İşsizliğe Sivri Zekâ Çözüm: Eğitim

Her geçen gün kötüleşen ekonomik gidişatın artık hepimiz farkındayız. 2011 yılı ortasında başlayan ve 2013 yılında dolar kurundaki zıplama ile belirginleşen olumsuz trend; darbe teşebbüsünün de etkisiyle 2016 yılı 3. çeyreğinde geçici de olsa daralmaya yol açtı. Henüz ücretler genel olarak enflasyona yenik düşmüş gözükmeseler de işsizlik oranları bir kısmımızın cebinin çoktan yanmaya başladığını işaret ediyor. Uzun yıllar alıştığımız iPhone’lar ve yurtdışı tatillerden yavaş yavaş feragat etmeye başladık. Özel sağlık ve öğretim hizmetlerine para yetiştirebilmek için daha çok çalışmak gerektiğinin farkındayız. Öyle ki “Patlayan İşsizlik: Kadınların Zorunlu İstilası” isimli yazıda belirttiğimiz üzere, alıştığımız hayat tarzını koruyabilmek amacıyla son 5 yılda işgücüne 1 milyon ev kadını aniden dahil oldu.

Öncelikle şu anda yaşadığımız tatsız ekonomik durumun geçici değil yeni-normalimiz olduğunu ve devamında bir buhranın söz konusu olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız. Diğer taraftan henüz daha krizin bile içinde olmadığımızı (krizi küçümsememek gerek) “Bir Garip Ekonomik Buhran Beklentisi: Kaçınılmaz Son?” isimli yazımızda belirtmiştik. Dolayısıyla ekonomik kriz kapıdan içeri girdiğinde çalışanlar ve çalışacak olanlar için daha sıkıntılı günler beklemek kehanet sayılmaz. Hal böyle olunca televizyonlarda, gazetelerde ve internette işsizliğe karşı reçeteler sürekli karşımıza çıkıyor. En popüler öneri ise: Eğitim.

Üretimin temelinin sermaye ve işgücüne dayanması; işgücü kalitesinin de eğitimle doğru orantılı olması bu önerinin temel nedeni. Şüphesiz ezbere dayanmayan sorgulayıcı eğitimin ve tabana yayılmış öğretimin uzun vadede ekonomi üzerinde oldukça olumlu etkisi var. Yani eğitim şart! Yalnız eğitim-öğretim ikilisinin işsizliğe karşı kısa vadede çare olabileceği fazla düşünülmeden öne sürülmüş bir öneri. Çünkü bu tavsiyenin muhatabı belirsiz.

Devlet mi?

Hemen kolaya kaçalım ve muhatap olarak devleti varsayalım. Nisan 2012’de 4+4+4 isimli sistemle eğitim hem imam hatipleştirildi hem de özelleştirildi. Bugün iktidarda hala aynı görüşteki siyasi parti bulunduğuna göre devletten yeni ve ilerici bir eğitim sistemi bekleyebilir miyiz? Önyargılı olmayıp böyle beklenmedik bir sürprizin yaşandığını varsayalım. Yeni eğitim sisteminin sonuçlarını hemen alabilir miyiz? İyi ihtimalle 10 yıl ve belki daha da fazlası. Gerçekçi olursak eğer ne vatandaşın 10 yıl bekleyecek sabrı ne de ilerici ve ücretsiz bir eğitim sistemi kuracak hükümetin kendisi var.

Zorunlu Emekliler mi?

Muhatap eğer bireylerse orada bambaşka soru işaretleri karşımıza çıkıyor. 50 yaş üstü işsiz kalmış ve kendi için olmasa da çocukları için onların işe başlayacağı güne kadar çalışmak zorunda olan anne-babalara odaklanalım. 2009 yılından beri yüksek oranda makineleşmenin yaşandığı tarım ve robotlaşmanın gerçekleştiği sanayi sektörlerinde ekonomik büyümeye rağmen artan istihdam sayısı 1 milyonun biraz üzerinde. Son 7 yılda yaklaşık 7 milyonluk nüfus artışı ile kıyaslandığında fabrikalardaki ve tarladaki istihdam artışı sınırlı olmuş; birçok anne-baba zorunlu emekli edilmiş. Bu insanları mesleki eğitim bile olsa tekrardan sınıflara sokabilir miyiz ya da bunu başarsak dahi aynı meslekteki gençlere kıyasla daha rekabetçi kılabilir miyiz?

Yeni Mezunlar mı?

Bir türlü yanıt alamadığımız sorumuzu daha da kolaylaştıralım. Henüz 25 yaşında ve bekar olan, hayatının en az 16 yılını öğrenimle geçirmiş yeni üniversite mezunu bir işsizi düşünelim. Onu yeni bir lisans programına yerleştirmek ya da yüksek lisansa zorlamak ne kadar sonuç verici olur? Ceplerindeki son parayı alarak KPSS veya İngilizce kurslarına göndermek iş bulmalarını sağlar mı? Yoksa onların diplomalı işsizler grubundaki acı veren kıdemlerine tuz-biber ekip umutları iyice yıkılmış zor bir ruh haline mi itmiş oluruz?

