Amerika’nın Fethullah’ı, Rusya’nın Perinçek’i

Rhetorica Blog’da yazılarımı takip edenler, sert bir üslup kullanmamaya özen gösterdiğimi fark etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin başına gelen en kötü şey olduğunu düşündüğüm Erdoğan için bile; içimden geçirsem de yazıda ağır dil kullanmam. Ancak bu ilkemi bir seferlik Perinçek için bozacağım. Çünkü memleketimin Fethullah’tan sonra bir sefer de bu hain tarafından usul usul çökertilmesine tanık olmak istemiyorum.

15 Temmuz’un hemen ertesine dönelim. Devletin her kademesine FETÖ’yü yerleştiren Erdoğan’ı hemen aklayan ve ABD desteği ile iktidara gelmiş Erdoğan’a “milli” etiketi vuran kimdi? “FETÖ ile yalnızca o mücadele edebilir, arkasında kenetlenelim” diyerek Erdoğan’ı yüceleştiren kimdi? Darbeden sonra Rusya’nın Türkiye’deki kurtarıcı rolü olduğunu bir anda ortaya atan ve Dugin ismini propaganda eden kimdi?

Perinçek açıkça Türk halkını Erdoğan’a, Erdoğan’ı da Rusya’ya itmeye çalışıyor. Bunun arkasında bir hesap olmalı!

Az çok akıl sahibi her insan Türkiye’nin süper güç olmadığını ancak bölgesinde belirli bir hükmü olduğunu bilir. Adaletsiz bir biçimde olsa da dünyada hâkim güç ABD’dir ve Türkiye’nin muhtaç olduğu parayı elinde sopa olarak tutmaktadır. Bir de Rusya var. Batı’ya göre mütevazı kuvvette ancak yakın komşumuz olması nedeniyle her daim dikkat etmemiz gereken; eşzamanlı ticari ve kültürel ilişkilerimizi geliştirmemizin faydalı olacağı bir güçtür. Diğer küresel güçler AB ve Çin; bölgesel oyuncular İran, Suudi Arabistan ve Mısır bu düzleme bir şekilde yerleştirilebilir. Temel ilke ise bellidir: Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.

Bir de günümüzün koşullarını gözden geçirelim. Her geçen gün artan miktarda dış borca batmış durumda olan, Batı’nın finans karteline rehin düşmüş bir ekonomimiz var. Başka bir ifadeyle Osmanlı’nın son dönemini anımsatırcasına tarımdan sanayiye, savunmadan teknolojiye akla gelebilecek her alanda ayağımıza prangayı yemişiz.  Üstelik etrafımızdaki neredeyse tüm komşu ülkelerle ve süper güçlerle çatışma halindeyiz. Yalnızca bir kabile devletinde olabilecek FETÖ yapılanmasıyla tüm bürokrasi ve hukuk sistemi çökmüş bir de üstüne OHAL ile Erdoğan diktatörlüğü vatandaşın sırtına binmiş. Bir nevi Gençliğe Hitabe’de anlatılan günlerde gibiyiz.

İşte tam bu esnada tüm bu yıkımın taşeronu, 1 Mart tezkeresinde Amerikan lobiciliğini yapan, ayakta kalabilmek için her tip tavizi vermeye hazır Erdoğan; bir gecede “Milli” ve “Anti-emperyalist” oluyor! Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’ndan harap bitap çıktığından beri en zayıf olduğu bu dönemde, ayağında borç prangası varken bir de karşısına Batı’yı alıyor. ABD’nin yıllarca FETÖ’yü desteklemesinden faydalanarak Amerikan düşmanlığını körüklüyor; Türkiye’nin dış borcu ve Dolar/TL kurunun ne olacağı unutuluyor. Zaten sınırlı olan refahını yitirme tehlikesinde olan Türk halkına; “Tam bağımsızlık” süsüyle Avrasyacılık hayalleri pazarlanıyor.

“Bu kadar borçla neyin tam bağımsızlığı, yokluk içindeki Rusya mı Çin mi ödeyecek bu borcu” soruları havada asılı kalıyor. 2013 Cumhuriyet Bayramı’nda dolar kuru 2 TL olduğu zaman; 100. yılda da 10 TL olacak demiştim. Bunun artık hayal olmadığında sanırım az çok hepimiz mutabıkız. Peki dolar kuru 10 TL olduğu zaman; Türkiye’nin 2001’den beter biçimde tamamen havlu atacağını, birçoğumuzun işsiz kalacağını, çoğumuzun ücretlerinin enflasyonla buhar olmasına ses çıkaramayıp buna da şükür diyeceğinin farkında mıyız? Yanı başımızdaki Yunanistan’ın %46’lık genç işsizlik oranına bir göz atmak; kara tabloyu gözümüzde canlandırmak için fazlaca yeterli değil mi? Bu gidişatla sonumuz kendimizi baygın bir vaziyette bulacağımız IMF’nin kucağında Derviş-Babacan gözetimi olacak (1 Kuruşu Hatırlayan Var mı?).

