1 Kuruşu Hatırlayan Var mı?

2005 yılbaşında “Kötü günler mazide kaldı, bir daha geri gelmeyecek.” deyip bir hevesle liradan 6 adet “0” atmıştık. 2009 yılbaşında da paranın önündeki “Yeni” ibaresini kaldırıp “Tamam bundan sonra paramızın itibarı koşulsuz korunacak!” mesajını tüm dünyaya vermek istemiştik. Gel zaman git zaman çok kısa bir süre içerisinde 1 kuruşu enflasyon canavarına yedirdik. Bugünlerde 5 kuruşu da kaybeder gibiyiz; marketler 5 kuruş para üstünü vermediğinde ses çıkarmamaya az kaldı. Peki nasıl oluyor da 1990’lı yıllardaki enflasyon oranları yokken paramız böyle hızlı değer kaybedebiliyor?

200 TL’nin Satın Alma Gücü Yalnızca 73 TL

2005 yılı itibarıyla ortalama yıllık enflasyon kabaca %8,4; yani eskiye kıyasla göze çok da batmayan bir oran. Arada %4 ile %12 arasında sürekli gidip gelmiş. Günlük dilde kullandığımız enflasyonun yalnızca son 12 ayı içerdiğini unutmamak gerek. Paradan 0’ların atıldığı tüm dönemi ölçtüğümüzde fiyatlar genel seviyesinin 2,72 katına çıktığını görüyoruz. Yani 5 kuruşun satın alma gücü 2005 yılındaki 2 kuruşun bile altına gerilemiş. Başka bir ifade ile paramızın büyük ölçüde değer kaybetmesi için hiperenflasyona (3 haneli) gerek yok; kronik enflasyon (sürekli %5 üstü) da çok tehlikeli. Örneğin piyasaya çıktığında hepimizin vay be dediği prestijli 200 TL’lik banknotun satın alma gücü 2005 yılının yalnızca 73 TL’si kadar; fiyakası çoktan sönmüş.

1 Kuruşu Hatırlayan Var mı 2

İşsiz Sayımız 3.674.000; Cumhuriyet Tarihinin En Yükseği.

Makro iktisadi analizde enflasyonun kardeşi işsizliktir, ihmal etmek olmaz. Mevsimsellikten arındırılmış (yazın Çukurova’ya gidip pamuk toplayanların ve Antalya’da otellerde çalışanların geçici etkisinin çıkarıldığı) işsizlik oranımız Şubat 2017 (en güncel) itibarıyla %11,7. Oran olarak belirtince her bir işsizin yarattığı dram haliyle hissedilemiyor; bu nedenle işsiz sayısını veren grafik gerçekleri daha açık ortaya koyuyor. 2017 Şubat ayı itibarıyla işsiz sayımız 3.674.000; Cumhuriyet tarihinin en yükseği.  Şüphesiz her yıl ortalama 1 milyon kadarlık nüfus artışı önemli etmen (Her evli çiftten ısrarla 3 çocuk istemek!). Bir şekilde alıştığımız/ alıştırıldığımız özel okul parası, özel sağlık masrafları ve iPhone gibi kişi başına geliri 10 bin dolar olan bir ülkede lüks sayılabilecek tercihlerimizin devamı için iş aramaya koyulmuşuz. En başta da muhafazakarlaştığı söylenen Türkiye’deki kadınlar iş kovalamaya başlamış. Bu konuya “Patlayan İşsizlik: Kadınların Zorunlu İstilası” isimli yazımızda ayrıntılı değindiğimiz için hızlıca işsizlik ve enflasyonun hayta kuzenlerine geçelim. Unutmadan işsizliğin kankası ücretlerden de bir cümleyle bahsetmek yerinde olur: Asgari ücret dışındaki ücretlerde reel (enflasyon üstü) bir artış maalesef yok (“Bir Gün Herkes Asgari Ücretli Olacak”).

1 Kuruşu Hatırlayan Var mı 3

İlki bütçe açığı; onun kokusunu ufukta sandık gördüğümüz andan itibaren alabiliyoruz. Bu referandum sürecinde öyle zorladık ki, uzun süre sonra ilk kez kamu nakdi dengemizi (kredi kartı çalışmayan yerde nakitsiz kalmak) bile bozduk. 2017 yılı ilk 3 ayında (tam da referandum öncesi) cari transferler (karşılıksız olarak çoğunlukla yandaşlara yapılan yardımlar) %38 artışla Cumhuriyet tarihinin rekorunu bile kırdı.