Okul Öncesi Çocuklar mı?

Soru hala zor geliyorsa biraz daha kolaylaştıralım ve henüz 5 yaşında öğrenim hayatına hiç başlamamış orta gelirli bir aile çocuğunu ön plana koyalım. Yani henüz ortada geçmişin hiçbir pişmanlığı yok; aile çocuğunu sürekli öne sürülen eğitim tavsiyesine uygun olarak yetiştirebilir. Elbette bir tek şartla, yeterli parası varsa. Son 10 yılda devlet mülkiyetindeki öğretim kuruluşlarının kalite kaybına uğradığı ortada ve üst düzey eğitim verme olanağı olan devlet okullarının da kontenjanları çok sınırlı. Bu nedenle çok sayıda öğrenciye işgücü piyasasında avantaj sağlayacak kalite özel okullarının tekelinde ve haliyle pahalı. Pahalı sözcüğünün içini biraz daha doldurabilmek için aşağıdaki tabloya bakmak yeterli. Yazılı ücretler üzerinde pazarlık az da olsa mümkün. Öğrenim süresine, seçilen üniversite ve bölüme bağlı olarak farklılaşmalar gözlemlenebilir. Hatta az sayıdaki kişi burs olanağından da faydalanabilir. Ama biz bunları sadeleştirelim ve rakamların şimdiden göz korkutmaması için birkaç varsayım ekleyelim. Örneğin okulda servis, yemek ya da kıyafet masrafı hiç olmasın.

İşsizliğe Sivri Zekâ Çözüm Eğitim 2

Son olarak farklı gelir ve azim gruplarını belirten dolayısıyla farklı ücretler ödemeye hazır aileleri; mütevazı-sınırlı, hevesli-imkanlı ve hırslı-varlıklı olarak kategorize edip basitleştirelim. Örneğin Türkiye ortalamasının üzerinde geliri olan ve eğitimle her şeyin değişebileceğine inanan mütevazı-sınırlı bir aileden geliyorsanız; lise ve lisans öğreniminizi özel okullarda 8 yıl okuyarak yaklaşık 220 bin TL karşılığında tamamlayabilirsiniz. Daha iyi koşullara sahip hevesli-imkanlı bir ailede iseniz 16 yıl boyunca yurtiçi öğretim kurumlarına yaklaşık 400 bin TL vererek işgücü piyasasında avantajlı bir konum elde etmeyi amaçlayabilirsiniz. Son olarak madden olanakları geniş ve eğitimin önemine tam inanmış hırslı-varlıklı bir ailedeyseniz 20 yıllık özel öğrenime yaklaşık 690 bin TL vererek iş hayatında fark yaratmayı deneyebilirsiniz. Aşağıdaki özet tablo asgari ücretin Ocak 2017 itibarıyla net 1404 TL olduğu Türkiye’de paralı eğitimin çok sınırlı bir grubun imtiyazı olduğunu göstermeye yetiyor.

İşsizliğe Sivri Zekâ Çözüm Eğitim 3

Zengin Aile Çocukları mı?

Biz yine de işi kolaylaştırmaya devam edelim. Öyle tatlı bir Türkiye düşünelim ki her aile her çocuğu için yukarıda yazan 688.160 TL’yi masaya rahatça koyabilsin. Bir de üstüne enflasyonu ve faizi 0’layalım. Öyle ki öğretim ücretleri hep sabit kalsın ve yıllar önce harcanmış parayla bugünkü para hiç faiz yokmuşçasına aynı olsun. Herkes dilediği gibi 18 yıl boyunca yurtiçinde özel okullarda okusun, bir de üstüne ABD’de MBA yapabilsin; mezun olduğu gibi de işgücü piyasasının kapısını çalsın. Kendisini bu kadar geliştirme imkânı bulmuş yeni bir mezun; acaba hangi şirkette ve hangi pozisyonda iş bulursa 688.160 TL ederindeki öğrenim faturasını amorti edebilir. Ya da kaç yıl çalıştıktan sonra anne-babanın masraflarının karşılığını çıkarabilir; 5 yıl, 10 yıl, hiçbir zaman?

Genç-yaşlı, kadın-erkek, köylü-şehirli birçok işsize ve işsiz adayına “eğitim şart” demek çok kolay. Halbuki eğitim sisteminin muhatabı hükümet ve o da tarafını Nisan 2012’de paralı-gerici eğitim-öğretimden yana zaten koydu. Pahalı eğitimin ne tabana yayılma ihtimali var ne de elde edene sağladığı iş ve yüksek maaş garantisi. Üstelik canımızı sıkan %22,5 oranındaki yüksek genç işsizlik, hala en kötü günümüz böyle olsun diyeceğimiz türden. Hemen yanı başımızdaki Yunanistan’da aynı oran 2013 yılında %60’a çıkmıştı ve aradan geçen 4 yıla rağmen de hala %46.

