Çağımızın Yeni “Din”i Sağlık ve Sahte Ayetleri

20 Yılda Tamamen Değişen Sağlıklı (!) ve Sağlıksız (!) Yiyecekler Listesi

90’ların ortalarıydı, ben daha çocuktum. Televizyonda, radyoda, afişlerde, kırmızı etin zararları anlatılıyordu: Kalp hastalıkları, kolesterol… Üstelik ızgara da o zaman en kötü gösterilen pişirme yöntemiydi. O sıralar, az yağlı pişirmeye imkân veren teflon ise bir kurtarıcıydı. Değerli bir üründü ve fiyatına rağmen kapış kapış gidiyordu.  Biz basit insanlar, artık mangalda et pişirirken suçluluk diyorduk.

Beyaz et yükselişteydi o sıralar. Tereyağı hayvansal ve sağlıksızdı, sadece köylüler kullanıyordu. Nice pastalar, pilavlar margarinlerle yapılıyordu. Kepekli ekmek fırınlarda pek bulunan bir şey değildi, beyaz ekmek ile ilgili ise kimsenin bir problemi yoktu. Meyve veya bebe bisküvileri vitaminliydi ve çok sağlıklıydı, çünkü vitaminin adı bile yetiyordu.

20 yıl geçti. Bugün devran değişti. Şimdi tavuk yedirtmiyorlar bize, teflon yasak, yerine granit tavalarımız var. Izgara da en sağlıklı yemek pişirme biçimlerinden. Yağ ile barıştık artık, ama illa köy tereyağı olacak (bu kadar tereyağı üretimine hangi köy dayanacak o ayrı mesele). Şimdiki düşmanımız beyaz ekmek. Şimdi bazıları şeker içeriğinden dolayı meyveye bile savaş açtı. Bebe bisküvisinde şeker ise ölüm gibi bir şey.

Bugün sağlıklı bildiğimiz neler 20 sene sonra sağlıksız olacak, şimdi sağlıksız dediğimiz neler hayatımıza tekrar girecek, göreceğiz. Ama bizim için fark etmeyecek, uzmanlar (!) diyecek, biz de koşarak yapacağız, hiç sorgulamayacağız.

Bir “DİN” Olarak Sağlık

Konu tam olarak şöyle ilerliyor. Bir uzman (peygamber) çıkıyor, “şu çok zararlıymış” diyor (ayet), “oysa bu çok yararlı”. Hemen bir kullanıcı (mürit) da nasıl 50 kilo verdiğini, ya da kanseri yendiğini anlatıyor. Bizler hop koşuyoruz, evdekileri yeni zararlı gıdalarımızı çöpe atıyoruz, sonra faydalı olana koşuyoruz. Sağlıklı olmak (iman) için tek yaptığımız, onu tüketeceğimize bunu tüketmek.

Eğer bunu yanlış görüp eleştirirseniz (kâfir), şiddetle karşı çıkılıyorsunuz. Yeterince bilinçli olmadığınız, araştırmadığınız söyleniyor. Bir de “ya doğruysa”cılar var. Ama en beteri “sizden gerçekleri saklıyorlar”. Kim saklıyor? Neden saklıyor? Neden sen biliyorsun da biz bilmiyoruz? Zaten, kötü gidişatımızın, kötü sağlığımızın, mutsuzluğuzun sebebini başkalarına yıkmak, kendini bundan dışlama dünyanın da yeni siyasi trendi. Hemen bütün sağlıksızlığımızın nedenini de çözüyoruz. Üreticilerin bize dayattığı asidik diyet (!)

Sağlık algımız, bir dinin tüm özelliklerini barındırıyor. Tanımı ve sınırı olmayan doğa üstü bir konsept, sorgusuz sualsiz biat ve bu özel ritüeller (ibadet). Şimdi bunları detaylı inceleyelim.

Sağlık: Uçsaz Bucaksız ve Tanımsız Bir Kavram

Sağlık öyle bir konu ki ne ucu var ne bucağı. İnsanlara sorduğunuzda bir tanımı da yok. Yani yeşil çay içmek çok sağlıklı diyelim, hemen içiyoruz. Ama neye sağlıklı? Ne oluyor tam olarak, ne değişiyor? Sağlık anahtar sözcüğü bize yetiyor, fazlasına gerek yok.

Tanım net olmayınca, hep daha fazlası da mümkün oluyor. Bir nevi tanrısal bir durum. Ne kadar sağlıklı olsak yetmiyor, hep daha sağlıklı olmak istiyoruz. Oysa, zaten tanımı ve ucu bucağı olmayan bir konuda neyi hedefleyebiliriz ki? Benim anladığım, insanlar aşırı sağlıklı olmak istiyor, o kadar sağlıklı ki, Süperman’den bile daha sağlıklı. Ama bunun için, üretim yapma, emek ortaya koyma gibi şeyleri de hiç istemiyorlar. Tek istedikleri, tüketerek (çünkü sadece bunu yapabiliyoruz) Süpermen’den daha sağlıklı olmak.

