Sınıfını Bilmeyen İşçi Sınıfı: Beyaz Yaka

Yazıya başlamadan peşinen söyleyeyim, solcu veya sosyalist değilim. Hatta, konsümerizm (tüketimcilik) hariç tutulursa, liberal olduğumu bile söyleyebilirim. Bu yazıyı okurken de bunu göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.

Sınıfsal Ekonomi modeli

Her yazımızda olduğu gibi tanımla başlayalım. Öncelikle, işçi sınıfı nedir? Marx’ın ekonomik modeline göre (halen iyi bir model olduğunu düşünüyorum), proleterya olarak tanımlanan işçi sınıfı, emeğinden başka bir üretim aracına sahip olmayan (fabrika, şirket, emlak vs.) ve hayatını idame ettirebilmek için emeğini satan kişiye deniyor. Bu tanımda, emeğin niteliği ile ilgili bir ayrım yapılmamış.

Aynı modelde, burjuvazi ise üretim araçlarına sahip olan sınıfa deniyor. Yani, fabrika sahibi, şirket sahibi vs.

Bu bir ekonomik model ve modeller gerçeği tam olarak yansıtmaz, basittirler. Örneğin, mahallenizdeki bakkalın hangi sınıfa girdiğini merak edebilirsiniz. Marx’ın modeline göre, bunlar için küçük bir sınıf açılmış: küçük burjuva. Marx, küçük burjuvanın büyüyen endüstrilere dayanamayarak yok olacağını düşünmüş. Yani ya işçi olacak ya da işleri büyütüp büyük burjuva olacak.

Beyaz Yaka-Mavi Yaka

İş hayatına ilk girdiğimde, alışmakta en zorlandığım ayrımlardan birisiydi bu ayrım. En basit hali ile mavi yaka, iş yaparken bedenini de kullanan, genelde üretim/hizmet sahasında çalışan, bu nedenle de en az leke gösteren mavi tulum giyen, ücretini genelde saatlik alan, iş üretimi çalıştığı saat ile doğru orantılı olan çalışan grubu olarak tanımlanıyor.

Beyaz yaka ise, daha az kas gücü gerektiren, daha çok planlama, denetleme, hesaplama, kontrol gibi işleri yapan, genellikle ofiste çalışan, beyaz gömlek ile sembolize edilen, ücretini genelde aylık alan, çalışma saatleri daha esnek çalışan grubunu nitelemek için kullanılan terim.

Beyaz Yaka işçi sınıfının tüm özelliklerini barındırıyor.

Burda ilk dikkat etmemiz gereken nokta, iş kanunu açısından iki çalışan grubu arasında hiçbir fark olmadığıdır. Yani, bu ayrım resmi değil, uygulamadadır.

İkinci olarak, yukarıda verilen ekonomik modele göre hem beyaz hem mavi yaka işçi sınıfına mensuptur; çünkü satılan emeğin niteliği farklı olsa da her iki gurup da üretim araçlarına sahip değildir ve yaşamını sürdürebilmek için (bedensel ya da zihinsel) emek satmak zorundadır.

Bir şirket CEO’su için işçi olmadığı iddia edilebilir. Gerçekten de çoğu şirket yöneticilerine şirketten hisse vermektedir. Bir kişinin hissesi varsa, gerçekten de üretim aracına artık ortaktır. Fakat genelde bu paylar kişiler çalıştığı sürece devam eder. Yani bir kişi CEO da olsa, işi bıraktığında şirket hissesi gidecekse, bu kişi efektif olarak yönetim becerilerini satarak var gelir sağlamaktadır ve işçidir.

Öte yandan, bir şirket işçi olarak çalışırken, borsaya kote bir şirketten 1000 TL’lik bir pay alarak ortak oluyorsunuz; bu durumda burjuvaya mı geçtiniz? Aslında geçmediniz, çünkü 1000 TL’lik ortaklığınız sizin hayatınızı emek satmak zorunda olmaktan kurtarmıyor. Pratikte, işçisiniz.

Beyaz Yaka işçi olduğunu neden kabul etmiyor?

Gelelim bu yazının gayesine. Beyaz yaka, apaçık işçi olduğu halde, neden değilmiş gibi davranıyor. Tabi ki sebepleri var.

