdam oranı). Bununla birlikte bu oranın gelişmiş ülkeler ortalamasının hala %20 altında olduğunu da söylemek şart. Kadınların iş hayatında artan sayılarının onlara gelir bağımsızlığı sağladığını ve sosyal hayatlarını geliştirdiğini de not düşmek gerek.

Peki 2009 Nisan ayından sonra ne oldu da böyle bir trend başladı? Bunun nedeni ailelerin satın alma gücünün düşmesi olabilir mi? TÜİK istatistikleri ücretlerin enflasyon üzerine artış gösterdiğini belirtiyor. Birçoğumuzun enflasyon rakamları ile oynandığı şüphesi var.  Bu şüpheye karşı verilebilecek en doğru yanıt ise yine TÜİK tarafından hesaplanan işgücü maliyetleri. Bu istatistikler de düzenli olarak işgücü maliyetinin enflasyon üzerinde arttığını göstermekte. Örneğin asgari ücretin %30 artırıldığı 2016 yılında işgücü maliyeti ortalama %20 yükselmiş. Bu sonuca şaşırmamak gerek çünkü reel ücretlerde ciddi bir gerileme durumunda AKP’nin düşük gelir grubundaki desteğini koruması beklenemezdi.

Ana neden satın alma gücü kaybı değilse; hayat standartlarımızı artırmak olabilir mi? 2000’li yıllar ile birlikte hem Dünya’da hem de Türkiye’de tüketim alışkanlıkları epey değişti. Yüksek gelir grubunda bir ülke olmasak da iPhone gibi yüksek maliyetli ürünlere ilgimiz var. Orta gelir grubunun yurtdışı seyahat alışkanlığı da oluştu. Üstelik tüm bu harcamaları dolar kurunun son 4 yılda 1,75’ten 3,75’e sıçradığı koşullar içerisinde devam ettirmeye çalışıyoruz. Yine de bu tip harcamalar toplumun bütününü yansıtmakta mı?

Üsteki soruyu düzelterek yenileyelim: Hayat standardımızı koruma amaçlı olabilir mi? Kamu eğitim sisteminin çökmesi ile birlikte özel okullara ve üniversitelere 10 yıl önce tahayyül dahi edemeyeceğimiz miktarlarda para harcamaya başladık. Bu durumun bir benzeri sağlık harcamaları ve özel hastaneler için de geçerli. Aile bütçelerine yeni girmiş bu kalemlerin kadınları çalışmaya ve aile bütçesine katkı koymaya itmesi çok olası. Belli ki tek maaş ailelere artık yetmemekte.

Özetle neo-liberal dönemin yarattığı tüketim toplumu ve özelleşen eğitim ve sağlık hizmetleri bizi zoraki çalışma azmine sürüklüyor. Üstelik muhafazakarlığın yükseldiği bu dönemde hakları kısıtlanan kadınlar başı çekiyorlar.

2009 sonrası zorunlu artan çalışma azmi işgücü piyasasında büyük ölçüde karşılığını bulabildi. Bu sürdürülebilir mi? Gittikçe kötüleşen ekonomik görünüm ve son yıllarda yaratılan istihdamın ya kamu tarafından ya da kamunun özel sektöre verdiği işler neticesinde oluştuğunu hesaba kattığımızda sürdürülebilirliğin sonlarına geldiğimizi söyleyebiliriz.

Peki ne kadar kötü olabilir? Sön dönemde ekonomik trajedi yaşayan İspanya ve Yunanistan hayal gücümüz için uygun örnekler. Ekonomik kriz döneminde işsizlik oranlarının İspanya ve Yunanistan için sırasıyla %27 ve %28 olduğunu hatırlatalım. Ama asıl unutulmaması gerekense krizin en ağır günlerinde 15-24 yaş arası grubu ölçen genç nüfus işsizlik oranının sırasıyla %56 ve %60’a kadar çıkmış olması. Ötesi krizin üzerinden yıllar geçmesine rağmen genç işsizliğin bu ülkelerde sırasıyla %42 ve %46 olduğunu ve sabırların çoktan tükendiğini söylemek gerek. Sosyo-ekonomik yapımızın ne kadar bu ülkelerle benzeşip ayrıştığını ise siz okuyuculara bırakıyorum.

 

TÜİK’e Açık Mektup:

1988 yılından önce işgücü istatistiklerini tutmayan, 2005 yılından önce mevsimsellikten ayrıştırmayan ve işsizliğin nedenlerine inmeyi sağlayacak anket sorularını 2014’ten önce sormayan TÜİK’e teşekkürler.

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

 

 

2 thoughts on “Patlayan İşsizlik: Kadınların Zorunlu İstilası

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s