Bir diğer kuzen ise cari açık. Son 15 yıldır ismini o kadar sık duyduk ki varlığını doğal karşıladık; halbuki bu kuzen ekonomilere eroin etkisi yapmakta. Kısa vadede bizi tatlı ithal ürünlerle uyuşturuyor ve uzun vadede dozunda ithalat yapmadığımızda (iktisatçılara not: yeterli tasarruf yapmadığımızda) bir gece ansızın doları Londra ve New York’ta fokurdatmaya başlıyor. En güncel hali Mart 2017 tarihi ile yıllık 33 milyar dolar (ülkemizde üretmeden dışarıdan tükettiğimiz miktar). Ayarını tutturamadığımız ilk günün ertesinde fişimizi çekmesi için gönüllü IMF’yi çağırmamıza neden olacak da işte bu yaramaz kuzen. Son 15 yıllık “istikrar” döneminde cari açık vermekte “istikrarlı” bir biçimde Dünya’da ilk 10 ülke içerisindeyiz, hatta 2011’de 3’lüğe dahi yükselmiştik.

Tüm sıkıntılı verilere rağmen bizlere sürekli hatırlatılan “Büyük resme odaklanın, Türkiye büyüyor; 1990’lı yılları unutmayın!”. Yalan değil, 2005 yılına kadar 250.000 TL’lik demir para kullandığımızı kesinlikle unutmamak lazım. Tam da bu esnada makro iktisadi verilerin babası olarak adlandırabilecek büyümeye bakmak lazım diyorum. Türkiye ekonomisi hala büyüyor ve bu büyümenin 1-2 yıl daha devam edeceğini Bir Garip Ekonomik Buhran Beklentisi (3): Kaçınılmaz Son? isimli yazımızda belirtmiştik. Öyleyse hükümet büyük resmi görebilirken biz vatandaşlar mı ıskalıyoruz acaba?

2008 Yılından Beri Boşa Kürek Çekiyoruz

Doğrudan kamu harcamalarına (muhtarların sigorta primlerinin devlete yüklenmesi) ya da kamunun teşvik ettiği özel sektör üretimine (üstünden kimsenin geçmediği ama hepimizin cebinden parası çıkan köprüler) dayalı maliyeti yüksek, verimliliği epey düşük bir büyüme içerisindeyiz. Bir nevi gelecek yıllardaki büyümemizi öne çekerek korkulan krizi öteliyor diğer taraftan da acının süresini uzatıyoruz. Üstelik bu suni büyümenin bireysel olarak bizlerin satın alma gücüne katkısı da yok. Aşağıdaki grafik dolar cinsi kişi başına düşen GSYH’yi göstermekte. Açık bir şekilde ortada bir refah artışı olmadığını, 2008 yılından beri boşa kürek çektiğimizi görebiliyoruz. Türkiye ekonomisinin yükselme döneminin çoktan sona erdiğini, şu anda içinde bulunduğumuz duraklama döneminin bitmesine az kaldığını ve gerileme dönemine çok yaklaştığımızı görmek zor değil. Gerçek “Büyük Resim”; gün geçtikçe ekonomik krize yaklaşmak.

1 Kuruşu Hatırlayan Var mı 4

Peki neden ekonomik performansımızı geliştiremiyoruz? Uzun vadeli ekonomik kalkınmanın belirli iktisadi ve siyasi temelleri var. Verimli altyapı, eğitim sistemi, girişimcilik ve Ar-Ge gibi iktisadi temellerimiz çoktan doğal sınırlarımıza ulaştı dolayısıyla büyüme potansiyelimizin sınırına zaten ulaşmış olduk. Bu tip uzun vadeli durgunluklar (orijinal ismi ile “secular stagnation”) ülkemize özel değil, örneğin Japonya’da 25 yıldır aynı darboğazda. Ancak Japonya’nın bu bitmez tükenmez durgunluğa 35 bin dolar kişi başı gelir ile girmesi sıkıntıları dindiriyor. Türkiye olarak bu döneme 10 bin dolarlık mütevazı kişi başı gelir ile girmemiz sorunun “Orta Gelir Tuzağı” şeklinde isimlendirilmesine ve sonuçlarının da daha ağır olmasına neden oluyor.