Ücret Farkı:

Asgari ücret 1400 TL. Türkiye’de kayıtdışı işliliği saymazsak, ortalama işçi maaşının 2000 TL’ye ulaşamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Peki beyaz yakada durum nedir? Genellikle insanlar herkesi, kendi gibi maaş alıyor sanıyor. Oysa beyaz yakada çok geniş bir ücret yelpazesi var. Asgari ücretten hallice maaşlarla işe başlayan genç mühendislerden, 6-7bin bandında işe başlatana kadar değişebiliyor. Bir de değişik kademe ve işler devreye girince çok farklı sonuçlar ortaya çıkıyor. Fakat, genelde en üst düzey grupları hariç tutulursa, 3-4 bin TL giriş, 8-9 bin TL müdür, 15-20 bin TL ücret üst yönetici için ortalamadır diyelim. Genelde ortalama her 10 kişiye bir müdür düştüğünden, ortalamada, 5000-7000 TL diyebiliriz.

Şimdi, beyaz yakanın kendine asla yakıştıramadığı mavi yaka işçi sınıfı ile arasındaki maaş farkı, hepi topu 3 kat. Yani, tüm bu entelektüel harcamaların, lüks mekanlarda tüketimin, farklı arabalara biniyor olmanın, farklı semtlerde oturuyor olmanın kaynağı bu 4000 TL fark mı?

Şu kadarını söyleyeyim, eğer konu ücret farkı ise, şirket sahipliği, çok çok fazla farklar ortaya koyuyor. %20 karla çalışan 1 milyar cirolu bir şirket için yıllık kar 200 milyon. 5bin TL ile karşılaştırılığında astronomik kalıyor değil mi?

Özetle, aradaki fark, fark değil.

Eğitim Seviyeleri:

Beyaz yakalı çalışanların, genel olarak en az üniversite mezunu olduğu söylenebilir. Mavi yakalı çalışan gurubunda ise ortalama lise ve iki yıllık düzeyinde eğitime daha yaygın rastlanıldığını söylesem kimse itiraz etmez sanırım.

Eğitim düzeyi kişinin sosyal sınıfı ile ilgili bir şey söylemez. Örneğin televizyonda reklamlarda tüm görgüsüzlüğü ile takılan bir emlak devi, ilkokul mezunu, keza bazı sanayi devlerinin patronları da.

Peki o zaman, bu fark bize neden önemli gibi geliyor? Açıklayayım. Türkiye’de çok özel bazı bölgeler dışında, temel entelektüel aktiviteler erişim, üniversite dışında ya yoktur ya da azdır. Mesela, Almanya’da alelade bir kasabada, her gittiğimde çokça konser, seminer, tiyatro, dans gösterisi vs. afişi görürken, Türkiye’de küçük kasabalarda, sinema bile göremiyorum. Ancak üniversitelerde böyle bir ortam söz konusu.

Avrupa’da üniversite okuyan ve okumayan hayatı arasında temel kültürel erişim açısından büyük farklar sözkonusu değil, ama Türkiye’de fark büyük. Haliyle üniversite okuyan, kendini seçmece hisseden insanlar, böyle sınıfsal bir farkın olduğuna inanmak istiyor. Yani, seminer görmüş, entelektüel aktivitelere katılmış, kitaplar okumuş, fotoğraf kulübüne gitmiş. Azıcık da farkı olsun değil mi?

İyi de bunlar sınıf ifade etmiyor. Bunları mavi yakalı işçiler de yapabilir.

Beyaz Yakanın Fakirliğinin İspatı:

Gel gelelim can alıcı noktaya. Dünyada, zenginliği ölçmenin standardı, servettir. İstediğiniz kadar kazanın, eğer bu para yaşamınızı idame ettirmenize harcanıyorsa ve size bir şey kalmıyorsa, fakirsiniz.

Toplam aylık geliri 12.000 tl olan bir çift ele alalım. Yılda bir kere yurtdışı tatili yapıyor olsunlar, iki kere de yurtiçi. Ek olarak, bazı konserlere, tiyatrolara vs. gidiyor olsunlar. Her ikisi de işe araçla gidiyorlar. Haftada bir dışarı çıkıp arkadaşları ile eğleniyorlar, ekstra iki gün de dışarda yemek yiyorlar. Ara sıra, eşten dosttan geri kalmamak için, pahalı et restoranlarına gidiyorlar. Oturdukları sitede aidat 750 TL. Digiturk, internet, spor salonu üyeliği, çocuğun kreşi, servisi, haftasonu AVM gezileri, yine günübirlik turlar… Baba takım elbise giyiyor, anne de işe şık gidiyor. Berber/kuaför önemli tabi. Çarşambaları eve temizlikçi geliyor. Gıda ihtiyacı sitenin dışındaki marketten, işe giderken Starbucks vs…

Söyleyeyim, bu yaşam tarzı ile ayda kenara en fazla 4000 TL koyabilirler. O da ekstra ve öngörülmeyen masrafların olmadığı aylarda (arabaya kışlık lastik lazım, kasko yenilemesi de var…)

Şimdi, şöyle bi düşünelim, İstanbul’dan, ortalama bir semtten, ortalama özelliklerde bir ev alalım. Ev 600.000 TL olsun (ancak ortalama ev oluyor bu fiyata).

