Güneşe Uçarken: Penguen’e Bir Okur Vedası

Öncelikle; çocukken karikatürleri, çizgi romanları, tatil kitaplarını aşkla okumadıysanız, aynı dergileri ezberleyene kadar evirip çevirmediyseniz, dergiye kapandığınızda saatin nasıl geçtiğini unutmadıysanız, kısacası bu büyülü dünyayı bilmiyorsanız, bu yazı sizin için pek bir şey ifade etmeyecektir. Çocukken o tadı almadıysanız, üzgünüm ama bir daha asla alamazsınız.

Öte yandan, biliyorum ki, pek çoğunuz da benim gibiydiniz, o küçücük dergiler, sizin hayatınızın kocaman parçalarıydı.

Daha üniversite hazırlık sınıfındaydım. Cebimde bir lira varsa, aç kalmayı tercih edip Penguen aldığım günlerdi. Hatta dergi hayvanlı bir kapak yüzünden, dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan ile davalıktı. O sıralar çalıştığım topluluk “ODTÜ Verimlilik Topluluğu” Penguen çizerlerini getireceğini ilan ettiğinde, etkinlik fotoğrafçısı olarak göreve atlamıştım. Hiç tanımadığım birinden fotoğraf makinesini isteyip bu rolü üstlenmiştim. Bu sayede her bir çizerle, Erdil olsun, Yiğit olsun, Ersin olsun ve de Selçuk abi olsun, tanışmış, etkinlik fotoğrafı pek çekemesem de her biri ile tek tek foto çektirmiştim.

Erdil abi’ye şu soruyu sormuştum: “Abi bu karikatürleri üretmek için ne içiyorsun? Çünkü bu belli ki sağlam kafa ürünü olamaz”. Bana cevabı netti:

“Kafan sağlam olmadan tek bir karikatür bile üretemezsin!”

Size şu kadarını söyleyeyim, bütün bugün içinde olanlar, onlara bu kadar yakın olmam, her hafta heyecanla beklediğim dergiyi üretenleri görmek, sohbet etmek… Bu bir rüyaydı.

Ve Her Güzel Şey Biter

Bilindiği üzere, “Penguen”, benim gibi 30 yaşında olanlar için, hayatının yarısının parçası olduktan sonra, son sayısını bu Perşembe yayınlayarak basılı formatta yayın hayatına veda etti. Kimisi diyecek ki, sadece format değiştirdi. Hayır, bir dergi, online olamaz. Olursa büyülü olamaz. Onu gittiğinde alırsın eline, tuvalete koyarsın, bazen tuvaletten çıkamazsın okumaktan. O yüzden, eğer ben dergiye dokunamıyorsam, o dergi bitmiştir.

Zaten, son sayıyı ele alanlar, çizerlerdeki hüznü görenler, derginin tamamen bittiğini anlayabilirler. Hatta dergide şöyle bir anı mevcut:

Selçuk Erdem, derginin kapanacağını ilan ettikten sonra, bir çizer diyor ki:

“Abi bu motivasyonla, son 4 haftayı nasıl çizeceğiz?”.

Selçuk Erdem’in cevabı ise, mizahın tanımı olarak kitaplara geçmeli:

“Bu iş eğlenerek değil, acıyla yapılıyor zaten. Ben bu işe başladığımdan beri çekiyorum o acıyı”.

 

Mizah Komiklik Demek Değildir

İşte bütün mesele bu. Hele ki bir de toplumsal ve muhalif çizgide mizah yapıyorsanız, acıyı alırsınız, yoğurursunuz, hissedersiniz ve ondan mizah çıkarırsınız. Bakın, mizah diyorum, “komiklik” değil. Misal, Soma katliamından sonra hangimizin yüzü gülebiliyordu? Oysa, Penguen gene çıkıyordu ve kapağı, “mizahi” olmasında rağmen, komiklik amacı taşımıyordu. Mizah böyle ilginç bir şey işte, her zaman güldürme amacı taşımıyor. Ama, her zaman ince, her zaman incitmeden, ama tüm kalınlıkları da yüzümüze çarparak.

