Neşet Ertaş: Anadolu’nun Yoklukla Terbiye Edilişi

Yazımı kışa çevirdin, bak gözümde yaşa Leyla’m,

Mevlam ayrılık vermesin gökte uçan kuşa Leyla’m…

 

Üstteki dizeler, Neşet Ertaş’ın her duyduğumda beni derinden etkileyen Leyla’m türküsünden. Kendisini kaybedişimizin beşinci yılında, Neşet Ertaş’ı ortaya çıkaran “Anadolu’nun yoklukla terbiye edilişini” ele almak istiyorum. Bu kalıtsal pek çok problemimize de ışık tutacaktır.

İç Anadolu değişik bir coğrafyadır. Yurdun geri pek kalanına benzemez. Ne denizi vardır ne de çağlayan dereleri. Öyle kıymetli ürünleri de vermez toprakları, varsa yoksa buğdaydır. Yazı da serttir kışı da. Alabildiğine sarı ovalar, kahverengi dağlar. Kızılırmak’ın can verdiği küçük bölgeler dışında, görünüm budur.

Sadedir İç Anadolu köyü. Olması gerektiği kadardır, şatafatı yoktur. Gökdelenleri, ışıklı geceleri yoktur. Evde süse ya da fanteziye dair bir eşya yoktur. Mesela yatak odası, sadece yatak yorgan ve yastıklardan oluşur, dolap bile yoktur. Çünkü, Anadolu yoklukla terbiye edilmiştir. Aza kanaat etmiştir.

Geçen sene, Kırşehir Kaman’daki Kalehöyük Arkeoloji müzesine gitmiştim. 3000-4000 yıl öncesinin Hititler döneminin canlandırmaları vardı. İşin garibi, benim çocukluğumda Anadolu’da gördüğüm köyler, Hitit dönemi köylerinden pek az farklı idi: Taştan ev ve ahırlar, tahıl ambarları, yakılacak tezek yığınları, buğday tarlaları… Öyle bir coğrafya düşünün ki 4000 yıldır değişmesin insanların hayatı, o zaman da yokluk, hala yokluk.

İç Anadolu’nun yaşlı dedeleri de yokluğu bilir mesela. Onlara sorduğunuzda, size eski savaşları, açlıkları, bitmek bilmeyen dört senelik askerlikleri anlatırlar. Bir yaşlı dede şöyle diyordu dedemin cenazesinde:

Şu sofrada bir parça ekmek ilk defa arttığında sevincimden ağladım.”.

Bu yokluğu Neşet Ertaş da çok güzel ifade etmiştir:

“Sabah akşam bulgur pilavı yesem olmuyor, yemesem olmuyor.”

 

Yanlış anlaşılmasın, beğenmediği yemek değil, bulgurdan başka yiyeceği olmaması. İç Anadolu’yu bilen bilir, yufka ekmek üzerine bulgur pilavı koyup yerler. Buğdaydan başka yiyecek olmadığı zamanlardan kalma bir yemektir.

Bu yokluktan olacak ki, Anadolu köyünde dini inançlar da uzun yıllar kirlenmemiştir. Doğaya, özellikle yağmura ve güneşe dayanır Anadolu’da inanç, hayat. Hayvanlarınsa ayrı bir yeri vardır, kedi köpek evde yaşar, yediğinden yer, içtiğinden içer. Yani, insana, doğaya ve hayvana sevgi vardır temelinde. Çünkü yaşam savaşı beraber verilmiştir. Anadolu’da yaşayan bu dinin günümüz Cihatçı-Selefi İslam’ından çok uzak, binlerce yıllık Anadolu dinlerinin devamı olduğunu da kabul etmeliyiz.

İç Anadolu, Osmanlı’nın en talihsiz coğrafyasıdır, aynı zamanda en talihsiz milleti de; çoğu Avşar-Türkmen boylarıdır. Çok gariptir, kurmuş oldukları öz yurtlarında dışlanmış, vatandaştan görülmemiş, zorla yerleşik yaşama zorlanmış, yönetim tarafından vergi geliri düşük ama kalabalık bir topluluk olarak görülüp çözülmesi gereken bir sorun olarak görülmüştür. En sonunda şehirlerden uzak, ücra topraklarla yeni yaşamlarına zorlanmıştır. Bu tahmin edeceğeniz üzere, 1700-1800’lü yıllarda, Anadolu ailelerinin yaşama sıfır birikimle başlaması demek. Yani, Osmanlı 3 kıtada at koştururken, Anadolu köylüsünün fakirliği ve unutulması demek. Dadaloğlu’nun sözleri tarihi belge niteliğindedir:

Kaypak Osmanlılar size aman mı?

Şahdan ferman Türkmen ili göçünce

Daha da hey Osmanlıya aman mı?

 

Anadolu halkının hep cahil kaldığını, Osmanlı’da konuşulan yazılı ve süslü dili halkın anlamadığını; Anadolu’da konuşulan dilinse devlette konuşulmadığını söyleyelim. Özetle, Anadolu Osmanlı’da olan hiçbir şeyden nasibini almamıştır ne kültürel ne maddi hiçbir birikim yapamamıştır.

Ve yine çok gariptir ki, Osmanlı döneminde hakir görülüp yok sayılan bu topluluk, İstiklal savaşında en çok katkıyı veren yerdir.