Peki, ayda kenara 4000 TL ayırarak kredi çekip ev almaya kalksak ne olur? 10 yil faizle, 265.000TL’lik bir eve girebiliriz. Hmm, düşündüğümüz evin fiyatının yarısı bile değil.

Daha bunun bir de arabası var… Ayrıca, eşin doğum izni vs. gibi yüksek performans kaybı olacak aralarını saymadık. Bakıcı masrafı da saymadık.

Burada anlatmaya çalıştığım çok açık, beyaz yaka cidden fakir durumda. Yani, işçi emeklisi olan rahmetli dedem 3-4 ev ve arsa alabiliyordu. Tabi, onun yaşadığı yerler ucuzdu, bizim gibi de bir hayat yaşamıyordu tabi. Fakat yine de bu kadar akademik eğitim görüp, üzerine çok zorlu eleme süreçleri ile işlerine giren beyaz yakalar için, Anadolu’da değil ama, yaşadığı yerde, İstanbul’da bir evi almak bu kadar zor olmamalı.

Görüldüğü gibi, beyaz yaka, tüm belirtileri ile apaçık bir işçi sınıfı mensubu.

Peki o zaman…

Peki o zaman neden kabul etmiyoruz işçiliğimizi? Neden -mış gibi yapıyoruz? Neden maaşın yarısını rakı sofrasına bırakabiliyoruz? Bir ete 150 TL, bir sinema biletine nasıl 60 TL verebiliyoruz? Nasıl oluyor da kağıt bardakta kahvelere bu kadar para ödeyebiliyoruz?

Neden sendikalaşmıyoruz? Neden fazla mesai ücreti istemiyoruz, bir de üzerine gönüllü çalışıyoruz? Neden, kendimizi tüketimle ifade etmeye çalışıyoruz? Neden 1 Mayıs bize tatili 3 güne uzatmaktan başka bir şey çağrıştırmıyor?

Mantar gibi açılan üniversiteler ve bir türlü değer üretimi patlaması yapamayan bu ekonomi karşısında, bu kadar para harcayacak, ama hiç servete sahip olamayacak özgüven nereden geliyor? Neden kredi kartı borçlarımızın bu kadar kabarmasından endişe duymuyoruz? Neye güvenip 10 sene kredi çekebiliyoruz? Neye güvenip maaşın yarısına telefon alabiliyoruz?

Özetle

Beyaz yaka, şımartılmış, pohpohanmış bir işçiden başka bir şey değildir. Elle tutulur hiçbir şeye sahip değildir, fakat -miş gibi yaşar. Sonuç ise, ortada…

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

 

37 thoughts on “Sınıfını Bilmeyen İşçi Sınıfı: Beyaz Yaka

  1. merhaba,

    guzel bir yazi. ellerinize sağlık. “beyaz yaka” yi kapitalizmin lokomotifi olarak görüyorum. beyaz yaka genel olarak bilgi üretimi, kontrol, denetim, vs -sizin de bahsettiğiniz gibi- gibi bir parça daha entellektüel birikim gerektiren işler yaptığı için ve bu üretimi/işleri sürdürmesi için yapay motivasyonlara ihtiyaci olduğu icin tufaya düşüyor.. sabahtan akşama kadar şirket sahibi için çalışıp sabah/akşam başka sirket sahiplerinin ürünlerini devasa paralara tüketip kendini özel hissediyor. biraz da böyle motive edildik bence, hemen herkesin universitede hayali iyi paralar kazanacağı, sosyal cevre edinecegi bir is bulmakti.. halbuki, iş hayatina girdiğinizde karşılaştığınız şey, temel olarak stresten başka bir şey degil. bu defa daha iyi bir pozisyona gelmek icin savaslar basliyor, cunku yonetim kurgusu besin pramidi seklinde, piramidin ust katlarina cikabilmek adina insanlar arasinda cok stresli bir mucadele başlıyor. ve ömürler tükeniyor..
    beyaz yaka işçi sinifidir.. kimse aksini iddia edemez, sgk kayitlarinda da işçi olarak gecersiniz.. gelin görün ki, beyaz yakanin isci sınıfı olduğunu soyleseniz, bu harcama ve tuketimin korkunc boyutlara eriştiğini, insanlarin kazandigindan fazlasini tukettigini soyleseniz karşınızda ilk duranlar da beyaz yaka olacaktir.. beyaz yakanın kollektif hareket etmeyi ogrenmeye ihtiyaci var. umudum var mi diye sorsaniz, hayir yok diyorum..