Uzmanlık konum olmadığı için 2015 Haziran sonrası bir anda alevlenen PKK ve İŞİD terörünün misliyle patlaması ihtimalinden bahsetmiyorum bile. Bu acı sorularla baş başa kaldığımız anlarda bir yudum daha Perinçek içkisinden alınca; prangalarımızı unutup kendimizi aslan zannediyor Avrasyacılık hayallerinin peşine düşüyoruz.

Peki tüm bu hesapların arkasında ne var? Öncelikle Ulusalcılık ile Avrasyacılık arasındaki mühim olan farkı belirtmeliyim. Ben ulusalcı olmasam da bu görüşteki arkadaşların memleket sevgisinden ve iyi niyetinden eminim. Ya Avrasyacılık? ABD emperyalizminden rahatsız olup; kendimizi Rus ve Çin emperyalizmine teslim etmekten başka nedir? Aynı mantıkla 100 yıl önce İngiliz emperyalizminden korkup Amerikan mandası önerenler olmamış mıydı? İşte ABD düşmanlığından faydalanıp tam bağımsızlıkmış gibi süslenen Avrasyacılık gerçeği budur.

15 Temmuz darbe teşebbüsünde ne olmuştu? Bu darbede Erdoğan’ın rolünü bir kenara bırakalım. Sanırım ABD’nin çok büyük payı olduğunda hemfikirizdir. Bu girişimle ABD, Türkiye’yi tam bir hegemonya içerisine mi almak istemiştir yoksa yalnızca devleti zayıflatmayı mı amaçlamıştır; bunu bilemeyiz, ancak şu kesin devlet zayıflatılmıştır.

Peki Perinçek vasıtasıyla Rusya ne yapmaya çalışıyor? Yine herkesin hemfikir olacağı üzere Putin oldukça kurnaz ve gerçekçi bir devlet adamı. Türkiye’nin Batı’ya ekonomi vasıtasıyla göbekten bağlı olduğunu ve hiçbir zaman Batı’dan tam kopamayacağını şüphesiz biliyor. Nasıl geçmişinden ötürü Britanya AB’ye tam entegre olamamış bir ülkeyse; Türkiye de aynı nedenden ötürü istese bile ŞİO’ya uyum sağlayamayacağının farkında. Üstelik Rusya’nın Türkiye’ye herhangi bir ekonomik destekte bulunacak durumunun olmadığı da aşikâr. Kısacası Putin, Türkiye’nin Rusya’yla hiçbir zaman müttefik olamayacağını bilecek düzeyde gerçekçi bir devlet adamı. Rusya’nın bu projeden beklediği “iktisaden çökmüş bir başına veya ABD vasıtasıyla kendisine tehdit oluşturamayacak bir Türkiye”. Unutmayalım ki ülkeler çıkarları doğrultusunda yönetilirler; nasıl ABD ya da Britanya emperyalistse, aynı ölçüde Rusya ve Çin de emperyalisttir. Perinçek’in vasıtasıyla kışkırtılan ABD düşmanlığı ve Türkiye’nin Batı’dan uzaklaşırken oluşacak ekonomik iflas; Perinçek’in Rus devletine vadettiği büyük zaferin ta kendisidir.

Tekrar gelelim Perinçek’e. 1980’den öncesini bilen abiler ve ablalar onun bize ezelden beri böyle olduğunu anlatabilirler. Ama ben çok daha yakın döneme eğileceğim. Bugünün sözde ulusalcısı Perinçek’in, Öcalan’la “Dağlarda aşk başkadır.” romantizmini de konu etmeyeceğim. Hatta Adalet Yürüyüşü esnasında yaptığı AKP militanlığını da görmezden geleceğim. Onun yerine şu soruyu soracağım: Mikroskobik halk desteği olan bu adam; nasıl olur da Rusya, Çin ve İran gibi önemli devletlerden üst düzey randevular alıp rahatça temaslar kurabilir? Sorunun cevabı aslında çok basit: Nasıl Fethullah ABD için yaptığı ajanlığı karşılığında destek alıp dünyanın dört bir yanında okul açabiliyorsa; Perinçek de ajanlığı karşılığında Rusya’dan para, itibar ve istihbarat yardımı alıyor.

İçinizden Perinçek’e sempati duyan Türk milliyetçilerinin Ermeni meselesinde Perinçek’in İsviçre’deki mücadelesini anımsayabileceğini tahmin edebiliyorum. Fethullah’ı AKP’lilere 10 yıl önce sorduğunuzda “Dünyanın dört bir yanında Türkçe öğretiyor, bundan güzel hizmet mi olur” diye cevapladıklarını hatırlatırım. Türkiye’deki İslami kesim Fethullah’la yollarını zamanında ayıramadı ve başımıza 15 Temmuz geldi. Bugün Türkiye’deki Atatürkçü kesim de Perinçek’le yolunu ayırmazsa sonumuz bir benzeri olabilir.