Peki hiç mi çare yok? Örgütlenmemiş mağdur bir toplum olarak yaratılmış zenginlikleri yeniden bölüşmeyi denemediğimiz müddetçe ÇARE YOK.

TED Ankara Koleji Okul Ücretleri

Bilkent Üniversitesi Okul Ücretleri

New York Eyalet Üniversitesi Okul Ücretleri

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

9 thoughts on “İşsizliğe Sivri Zekâ Çözüm: Eğitim

  1. Tespitler doğru, hesaplar yerinde, eğitim direk işgücüne ve üretime dönüşemiyor. Kar ve modern ihtiyaçları karşılayacak gelire dönüşmüyor. Yüksek öğretim balonu oluşturuluyor. Bir müddet (10-20-30 yıl ) sonra patlayacakmış.
    Çözümün yaratılmış zenginliklerin yeniden bölüşülmesi , örgütlenme mağduru (siyasi parti) toplum o kısmı anlayamadım. Kapitalizmin sonu mu.. yeni ekonomik ve sosyal düzen ne olabilir nasıl olabilir..çözüm daha sofistike olsa gerek.

    Liked by 2 people

    1. Güzel yorumunuz için teşekkürler. Şahsen ben daha karamsarım çünkü özellikle 2007 sonrası açılan devlet ve özel üniversitelerinden mezun yığınlar işsizlikten ötürü yüksek lisanslarını da yaptılar ve işsizlik dünyasında yığın oluşturmaya başladılar.

      Varmak istediğim netice ise şuydu: yapılan hiçbir önlem yalnızca Türkiye’de değil tüm Dünya’da ekonomileri ciddi oranda büyütemiyor (Japonya), büyütse istihdama yansımıyor (Almanya), yansırsa da reel ücretlere olumlu etki etmiyor (ABD). ülkemizdeki hala ortalama yıllık net 1 milyonluk nüfus artışının bir dereceden sonra bu gidişata sakin kalması mümkün olmayacak. mevcut sistemdeki işçi-işveren ilişkisi öküz ölünce biten ortaklık misali biter ya da yeni bir form bulur. şu kesin kapitalizm bu görünümü ile kesinlikle devam edemeyecek. İnsanlık tarihinin en sallantılı 30 yılına girmiş olabiliriz.

      Beğen

      1. Kıyamet senaryosu her zaman var ve olmaya devam edecek. Ne zaman olacağı gayb. Yani inancımıza göre allahın takdiri.
        Türkiye için , İşçi P. grubu emperyalizm ve sömürü ile mücadele etmeden ülkenin rahat ve huzura kavuşmayacağını , sıkıntıların bunlarla ilişkili olduğu tezini ortaya koyuyor.
        Geçmiş 20-25 yıldır AB entegrasyonunun ekonomik gelişmeyi sağlayacağı umuduyla sürekli
        bu yönde caba sarfedildi. Kısmen ya da çok az endüstriyel gelişim sağlandı. AB nin bu işten daha karlı olduğu söylenebilir.
        Şunu demek isterim. Hayat devam ediyor ve edecek. İnsanın umutları da ihtiyaç ve imkanları gibi sonsuz. Bilgi iletişim çağı ihtiyaç ve sorunlarına göre yeni durumlara uyum sağlamak zorundayız. Dinazorlar buzul çağına uyum sağlayamadı , bazı böcekler uyum sağladı.
        Umutsuzluk yok. Daha iyimser olmak için şu bahar mevsiminde dışarı çıkalım, güneşe ve ağaçlara bakalım. Ne dersiniz ? 🙂

        Liked by 1 kişi

        1. AB ile entegrasyonun ve gümrük birliğinin plansız başlatılmasının ilk yıllarda olumsuz etkisi olsa da uzun vadede hem diş ticaret hem de istihdama buyuk fayda sağladığı gercek. 2002-2007 dönemi küresel ekonomilerdeki gelişimin, 2008-2013 arasında da küresel piyasalardaki genişlemeci politikaların bize yine destek olduğu gerçek. simdi ise tum bunların hepsinin tam tersi istikamete girdiği bir dönemdeyiz. bugun yasadıklarımız yalnızca sancısı. küresel şoklarla birlikte çok daha kotu gunleri görmemiz hiç supriz değil.

          buraya kadar ki kısım karamsar bundan sonraki kısım ise iyimser 🙂 bir şekilde bu darboğazdan 100 yıl öncesine benzer bir biçimde çıkacağımıza inanmaktayım, hayat sürprizleri sever. yine de uyanmadan, bilinçlenmeden, örgütlenmeden ve hepsinden öte ruhumuzu ortaya koymadan bu güzel günler gelmeyecek. umudumuz yarınlarda 🙂

          Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s