    kendini daha zeki, daha entellektüel, daha birikimli ve özel hisseden beyaz yaka işçi sınıfı olduğunu kabul edemiyor..

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba, yorumunuz için çok teşekkürler. Türkiye’de beyaz yaka hep iyi eğitimlidir, ve ailelerimiz genel oalrak eğitimi çıkış yolu olarak gördüğü için, kendimize yediremediğimiz konu şu sanırım: “o kadar okuduk, hala işçi miyiz?”. Oysa problemlerin çözümü, varlığını tanımaktan geçer, biz de bu yüzden farkındalık yaratmaya çaşlışıyoruz.

      Beğen

  2. “%20 karla çalışan 1 milyar cirolu bir şirket için yıllık kar 200 milyar.” Yazmissiniz. Dogru deger 200 milyon olmalidir.
    Bununla beraber cok basariki bir yazi ve degerlendirme bence. Beyaz yakalardaki bu cok degerli olma ihtiyacina yuruyor zaten firmalar ve reklamlar. Bu bilincin acilmasina sanal doldurmalarla izin vermiyorlar.

    Liked by 1 kişi

  3. Yazıya katılmakla birlikte, farkı oluşturan önemli unsurlardan birinin de astronomik ev satış rakamları olduğunu düşünüyorum. Gerçekten, 600.000 TL bir eve vermek mantıklı mı? Ya 1.000.000 TL?

    Ulan altı üstü geberene kadar oturacaksın, ardından gelen çocuğun, torunun neler diyecek bilmiyorsun. Belki diyecek ki; gitmiş bizim salak dede de buradan ev almış işte.

    %1000 kar ile satılan evlerdir problemin büyük parçalarından biri de. Yoksa para biriktirilip bir şekilde alınabilir işçi emeklisi dedelerimiz gibi.

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba, ev fiyatları ile ilgili çok farklı görüşler var. Fakat ortada şöyle bir gerçek var, hiçbir beyaz yaka maaşı ev fiyatları kadar artmadı, fakat diğer metropollere bakınca, evlerin orada da çok pahalı olduğunu görüyoruz. Bu konuyu, bir sonraki yazımda inceleyeceğim.: “Delirme Denemesi: İstanbul’dan ev almak”

      Beğen

  4. Cevap basit, ucuz işçi gücü. Senin işini yapmak için kapıda bekleyen binlerce insan. Sen de yerini sağlamlaştırmak, patronun gözüne girmek için ücret talep etmeden ekstra çaba sarfedersin. Sonra bu gönüllü çalışma zamanla senin iş tanımın haline gelir. Herkes 3-4 çocuk yapmaya devam ederse durum daha da vahim.

    Eşim ve ben ‘beyaz yakanın fakirliğinin ispatı’ başlığındaki örneğin ta kendisiyiz. Ve evet İstanbul gibi b*ktan bir şehirde ev sahibi olamıyoruz. Ki biz hem beyaz yakalı hem mavi yakalı olarak adlandırılabiliriz.

    Neden -miş gibi yapılıyor’un cevabı ise herkesin A sınıfı yaşama özenmesidir. Fakat şu da var: Herkes sermaye sahibi olacak diye bir şey yok. Daha iyi bir maaş ve daha iyi bir yaşam için de mücadele ediyor olabilirim. Torunlarıma apartman daireleri, arsalar, tarlalar bırakmak gibi bir derdim yok sonuçta.

    Beyaz yakanın gerçeği kabul etmeyip kendini özel zannetmesi tüm Türkiye toplumunun ortak davranışı zaten. Türkiye’de cebi biraz para gören adam farklı olduğunu düşünür. Çünkü bu ülkede değer verilen, saygı gösterilen tek bir şey var: para. Çıkıp her fırsatta hiçbir zaman sahip çıkmadığınız ortak değerlerinizden, misafirperverlikten, vatanseverlikten, şeref ve haysiyetten, namustan falan bahsedersiniz ama en sevdiğiniz şeyi hiç söylemezsiniz: para.