Birçoğunuz alışılagelmiş kalıplardan ötürü bu yazdıklarıma ikna olmakta zorlanabilir. Ancak bu gidişatla Türkiye 10 yıl içerisinde tamamen çöktüğünde sorumlunun Perinçek-Fethullah-Erdoğan üçlüsü olduğunun farkına hepimiz varacağız. Nasıl uçak ve büyükelçi krizlerinin arkasında Fethullah varsa; vize krizi gibi bundan sonrakilerde de Perinçek parmağı olacak. Nasıl Fethullah Pennsylvania’da saklanıyorsa; o gün de Perinçek’in çoktan Moskova’ya kaçtığına şahit olacağız. Emin olun Fethullah Gülen ne ise, Doğu Perinçek de o!

Peki Vatan Partisi ve TGB de mi bu duruma dahil? Şüphesiz değil. Bu cevabımın nedeni yakın çevremde bulunan ve bu harekete gönül vermiş insanlara olan sevgim, saygım değil. Aynı şekilde VP’nin üst kademelerinde yer almış bilgili ve saygın kişiler de değil. Kendini ulusalcı olarak hisseden tüm arkadaşlardan isteğim şudur: ben bu yolu doğru bulmasam da siz eğer bu yola gönül koymuşsanız buna tüm kalbinizle devam edin. Ama Perinçek’ten ve Avrasyacılık hayallerinden uzak kalmak kaydıyla. Gerçek şu ki nasıl Fethullah müritlerini İslam ile en hassas noktalarından yakalayıp kendine tutsak ediyorsa; Perinçek de Mustafa Kemal sevginizden ve tam bağımsızlık tutkunuzdan faydalanarak sizleri yanlış yola sevk ediyor.

Bu yazıyı üstüme vazife görüp hazırladım. Ülke içinde birliğini yitirmiş, komşularıyla dostluğunu kaybetmiş ve halkı refahtan yoksun Türkiye; Batı’ya meydan okuyamaz, Rusya’ya da düşman olamaz; bu maceralara atılırsa sonunda tamamen harap olur. Herkesten isteğim şudur: Bağımsız, insan haklarına saygılı ve sizleri refah içinde yaşatacak bir “Beyaz Zambaklar” ülkesinin hayalini kuruyorsanız; Türkiye’nin Batı’yla Doğu arasında bir seçim yapmak durumunda kalmasına asla izin vermeyin. Bu hatayı Napolyon Fransa’sıyla Hitler Almanya’sı yaptı; sonunda ikisi de yere kapaklandılar. Biz bir benzerini Enver Paşa ile yaşadık; dedelerimiz ve ninelerimiz büyük ıstıraplar çekti. Böyle bir akılsızlık bir daha bu topraklara uğramasın!

Bu memleketi ve insanlarını seven herkese selam olsun.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

4 thoughts on “Amerika’nın Fethullah’ı, Rusya’nın Perinçek’i

  1. Yazınızdakı temel fikir konusunda size tümüyle katılıyorum.Sadace sizden ayrıldıldığım nokta Perinçek’in Avrasyacı bir Rus ajanı değil de tam aksine Amerikan emperyalizmine hizmet eden biri olduğuna inanıyorum.

    Liked by 1 kişi

    1. Mümkün müdür? kesinlikle mümkündür. kesin olan perinçek’in bu memleketin çıkarlarına değil; kim olduklarından emin olamadığımız başka efendilere hizmet ettiği durumu. teşekkürler…

      Beğen

  2. Perinçek adı ne zaman geçse, aklıma ilk gelen yakıştırma ‘sosyal bukalemun’ yakıştırması olmuştur. Bu yazıyı okuduğumda da aynı yakıştırma geldi aklıma. Ve sayfamda bu başlıkla paylaştım. Perinçek oldum olası Çin hayranıdır. Avrasyacılık hevesi sebebiyle Rusya ile ilişkisini geliştirmeye çalışsa da, tercihi Çin siyasetinden yanadır. Çin ve Rusya’nın emperyalistlikleri ayrıca ele alınması gereken bir konu. Ama Türkiye’nin tavrına dair alması gereken pozisyon önermeniz yazı bütünlüğüne göre de olumlu. Vizyon ve üslubunuz sizi izlemem için yeterli sebepler… Diğer yazılarınızı da okumak ve kimi iddialarınızın gerçekleştiğini görmemek 🙂 umuduyla esenlikler*** saygılar***

    Liked by 1 kişi

    1. Halim Bey, öncelikle çok teşekkürler. tatsız olan beklentiler umarım gerçekleşmez, ancak bunu her içimizde tekrar ettiğimizde yeni olan bir olayla sarsılıyor, umudumuzu daha da yitiriyoruz. Perinçek kesinlikle çok karanlık bir adam, 1980 öncesi kısmında Maocu bir geçmiş de var. bir kapsama kesin bir şekilde sokmak zor. benim düşüncem Rusya’nın bir şekilde Türkiye’nin tehdit olmaktan çıkarılması için Perinçek’le anlaştığı şeklinde. bir nevi yıkım taşeronu gibi. ama bu konuda kesin ya da çok iddialı konuşmak zor; çünkü tahminimizden karanlık bir adam. kesin olan tek şey: bu memleketin hayrına değil zaafiyetine çaba sarfettiği sanırım. saygılar,

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s