Koşulsuz Biat: Kaynak Gösterme ve Doğrulama Hak Getire

Hemen atlıyoruz. Çok iddialı bir söylemde bulunuyor bir “uzman”. Neye dayanarak söylüyor belli değil. Akademik bir çalışması var mı? Yok. Peki herhangi bir bilimsel araştırmaya atıfta bulunuyor mu? O da yok. Neye dayanıyor? Belki kendi klinik gözlemine, o da meçhul.  Peki, bu gözlem bir şekilde valide edilmiş mi? Kocaman bir hayır. Peki, o zaman bu kadar ezberbozan iddiaların bizim için kıymeti ne olmalıdır?

Peki neden adeta ayet inmiş gibi, kutsal bir sözmüş gibi taparcasına koşuyoruz bu sözlere? Neden geçerleme gereği duymuyoruz?

Çünkü, yazılı kültürümüz yok. İspat gereği yok. Kayıt yok. Önceki yazılarda da dedim, ilk yazılı geleneği whatsapp olan bir toplulukta, kaynak sorgulama, referans bekleme, bunlara meydan okuma (challenge etme) filan, tabi hak getire. “Ya doğruysa” düsturuyla aşırı sağlıklı olmaya çalışıyoruz.

Şimdi, günümüzün en moda sağlık akımlarının (evet sağlık da artık modanın bir parçası), ne kadar saçma olduğunu, tıp uzmanı olmayan ben, çok basit ve kısa araştırmalar ile çürüteceğim. Bu arada, zaten bilimsel kanıtı olmayan iddialar, zaten direkt çürük sayılır.

  • Adeta Bir Ritüel: Afilli Su Hazırlama ve Aşırı İçme

Ofislerde herkesin elinde bir şişe su. Günlük su içme hedeflerini tutturmaya çalışıyorlar. Büyük bir hırsla günde 3 litre içmeye çalışıyorlar. Sonra durmadan tuvalete koşuyorlar. Kim demiş bilinmiyor, kahve, çay ve yemeklerdeki suyu saymıyorlar. Oysa bu varsayım bir mitten ibaret gibi görünüyor (1). Yani, vücudunuza güvenin, susayınca su için, zaten iki litre suyu geçeceksiniz.

Bir de herkesin bardağında limonlar, tarçın çubukları, bilimum materyaller. İçmesi 20 saniye sürecek 2 bardak su için aşırı bir özen ve gösteriş. Karikatürist Umut Sarıkaya’nın ifadesiyle, ölecek olsanız ve bir yudum su isteseniz, size bu suyu vermezler, çünkü bu su aşırı bilinçle dolu. Bu suyu içebilmek için önce bilinçlenmeniz gerekiyor. Bu bilinç düzeyine gelmeden zinhar…

İnsan tabi merak etmeden duramıyor, avcı toplayıcı atalarımız 80bin yıl limon mu doğradılar suya?

  • Alkali Diyet ile Sadece İdrarınızı Alkali Yaparsınız

Alkali diyeti, vücudun ve kanımızın asidik yükünü azaltarak, bir nevi fabrika ayarlarına dönme düşüncesi üzerine kurulu. Ben tıp doktoru değilim, ama bu iddianın saçma olduğunu anlamak için lise biyolojisi bilmek yeterli. Kan çok hassas bir dengeye sahip ve bunu değil limonlu su içerek, kanınıza asit iğnesi yapsanız bile değiştiremezsiniz (2). Üstelik, siz ne kadar asidik ya da bazik yerseniz yiyin, mideniz aşırı asidiktir ve tüm gıdalar buradan geçecektir.

Peki bu kadar temel bilimsel bilgiyi, internette iki dakika araştırmak yerine, saçma sapan, çoğu doktor da olmayan kişilere güvenerek, suyunuza karbonat katarak kanserle filan savaşacağınızı düşünmek, cahilliğin dik alası değil midir?

Diyelim ki bu konuyu değerlendirmek için lise biyolojisi yeterli değil ve ben yanılıyorum. Yine de araştırmamız gerekir.

Bu arada, alkali diyet fikrinin babası yazar diploma olmadan tıp uygulaması yaptığı için tutuklanmıştı (3). Bilmem başka söze gerek var mı?

  • Glütensiz Diet: Çölyak Hastası Değilseniz, Maalesef…

Yeni sağlık modalarından biri de glütensiz diyet. Bugün yaşanan pek çok problemin müsebbibi olarak buğday ve bazı diğer tahıllarda bulunan bir protein olan gluteni gören ve bunu diyetten çıkarmak üzere kurulu bir yaklaşım. Eğer vücudunuz gluteni tolere edemiyorsa (Çölyak hastalığı), bu diyete mecbursunuz, zaten bu durumu emin olun fark ederdiniz, hem de bunu hiç yaşamamış olmayı dilerdiniz. Eğer değilseniz, kendinizi mehtemelen boşa zorluyorsunuz. (4)

  • Organik ve GDO Obsesyonu

Önce GDO’dan başlayalım. Genetiği değiştirilmiş organizmaların (aslında binlerce yıldır ekip biçerek zaten değiştiriyoruz da bunun laboratuvarda yapılanı GDO oluyor), insan sağlığına zararını açıkça ispatlayan bir makale yok (5). Korkularımız yerli de olabilir, yersiz de fakat temelsiz.