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba, görüşlerinizi bildirdiğiniz için teşekkürler. Burda mesele ev sahibi olmak değil, olmak zorunda değiliz. Fakat olmuyorsak, bu bizim tercihimiz olmalı. İstanbul’da beyaz yakanın, eğer başka bir yerden bir serveti yoksa, kendi tercihi ile ev alabilmesi için, üst yönetici grubuna dahil olması şart. Benim de merak ettiğim soru, Bayrampaşa’da bile, kim alıyor bu evleri?

      Beğen

  5. Karl Marx sosyal sınıfları gruplandırırken Burjuvaziyi, Burjuvazi ve Küçük burjuvazi olarak ikiye ayırır. Küçük burjuvaziyi tanımlarken,”işçi çalıştırmasına rağmen kendisi de çalışan kişilerden oluşur” der. Bu tanım noksansız olmasa da genel itibari ile beyaz yaka denilen kesimi gayet güzel şekilde kapsar.
    Tabii bu sınıflandırmaları yapan adamın 1883 yılında bronşitten öldüğünü, buharlı makinelere, sanayi devriminin doğuşuna şahitlik ettiğini, bizde ise II. Mahmud’un, Deli Murad’ların padişahlık yaptığı gerileme dönemine tekabül ettiğini unutmamak gerekir.
    Velhasıl kelam, rahmetli bu gün beyaz yaka denilen kesimi küçük burjuvaziye dahil etmiş ve şu müthiş öngörüyü eklemiştir;
    Üretim araçlarının gelişmesiyle birlikte bu ara sınıf eriyecek, işçi sınıfı denilen proletaryaya dahil olacak.
    Sene olmuş 2017, şimdi biz burda bık bık bık ağlanıyoruz. E adam söyledi bunları bize !

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba,teşekkürler. Marx’a göre küçük burjuvazi, benim anladığıma göre beyaz yaka değil, esnaftır. Örneğin bir berber, çırak çalıştırırken kendi de çalıştırıyor, ama yaşam şekli, standardı işçiden farklı değil. Benim anladığıma göre yok olacak olan sınıf da bu. Geçmişte çok örneklerini de gördüm, mesela oturduğum mahallede iki terzi vardı, biri işini büyütmüş, ufaktan bir atölyeye, mini fabrikaya dönüşmüştü, diğeri ise başka bir tekstil fabrikasında işe girmişti, adamı orda görmek beni üzmüştü. Öte yandan, kapitalizm sürekli çözümler üretiyor, beyaz yakaya gelince, çok daha fazla ara sınıf üreteceğini düşünüyorum. Beyaz yaka mesela, iyi bir buluştu, daha az maliyetle, mavi yakadan verim alınmasını sağlıyor gibi gibi.

      Beğen

      1. Küçük burjuvazinin ekonomik tanımı için en önemli nokta çalıştığı ve işçi çalıştırdığı üretim aracına (atölye, tarla, balıkçı teknesi vs.) sahip olmasıdır.
        Küçük burjuvazi büyük sermayedar olma olasılığı nedeniyle kendisi de çalışsa bile burjuva dır.
        Bu tanıma göre beyaz yakalılar değil esnaf ve kendi tarlasında üretim yapan köylülerdir küçük burjuvazi.

        Beğen

  6. İlave olarak;

    “Eğitim düzeyi kişinin sosyal sınıfı ile ilgili bir şey söylemez” tespitine yerden göğe kadar katıl-ma-dığımı belirtmek isterim. Az iç müdür, rakı pahalı 🙂

    Liked by 1 kişi

    1. Merhaba, burada belki yanlış anlaşılmaması için şöyle değiştirmem gerekebilir: “Eğitim düzeyi kişinin ‘ekonomik sınıfı’ ile ilgili bir şey söylemez. Sanırım böyle dersem daha iyi oturacak.

      Beğen

  7. Beyaz yakanın sendikalasmamasi tamamen kendi okuzlugudur. Belki de sendikayi adi birşey olarak görüyordur. Ayrıca maviyaka arkadaşlarinin aldığı ücreti bilir, beyazyaka ise birbirinden saklar. Aslinda paylaşsalar adaletsizliğin boyutu ortaya çıkacak ve belki de sendikalasmasalar da hepsinde bir maaş artışı gerçekleşecek.