İşte, bu çok zor bir şey. Keskin bir zekâ istiyor, yılların birikimini ve emeğini istiyor ve bu açıdan da bana göre sanatın ta kendisi. Basit bir çizgi ve tek bir cümle ile, binlerce şeyi anlatıyorsun. Bundan ala sanat mı olur? Bu sanatın bedeli de içinde acıyı yoğurup, ondan mizah çıkarabilmek.

Rüya Takım

Benim Penguen’e bu kadar bayıldığım sıralarda, efsane bir kadrosu vardı. Selçuk abi vardı, Yiğit Özgür vardı, Umut Sarıkaya vardı, Erdil Yaşaroğlu vardı, Serkan Altuniğne, Bahadır Baruter, Memo Tembelçizer…

Bu kadronun güzelliğini size anlatmam mümkün değil, bunlardan bir kısmı Uykusuz’u kurdular, bir kısmı başka dergiler de kurdu, Umut sarıkaya ise tek başına dev bir dergi çıkarıyor. Tüm bunları, tek bir sayıda, her hafta görmek, çok değerli bir şeydi, değerini de bilememişiz. Yani biraz UEFA kupasını alan Galatasaray gibi, hepsi bir yerlerde oynadı, ama o takım gibi bir daha olmadı.

Rüya Bitmeye Başlıyor

Önce Penguen dağıldı, sonra yeni yazarlar çizerler katıldı her iki dergiye. Neticede, dergiler de yaşayan, canlı varlıklar, mizah gibi. İlla ki yeniler gelecek, eskiler onlara öğretecek. Usta-çırak ilişkisi bu.

Sonra ülkede, hiç de özgün bulmadığım, edebiyat dergisi furyası başladı. Penguen buna da yenik düştü, sayfa sayısını artırıp yarı karikatür, yarı edebiyat gibi hibrit bir format aldı. Açıkçası sevmedim. Ama anlayabiliyordum.

En Sonunda Bitti

Her güzel şey gibi bitti Penguen. Neticede hiç reklam almadılar, ucuz da değillerdi, 16 sayfa dergi 4 TL. Fakat alabildiğim her hafta almaya çalıştım, önceleri sadece Penguen, sonra Uykusuz, sonra Naber, sonra Leman, sonra Bayan yanı… Karınca kararınca bu kültüre katkı yapmaya çaşıştım. Bu süreçte hiç gazete almadım belki, mangalda yakmak için aldıklarım dışında. Ama mizaha, bilhassa çizginin büyülü dünyasına destek olmaya çalıştım.

Fakat, bazen yetmiyor. Neticede herkes çocukken o büyülü çizgi derdilerine gömülmemiş, Ziraat Çocuk, Yalvaç abi, Gırgır, Avni, Abdülcanbaz filan okumamış. O büyüyü almayan, hissetmeyenler bilemedi karikatür dergilerini.

Bir de üzerine Facebook filan çıktı. Hiç para ödemeden insanlar karikatüre erişebilir oldu. Eminim ki okuyanlar da çizerler de memnun aslında bu durumdan, ama dergiler satmamaya başlayınca, bir de reklam da almıyorlar özgür kalabilmek içi, neticesinde, malzemesinden topçusunu kaç kişi ev geçindirecek ordan, bu işi bırakmaya karar verdiler.

Şimdilik diğer dergilere sarılacağız, ama Penguen’in yerini unutmayacağız. Çünkü Penguen aynı zamanda yakın tarihimizin bir belgesi, uzunca bir süre mizahımızın tek temsilcisi ve benim ilk gençliğimdi. Penguen’in kapaklarında ilk aşklarım, ilk kavgalarım, ilk hezeyanlarım gizli. Penguen benim için Ankara. Aynı zamanda ülkenin evriminin bir kaydı, adeta bir seyir defteri…

Penguen’in yerini ayrı yapan bir diğer şeyse, politik olmayan ve absürd mizahı benimle tanıştırması olmuştu. Hatta, lisedeyken ilk kez Kırşehir’de birinin elinde gördüğüm Penguen’de bir Yiğit Özgür karikatürünün bende uyandırdığı mutluluğu anlatamam. Resmen, dergi varlığını unuttuğum bir boşluğu doldurmuştu. Yatılı kaldığım okula götürmüştüm hemen, o sıra Kırşehir’de satılmıyordu henüz, düzenli alabilmek için üniversiteyi beklemem gerekecekti.