Bu tip dönemlerden çıkış hükümetlerin vakitli ve doğru ekonomik kararlarıyla mümkün. Hükümet; 4+4+4 öğretim kanunu, denetime tabi olmayan Varlık Fonu, ticari katma değeri olmayacak Çanakkale Köprüsü, bağımsızlığını yitirmiş Merkez Bankası ile orta gelir tuzağından uzun yıllar çıkamamamız için gerekli tüm yanlış kararları almış durumda. Üstelik sonuçları şüpheli bir anayasa referandumu ile bu politikalar halk nezdinde onaylandı/ onaylatıldı.

Bir diğer çıkış yolu ise küresel ekonomilerin büyümesi ve parasal genişlemelerin devam etmesi. Gün geçtikçe ekonomik büyümesi yavaşlayan bir Çin (özel sektör kredi balonu bizim ülkemizden çok daha kötü olan tek yer), tüm teşviklere rağmen hızlı bir şekilde büyümeye geçemeyen ABD, Avrupa ve Japonya ekonomileri ümidimizi kırıyor. Bölgemizdeki siyasi istikrarsızlıkları ve “Komşularla Sıfır Sorun!” dış politika stratejimizin yarattığı mucizeleri (eş zamanlı tüm Dünya ile bozuşma kabiliyeti) de hesaba kattığımızda yutkunmakta dahi zorlanır hale geliyoruz. Ötesi şu anda ülkemize dış finansman anlamında can suyu olan ABD, AB, İngiltere ve Japonya merkez bankalarının yaptığı eşi benzeri görülmemiş parasal genişlemenin (özel sektör yatırımlarını desteklemek için reel faizlerin yapay bir biçimde negatif tutulması) de en geç 2 yıla tamamen sonuna gelmiş olacağız. Özetle dış konjonktürün vaziyeti bize yardımcı olmak değil olanı daha beterleştirmek.

Türkiye Ekonomisi: Tencerede Hafif Hafif Kaynatılan Kurbağa

Gün geçtikçe yaklaştığımız ekonomik buhran daha önce yaşadığımız 1994-2001 sürecinden çok farklı olacak. MGK toplantısında anayasa kitapçığı atılması gibi bir kıvılcımla yılların birikmiş ekonomik sorunları alev alıp kısa sürede büyük bir çöküş yaşanmayacak. Takip eden birkaç yılda hızlı bir tedavi ile yukarı geri sıçrama da olmayacak. Bu tip ekonomik buhranları en iyi tasvir etmenin yolu kurbağa ve kaynar su hikayesi. Yani bir seferde kaynar suyu hissedip sıçramak yerine; tencerede hafif hafif kaynatılacağız.  2011’de hafifçe başlayan ekonomik memnuniyetsizlik bizleri uyuta uyuta daha çok uzun yıllar sürecek.

Her şeyin yavaş yavaş olması neticesinde “yazarkasa atmak” ile özdeşleşen protestolar da olmayabilir. Günlük hayatımızda gittikçe artan mesai saatleri, bir kişiye üç kişilik iş yükü verilmesi, performans primlerinin ortadan kalkması, ötelenen terfiler, ücretlerin düzenli olarak enflasyon karşısında buharlaştırılması, dışarıda bir sürü işsiz olduğu hatırlatılarak kötü muameleye maruz kalınması mümkün; hepsinden ötesi bunlara yeterince ses çıkarmamamız da mümkün.

Üstteki senaryolar çok mu karamsar? Sön dönemde ekonomik trajedi yaşayan İspanya ve Yunanistan’a bir göz atalım. Ekonomik kriz döneminde işsizlik oranlarının İspanya ve Yunanistan için sırasıyla %27 ve %28 olduğunu hatırlatalım. Ama asıl unutulmaması gerekense krizin en ağır günlerinde genç nüfus işsizlik oranının sırasıyla %56 ve %60’a kadar çıkmış olması (Türkiye’de henüz %22,2). Krizin üzerinden yıllar geçmesine rağmen genç işsizliğin bu ülkelerde sırasıyla %41 ve %48 olduğunu ve sabırların çoktan tükendiğini söylemek gerek.

Tek Çare: Dolar Duası

Israrla “Hiç mi kurtuluş yolu yok?” derseniz; 1994’te İstanbul’daki su sorununu çözen “Yağmur Duası” var, ötesi yok derim. Geçtiğimiz yıl haziran ayında Antalya esnafı da “Turist Duası” denemişti; bundan henüz sonuç alınamadı. Son umudumuz “Dolar Duası” olabilir. İşte durumumuz maalesef bu derece trajikomik.

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

 

8 thoughts on “1 Kuruşu Hatırlayan Var mı?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s