    Beğen

    1. Merhaba, ilginç bir şekilde, patronlar gelirlerini beyan ederler (kamuya açıksa hele), CEO’larınki de söylenir, mavi yaka da bilir karşılıklı maaşları. Fakat arada kalan sınıflarda bu maaş işi konuşulmuyor, en yakın arkdaşlar bile söylemiyor birbirine. Zamanında bu konu ile ilgili bir kampanya da yapılmıştı…

      Beğen

  8. Merhaba,

    Bu da bence:
    Ulaşabildiğimiz ve istediğimiz şekilde yaşamakta sorun yoktur. Maddiyatla elde edilen tüketim de mutlu edebilir pekala, ki edebildiğini biliyoruz.

    Bu yazı, tek bir sorundan bahsediyor: insanlar arasında sınıf farkı olduğunu zannetmek.

    Beğen

    1. Merhaba, kesinlikle. Eğitim sistemimizin “iyi işçiler” yetiştirmek amaçlı olduğu ve haliyle iyi yetişenlerin de, halen işçi olduğunu kabul edemeyip, kompleksini atamayıp, kendine zahir bir sınıf icat etmesinden başka bir şey değil.

      Beğen

  9. Güzel bir yazı. Beyaz yakalıların kendisiyle yüzleşmeleri gerekiyor. Bu işin memnuniyeti ile ilgili değil söylediğiniz gibi aslında ‘fakir’ oldukları ve katma değerlerinin olmamalarıyla alakalı. Beyaz yakalı olarak tasvir edilen kesim daha çok iş dünyasının yoğun olduğu yerlerde, yani çoğunlukla istanbulda. Orada ki ‘eğitimli’ beyaz yakalı proiline baktığımızda da bunların çoğunluğunun Anadolu’dan ortalama aillelerden gelen ya da eğitimi çözüm olarak gören ailelerden gelen çocuklar olduğunu görüyoruz. İlber Ortaylı’nın deyimiyle kasabalı ama şehirleşememiş bir nesil. Sonradan görme olarak da tarif edilebilir. Bu sınıf merakının ardından da bunun yattığını düşünüyorum. Yani köyden şehre gelip, beton gördükçe tatmin olan neslin devamı. Ya da köyden şehir görmeden almanyaya işçi olarak gidip, oranın kültürü ve değerleriyle hiçbir alakası olmadan yıllarca orada yaşayıp, ben ‘avrupalıyım’ diye gezen kesimin bir üst versiyonu da diyebiliriz. Bunlarla yüzleşebilen zaten harcamayla, gösterişle üstünlük olmayacağını bilecek kadar olgun, yüzleşemeyenler ise şehirleştikçe, birkaç jenerasyonda değişecektir.

    Liked by 1 kişi

    1. Zaten çoğunluğun rutin terfilerin ötesine gidemediğini ve gitmek için çabalamadığını, kültürel olarak da populer başlıklardan öte gitmediğini düşünürsek de; genel vizyonu, sınıfsal farksızlığı, tüm bunların ardındaki nedenleri çok rahatlıkla görebiliriz

      Beğen

    2. Merhaba, çok önem verdiğim ama ifade etmediğim bir konuya temas ettiniz. Köylü olmak kötü değil olmasına da, şehirli olmak farklı bir şey. Beyaz yakanın çoğu kendini şehirli hissetmiyor, ve doğal olarak kendini altsınıftan olmadığı kompleksinden atabilmiş değil. Haliyle tüm bu yaşam biçimi de dostlar alışverişte görsün aslında. Yani, o kadar okullarda okumuşuz, süreçlerden geçip işlere girmişisiz, ne için? Daha iyi bir işçi olmak için, bunu kabul edemiyoruz.

      Beğen

  10. “Toplam aylık geliri 12.000 tl olan bir çift ele alalım. ”
    – alalım bakalım.

    Yılda bir kere yurtdışı tatili yapıyor olsunlar, iki kere de yurtiçi.
    – 1 haftalık yurtdışı izninin bedeli (uçak, konaklama, yeme-içme derken) ortalama 8bin, aylık bedeli yalaşık 700TL. yurtiçi izinlerinin tanesi 4bin olsa, aylık 700 TL de buraya gider. toplamda 1400TL

    Ek olarak, bazı konserlere, tiyatrolara vs. gidiyor olsunlar.
    – Aylık 2 kişilik 1 konsere gitseler 200TL masraf

    Her ikisi de işe araçla gidiyorlar.
    – Araç başı 1 depo benzin gitse 250+250= 500 TL. MTV’si, bakımı, kaskosu derken aylık oraya da toplam 500TL gider.