Organiğe gelince, organik sertifikasının zor alınan bir süreç olduğunu, maliyetli olduğunu, bu maliyetin ürün fiyatına yansıdığını, gıdaların bu şekilde sınıflara ayrıldığını ve soylulaştırıldığını, fakire hormonlu, zengine organik kaldığını bilmemiz lazım.

Yani, bizi kötü gıdaya mecbur eden sistem, sonra hakkımız olan gıdayı 5 katı fiyattan çakıyor, mevzu bu. İyi gıdaya ulaşmanın, marketteki organik etiketli ürünlerden daha etkili yolları da var. Çevrenizdeki üretim alanların gezin, tanıyın, aracısız üretici pazarlarını ziyaret edin, kendi ekiminizi yapın, yapan tanıdıklarınıza destek verin, gıdaları mevsiminde alıp konserve yapın, kurutun.

Yiyecek üretimi kutsaldır, sırf tüketime indirgenemez. Üretin. Değer katın. Elinizi taşın altına koymadan organik takıntısı yaptığınızda, işi çözmediğiniz gibi, sizi kötü gıdanın kucağına oturtanların değirmenine su taşımış oluyorsunuz. Bilin istedim.

Sonuç

Sahte sağlık dini inanışlarına sonsuza kadar devam edebilirim. Homeopatiden tutun paleo diyete, refleksolojiden tutun akupunktura, himalaya tuzundan tutun fitoterapiye… Alternatif tıp mevzularına hiç girmiyorum, zira zaten ispatlanabilir bir şey olsa, alternatif tıp olmaz, normal tıp olur, genel geçer tedavi yöntemi olur. Değilse, geçiniz.

Bilimsel gibi sunulan verilen aldatıcılığı ile de yazımı bitiriyorum. Buna ek olarak aşağıdaki bilgileri rastgele internetten topladım, geçerlemedim:

Aşağıdaki faydalar hangi gıdaya ait olabilir?

  • Enerji verir
  • Tansiyonu ayarlar
  • Depresyona iyi gelir
  • Beyin aktiviyesini artırır
  • Mineraller içerir.

Cevap, herkes tarafından zararlı ilan edilen işlenmiş şeker.

Peki aşağıdaki zararlar hangi gıdaya ait olabilir?

  • Düşüğe sebep olabilir
  • Ödem yaratabilir
  • Tansiyonu artırır
  • Böbrek hastlarında durumu kötüleştirir
  • Kan pıhtılaştırıcı ilaçları etkisizleştirir.

Burada ise cevabımız, herkesçe faydalı olarak bilinen maydanoz.

Bu örnekleri şunun için verdim: Yanlı bir bakış ile tüm gıdaları zararlı ve yararlı olarak niteleyebilirsiniz, üstelik yalan da söylemiş olmazsanız. Fakat her istatistik anlamlı değildir. Mesela, “şu ana kadar ölmüş tüm insanların vücudunda su bulunmuştur, aman dikkat” desem atlar mısınız? Oysa istatistik doğru. Yukarıda örneği verilen moda sağlık akımlarında ve alternatif tıpta tam olarak bu tip durumlar söz konusu. Oysa konu net, bir şey işe yarıyorsa, bilimsel olarak ispatlanabilir. İspatlanamıyorsa, yaramıyordur. Bitti.

Sağlığın kuralları basit. Hastalanınca doktora gidin. Acıkınca yemek yiyin, susayınca su için, idrarınız gelince yapın. Yediğiniz yiyecekler taze olsun, bir de işlenmiş gıdaları ve karbonhidratları, tuzu, şekeri daha az tüketin. İyi uyuyun. Son olarak egzersiz yapın. Hepsi bu. Fantastik işlere girişmeyin. Her denilene atlamayın. Üzerineze düşeni yapmadan, sadece tüketerek, emek (sadece para değil) harcamadan sağlıklı olamazsınız. Sağlığı da çok abartmayın, insanız sonucunda, sınırlarımız belli.

Sevgiyle, sağlıkla kalın.

 

 

Not: Görsel eğlence amaçlı ve anonimdir, Karatay’ı değil, sorgulamadan kabullenenleri eleştirmektedir. Yazıda geçen bilimsel iddialar ile bağlantılar sonda verilmiştir.

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

3 thoughts on “Çağımızın Yeni “Din”i Sağlık ve Sahte Ayetleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s