Neyse, 15 yıl oldu. Her hafta almıyorduk artık belki ama, orada olduğunu bilmek güzeldi. Kısacası, bir tarafım hüzünlü.

Kimler Geldi, Kimler Geçti: Mizah Dergiciliğinin Evrimi

Öte yandan, öbür tarafım, makul tarafım diyor ki, üzülme, mizah dergileri de insan gibidir, doğar, büyür, yaşar ve ölür. Her seferinden form değiştirir, bölünür, ama mizah bitmez.

Neticede, mizah bu topraklarda hep vardı, var olmaya da devam edecek. Fakat, ilk yazılı kültürümüz “sms” olduğundan ve matbaaya halen alışamamız olmamızdan olacak ki, bu toprakların ilk karikatür dergisi çok yeni sayılır: Diyojen (1869). Yani, 140 yıllık bir mizah kültürümüz var.

Diyojen de ikinci meşrutiyet döneminde gelen onlarca halefi de defalarca kapatıldı. Siyaset, mizahın o kadar keskin parçasıydı ki, yönetimleri her zaman rahatsız ettiler. Öyle ki, Kurtuluş Savaşında Sedat Simavi’nin “Güleryüz” dergisi milli mücadele tarafında iken, Refik Halit Karay’ın “Aydede” dergisi Yunan askerlerini halka sempatik gösterip, Mustafa Kemal’e ateş püskürüyordu.

1947’de yayın hayatına başlayan ve tek parti hükümetine karşı sert mizah yapan, akabinde defalarca kapanarak isim değiştirip yeniden dopan “Marko Paşa” dergisi ise bize çok değerli isimler armağan etti: Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz…

Sonra CHP gitti, Demokrat Parti iktidara geldi, ama mizah bitmedi, artarak büyüdü. 1956’da İlhan Selçuk “Dolmuş” dergisini çıkardı ve mizah dergileri artık toplumsal konulara eğilmeye başladı.   Bu dergi bizi Türkiye mizahının duayeni Oğuz Aral, Turhan Selçuk gibi isimlerle tanıştırdı.

Sonra Oğuz Aral’ın Gırgır’ı çıktı ve bugün elimize ulaşan nerdeyse tüm mizah dergilerinin de babasıdır: Leman, Penguen, Uykusuz…

Yani şöyle bir bakarsak, Dolmuş Oğuz Aral’ı doğurdu, o daha sonra Gırgır’ı kurdu. Gırgır’dan ayrılanlar Leman’ı kurdu (ilk adı Limon), Leman’dan ayrılanlar Penguen’i, Penguen’den ayrılanlar Uykusuz’u…

Bu bir nevi bayrak teslimi. Alıyorsun bayrağı, koşabildiğin kadar koşuyorsun, sonra senden daha hızlı koşanlara devrediyorsun. Bu böyle geldi, böyle de gidecek.

Ve ülke ne kadar kötüye giderse gitsin, biliyorum ve inanıyorum ki, bu ülkede mizah hiç bitmeyecek. Belki komiklikler bitebilir, ama mizah hiç bitmeyecek.

Penguen’e Teşekkür

Sevgili Penguen (yani 15 yılda 200’den fazla katkı koyan yazar/çizer ve her türlü işçisi), son 15 yıl ülkemizde hiç de mükemmel değildi. Ama sayende ben hep çocukluğuma döndüm, büyüme sancıları çekerken sayende güldüm. Bazen anırarak kahkahayla güldüm, bazen espirililerini beğenmedim. Ama o renkli sayfalarında, bi anlık da olsa büyülü dünyalarda hissettim kendimi. Hele ilk gençliğimde, bir sonraki sayını hep bekledim.

Sen, Türkiye’de mizah bayrağını aldın ve çok ilerilere taşıdın. Keşke daha uzun soluklu olabilseydin. Olmadı, sağlık olsun.

Hayatımın bir parçası olduğun için, ülke gündeminde azıcık da olsa yüzümüzü gülümsetebildiğin için, o güzel renkli ve dolu sayfaların için… Kısacası “her şey için teşekkürler”.

Ne demiş Nazım Hikmet:

“Akın var, güneşe akın,

Güneşi zapt edeceğiz,

Güneşin zaptı yakın”

Güneşte görüşmek üzere.

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s