    Haftada bir dışarı çıkıp arkadaşları ile eğleniyorlar, ekstra iki gün de dışarda yemek yiyorlar. Ara sıra, eşten dosttan geri kalmamak için, pahalı et restoranlarına gidiyorlar.
    – haftada 2 kez dışarı çıksalar en az 400TL oraya gider. haftada 2 gün dışarda yiyince, ayda 8 kez yapar. 400TL de oraya desek. Ayda bir de pahalı et lokantasına gidip 300TL bayılıyorlar. Toplam 1100TL

    Oturdukları sitede aidat 750 TL.
    – aidat 750TL ise, en az 5000TL kirası vardır o sitenin.

    Digiturk, internet, spor salonu üyeliği, çocuğun kreşi, servisi, haftasonu AVM gezileri, yine günübirlik turlar…
    – 100+70+400+1200+300+ turlar derken ayda 2400 de buraya gitti.

    Baba takım elbise giyiyor, anne de işe şık gidiyor. Berber/kuaför önemli tabi.
    – Babaya aylık 200TL kıyafet, anneye aylık 400TL kıyafet + kuafor desek buraya da 600 TL gitti.

    Çarşambaları eve temizlikçi geliyor.
    – her çarşamba gelirse ayda 600 de burada.

    Gıda ihtiyacı sitenin dışındaki marketten, işe giderken Starbucks vs…
    – aylık 1000tl de market ve starbucks desek.

    aylık geliri 12bin olan ailenin, aylık masrafı 13000’in üzerinde… bu durum da bu aile kenara aylık nasıl 4bin koyuyor o kısmını anlayamadım.

    Beğen

    1. Merhaba, öncelikle yorumunuz için teşekkürler. Aslında, arkadaşlarımdan aldığım tepki de bu yönde, 4000 TL kenara konamaz şeklinde, fakat burada anlatmaya çalıştığım da bu zaten, böyle yaşayarak kenara ev alacak para koyamayız. 4000 iyimser kalmış. Koyacaksak, böyle yaşayamayız. Beyaz yaka, çok temel bir ihtiyaç olan ev alma işlemini yapamıyor, ama harcamalarını da kısma gereksinimi duymuyor.

      Bu arada, zaten kimse de bahsettiğim gibi yaşamıyor, ama öyle yaşamaya çalışıyor.

      Son bir düzeltme, 750 TL aidat için 5000 kira gerekmiyor. Bahçeşehir’e bakarsanız (tüm beyaz yaka oraya taşınmadı mı hala?) 1500-2000 TL arası evlere 600TL aidat istendiğini görebilirsiniz. Hadi bu da ikna etmezse, yukarıda sayılmayan merkezi ısıtma masrafını dahil edin aidata, 750 olsun… Böylece, kenarda 3000 TL kalır.

      Beğen

  11. Beyaz yaka olmak kibri gerektiriyor, yıllar yıl bu düşünce pompalanıyor, tüm mesele bu. Eş dost dahil çevremizdekilerin ve tabiki egomuzun bize söylediği “en iyi üniversitelerde okudun, yıllarını okumaya gelişmeye adadın, genç yaşta yönetici oldun, kültürlüsün, sanattan anlarsın, sokaktaki terlik satan adamla aynı (sınıfa dahil) olman mümkün mü?” bakış açısından dolayı kendimizi farklı hissetmeye başlayıp, şoföre, fabrika işçisine, tezgahtara biraz acıyan biraz iğrenen bir şekilde bakıyoruz. Bu durum kendini kandırmadan ibaret, ama ego, çevre ve kültür (en önemli paylardan biri aslında hiç de parlak olmayan kültüre ait) bu durumun ve algının bu şekilde devam edeceği de çok açık, beyaz yakalı kolay kolay işçi sınıfından ayrılıp burjuvaziye dönüşemeyecek. Bundan dolayıdır ki her beyaz yakalının hayali en azından “küçük burjuvazi”ye dönüşmek; 40 ından sonra pastane açmak ya da tası tarağı toplayıp bir sahil kasabasında bahçeli bir ev alıp orada yaşamak…

    Beğen

  12. “Sınıf bilinci” yoksunluğu devam ettikçe; mavi ya da beyaz yaka farketmeden ezilenler ezilmeye devam edeceklerdir! Ezenlerin en büyük silahı da ezilenlerin zihnidir!

    Selamlar.