Yani, Anadolu’nun binlerce yıllık yokluk, savaş, ayrılık, keder ve diğer çetin koşullardaki tarihidir bugün Anadolu insanını o kimliğe bürüyen, bir nevi yoklukla terbiye edilmesidir o alçak gönüllüğünü veren. Ertaş demiş ki:

“O dönem Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, ‘Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım.

Ayağınızın turabı olayım, gönüllerinizin hizmetçisiyim.”

 

Peki siyaseten ne düşünmüş Ertaş?

“Ömrü hayatımda bir kez bile oy kullanmadım. Gençlik zamanlarımda bir kez sandık başına gideyim dedim, oy vermediğim tarafları karşıma alacağımı düşünerek yolun yarısından geri döndüm. İnsan ayrımı yapamadığım için oy kullanmıyorum. Çünkü oy verince insan ayrımı yapabileceğim düşüncesine kapılıyorum. Sağcının da solcunun da davetine giderim.”

 

Bir de Anadolu’da abdallara (halk ozanları, türkücü sınıf) bir ayrımcılık vardır. İnsandan sayılmaz, aileye katılmak istenmez. Hatta kendisini sevdiği kadının verilmediği de olmuştur. Yani, tüm coğrafi ve devletli dayatmalara bir de halkın kendi ayrımcılığı eklenmiş, ayrılığı getirmiştir: O yüzden Karacaoğlan’ın şu sözlerini seslendirmiştir:

Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm.

 

Anadolu’da yazılı kültür pek yoktur, olmamıştır. Sözlü müzik geleneği, dilden dile, babadan oğla geçmiştir, ama Anadolu’da bütün hisler söylenmez de babası ile hislerini birbirlerine ancak türkülerle anlatabildiklerini söyler Neşet Ertaş.

İşte Neşet Ertaş’ı ben böyle okuyorum. Binlerce yıllık yokluğu, cehaleti, dışlanmışlığı ve acıyı, yine binlerce yıllık bir gelenekle ifade eden siyasetin çok üzerinde bir ozan. Yazılı müzik metodolojisi bilmez. Hatta aynı türküye iki kere söylese, ikisi aynı olmaz. Bu da Anadolu’da olmayan yazılı kültürün ayrı bir resmidir.

Varlığı görmedik ki yokluktan şikâyet edelim.

Bugünkü yaşam koşullarında kendisini anlamamız biraz zor. Sabah arabamıza biniyor, yolda kahvemizi alıyor, dünyanın dört bir yanından insanlarla toplantılarımız yapıyor, akşam yemek yemek için çeşitli uygulamalardan mekân beğenip, akşam da spor salonunda yediklerimizi yakmaya uğraşıp, sonunda evde açıyoruz bilgisayarımızı ya TV’mizi, izliyoruz dizimizi. Biz yokluğu bilmeyen nesiliz.

Aşağıda kendisinden alıntıladığım birbirinden ayrı sözleri, bu gözle okumanızı tavsiye ederim.

“Mevla’m ayrılık vermesin gökte uçan kuşa”

“Sen yoktan çok anlar mısın?”

“Gurbet herkesin içinde taş gibidir”

“Gönlünün eşini bulan garip değildir, ağla sazım ağlanacak zamandır”

“Denizi seyretmek gibidir, bozkırda gökyüzünü seyretmek”

“Varlığı görmedik ki yokluktan şikâyet edelim”

“Dünya senin vatanın mı yurdun mu?”

“Sabah akşam bulgur pilavı/yesem olmuyor, yemesem olmuyor (çünkü başka yiyecek yok)”

“Ne söyleyeyim şu dünyanın haline, dağlar ayrı ayrı, çöller ayrı ayrı. İnsanlar bölüşmüşler dünyayı, yollar ayrı ayrı, hudut ayrı ayrı”

“Allah sevmediğini yaratır mı hiç? İnsan olan insanı darıltır mı hiç?”

“Hepimiz bu devletin sanatçısıyız. Devlet sanatçılığı diye ayrıca bir unvan bana biraz ayrımcılık gibi geliyor”

 

Neşet Ertaş’ın tamamen yerel bir sanatçı olmasına rağmen ülke genelinde hatta sınırların ötesinde ancak özellikle de memleketim Kırşehir’de halen bir karşılık bulmasının, Kırşehir’de her arabada, evde, dükkânda çalınıyor olmasının, halen hiç ölmemiş gibi yaşanmasının sebebi de budur kanımca: Binlerce yıllık Anadolu’nun terbiyesinden geçmek, binlerce yıllık sevgi inanışlarını devam ettirmek.

Not: Bugün İç Anadolu dendiğinde hayal gücünüzde oluşturduğunuz yerin nasıl olduğunu az çok tahmin edebiliyorum. Sanayi atılımı yok, sınıflı toplumu da yok. Dışa kapanmış durumdalar ve siyasal İslam kirli bir zift gibi üstlerine sürülmüş. Kimi yerinde hem fakir hem cahil bir de bu durumdan rahatsız olmayan bir topluma dönüşmüşler. İç Anadolu şehirleri sadece binalar olarak şehirlere benzemiş, fakat özünde dev bir köy olarak kalmışlar.

Üstlerindeki zifti kaldırdığınızda Ertaş’ın anlattıklarını siz de bulacaksınız.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s