    Beğen

  13. Köylünün, işçinin, memurun çocuğunun beyaz yakalığı maviye çalar, ama kentli ünv mezunu ailenin çocuğunun gömleği daha beyazdır, güveni ise ailesinin cunhuriyet dönemi sermaye birikimidir

    Beğen

  14. Nefis bir yazı uzun zamandır düşündüğüm gerçeği çok güzel dile getirmişsiniz. Esasında beyaz yaka uyuyan güzeldir. Patronların asla uyanmasını istemeyeceği ağır işçi sınıfıdır. Yaşadığı hayatın bir truman show olduğunun farkına bile değildir.

    Bir adım ötesini de yaşamaya başladık yaş 45-50 olup da özel sektör kapının önüne koyduktan sonra hiçbir birikim yapamadıkları için varsa babadan kalan ev satılıp bodrum çok güzel biz oraya yerleşiyoruz diyorlar.

    Beğen

  15. Konuya hep beyaz yakalı olarak bakmışsınız. Bir de mavi yaka tarafından bakmalıydınız. Ülkemizde maalesef beyaz yakalı , mavi yakalı işçiyi ezmek dışında çokta bir katkı sağlamıyor.İşe ciddi emeğini veren, ücret olarak da beyaz yakanın üçte biri maaş alan mavi yakalı çalışan artık hal böyle olunca mavi yaka işlerde çalışacak işçi bulunamıyor. Sosyolojik olarak artık bu farkın kapanmasını ve gelir dengesizliğinin düzelmesini bekliyorum. Konunun bir de İK departmanları ve onların yönlendirmesi ile de düzelmesini beklemek te nafile bence çünkü İK nın da asıl görevi olan bu sosyo ekonomik dengeyi sağlaması noktasında üzerlerine düşeni yapmıyorular ya da işlerine gelmiyor.

    Beğen

  16. Sistemin ( kapitalizm) kendini açmaza sokup yok etmesi en mantıklı nihayet gibi duruyor.(evrimsel süreç diyelim) yoksa var olan örgütlenme organizasyonlarıyla bu süreci hızlandırmak( devrimci mücadele diyelim) mantıklı görülmüyor, yani su akar yatağını bulur diyelim…

    Beğen

  17. Emeğin için zihnine, vaktine sağlık. Yalnız ben en çok harcama varsayımlarına takılıyorum.

    Starbucks’ı, yılda bir kere yurt dışı tatilini, AVM ziyaretlerini “verili” olarak varsayınca tabii ki hesap tutmuyor. Ben eski bir beyaz yakalı olarak bir köyde ve ayda yaklaşık 600 TL ile yaşıyorum. Kısmadan, kemer sıkmadan, zorlamadan… İddialı bir cümle kuracağım: Tek bir beyaz yakalının bile, benim veya benim gibi yaşamları seçmiş arkadaşlarımdan daha iyi yaşıyor olabileceğine ihtimal vermiyorum. Bunu , o yaşamı da deneyimlemiş biri olarak yazdığımın altını çizeyim.

    Bunla birlikte, beş yıl önce şehirde de çok daha düşük bütçelerle gayet güzel yaşayabiliyordum.

    Kısaca, şu an gezegendeki ana sorunun kıt kaynakların çok çok fazla sömürülmesi olduğu bu kadar ortadayken ve bunun sonuçlarını da yaşamaya başlamışken, yüksek tüketim -varsayımı- üzerinden bir yazı kurgulamak hiç gerçekçi görünmüyor bana ama sanırım farklı gerçeklikler yaşıyoruz.

    sevgiler…

    Beğen

  18. Sevgili beyaz yakalılar Sosyal-İş diye bir sendika var.
    Tamda çoğunuzun örgütlenmesi gereken sendika şu anda KOD-A bilişimden tutun pek çok yerde örgütlenme çalışması içinde. Bi zahmet sektörünüzdeki sendikal çalışmalara destek verin. Kimse gelip sizin yerinize örgütlenme yapamaz.
    Rahatsızsan bir şey yapacaksın!

    Beğen

  19. Gerçekten somut şekilde ispatlamışsınız mevcut durumu! Ben de kendi blogumda sistemin bize dayattığı yaşam biçimine karşı önerdiğim alternatifi ve bu yolla ulaştığım başarıyı anlatıyorum.

    Kanaatkar bir yaşam tarzı ve birikimleri akıllı yatırımlarda değerlendirerek sadece maaş geliriyle nasıl 32 yaşında milyoner olduğumu anlatıyorum.

    Eğer siz Rhetorica editörleri veya okuyucuların ilgisini çekerse okumaya ve katkı sunmaya beklerim.

    http://www.MrMilyoner.com

    Saygılarla.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s