Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz?

Türkiye’de kime sorsanız anti-emperyalist olduğunu söyler. Sosyalist, İslamcı, Türk ya da Kürt milliyetçisi fark etmez; herkes emperyalizme karşı mücadele vermektedir. Yakın zamanda Erdoğan’ın dahi anti-emperyalist olduğu iddia edildi. Yani hem siyasette hem de sokakta herkes anti-emperyalist! Ama bir yandan ülkemiz de emperyalist sömürü altında, değil mi? Bu işte bir yanlışlık olsa gerek. Belki de sorunumuz “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” değildir. İddialı mı buldunuz? Öyleyse aşağıdaki görselle başlayalım!

Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz 2

Bu görselde hepimizin az çok isimlerini bildiği dev Amerikan şirketlerinin vergi cennetlerinde sakladıkları paralar gösteriliyor. “Üst Akıl”: Hedge Fon, Banka, Vergi Cenneti ve Bitcoin İmparatorluğu isimli yazıda belirttiğimiz üzere vergi cennetlerinin temel amacı şirketlerin kurumlar vergisi kaçırmasını sağlamak. Bu şirketlerin birçoğunun ana pazarı ABD. Dolayısıyla kaçırılan vergiler Amerikan vatandaşlarının cebinden eksiliyor. En büyük 500 ABD şirketinin 2016 yılında yurtdışında sakladıkları para miktarı tam 2,6 trilyon dolar. ABD Gelir İdaresi’nin (IRS) 2010 yılında yaptığı resmi tahmine göre oluşan vergi kaybı yıllık 458 milyar dolar. 2010 yılı ABD bütçe geliri 2,163 trilyon dolar olduğunu göre; tüm bütçe gelirinin %37’si kadar vergi ABD halkının cebinden çalınmış.

Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz 3

Sosyal medyada sıkça paylaşılan ve Mehmet Şimşek tarafından onaylanan üstteki görsele muhtemelen siz de denk gelmişsinizdir. Bu listede Türkiye’de vergi kaçıranlara Maliye’nin tanıdığı yüksek iltimas gösteriliyor. Bu görseli bir öncekiyle beraber okuduğumuzda; Amerikan ve Türk halklarının düşman değil dert ortağı olduklarına hüküm vermek zor değil.

Hangi Emperyalizm?

Elbette işin Irak ve Afganistan işgali gibi farklı boyutları da var. Bu kısma gelebilmek için tarihsel olarak gittikçe özgürleşen, fakat eşzamanlı adaletsizleşen emperyalizm türlerinin üzerinden hızlıca geçmemiz lazım.

Moğol Tipi: İstila edilen ülkelerde büyük katliamlar yapılır, ekonomik aktivite çöker. Ordu seferleri esnasında ülkeler üstünkörü yağmalanır. (13. yy)

İspanyol Tipi: Üstteki tiptekine benzer büyük katliamlar yapılır, ekonomik aktivite çöker. Sömürgeciler ülkeye yerleşip sabırlı bir biçimde ülkeleri tamamen yağmalarlar. (16. yy)

Osmanlı Tipi: Ekonomik aktivite çökmez ancak verimsiz biçimde zayıf seyreder. İltizam usulü vergiyle halkın kıt geliri sömürülür. İstila edilen halklara sınırlı hoşgörü tanınır; bu nedenle topraklar uzun süre elde tutulur.  (17. yy)

Fransız Tipi: Ekonomik aktivite güçlendirilip; bir seferlik yağma yerine sürekli emek ve doğal kaynak sömürüsü gerçekleştirilir. İstila edilen ülkelerdeki halka kültür dayatması yapılır, dolayısıyla sık sık isyanlarla karşılaşılır ve sömürgeler uzun süre elde tutulamaz. (19. yy)

İngiliz Tipi: Fransız tipi gibi ekonomik aktivite güçlendirilerek emek ve doğal kaynaklar sömürülür; ancak yağma yapılmaz. Fransız tipinden farklı olarak yerel kültüre hoşgörü gösterilir, dolayısıyla isyanların az gerçekleştiği uzun süreli büyük sömürü düzeni oluşur. (19. yy)

Batı Tipi: Yağma yerine ekonomik aktivite güçlendirilir. Sömürü hakkı tek bir devlete değil; orantısız dış ticaret sayesinde tüm kapitalist devletlere hak olarak tanınır. Bununla birlikte bu sömürü tipinin lideri ABD’dir. Zorunlu görülmedikçe ülkeler işgal edilmez ve kültür dayatması yapılmaz. Yerel halktan işbirlikçi liderler seçilir; din afyon olarak kullanılır ve milliyetçilik sakıncalı görülüp baskı altında tutulur. (20. yy)

Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz 4

“Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” diye isimlendirdiğimiz aslında üstteki Batı tipi sömürü düzeni. Bununla beraber ABD liderliğindeki Batı emperyalizmiyle, 1980’li yıllarla birlikte vedalaşmaya başladık. Pentagon, NATO ve CIA temelli bu sömürü tipi yerini çok daha sinsi olan neo-liberalizm dönemine bıraktı.

Neo-liberal Düzen?

Neo-liberalizm: Ticari pazarlar tüm kapitalist ülkelerin şirketlerine açıktır. Benzer bir şekilde finansal serbestlik sayesinde uluslararası yatırım sömürünün asıl vasıtası haline getirilmiştir. Enerji ve bankacılık gibi yüksek sermaye ya da yazılım ve ilaç gibi yüksek teknoloji gerektiren sektörlerde doğal Batı üstünlüğü vardır. Kâr marjı düşük olan imalat, madencilik ve inşaat sektörlerinde aslan payı başta Çin ve Hindistan olmak üzere Asyalı şirketlerdedir. Kültür dayatması ve dini hoşgörüsüzlük doğrudan yapılmaz; ancak televizyon ve internet vasıtasıyla tüketime aç, kendini sürekli yetersiz hisseden, zihnen köle toplumlar yaratılır.

İşte çağımızın vebası da üstte belirtilmiş olan neo-liberalizm. Ülkeniz bağımsızdır ve birey olarak siz de özgürsünüzdür. Fakat havayı kokladığınızda bu özgürlüğü ve bağımsızlığı hissedemezsiniz; çünkü bu sefer de ayaklarınız adaletsizlikle prangalanmıştır.

Çok mu şiirsel bir ifade oldu; öyleyse somutlaştıralım. Varsayalım mavi yaka işçisiniz. Maaşınız kanunen kolay kolay düşürülemeyeceği için çalışma saatleriniz uzatılır; böylece saat başına emeğinizin değeri buharlaşır. Aynı ücrete daha çok çalışmayı kabul etseniz bile iş güvenceniz hala yoktur, çünkü birçoğunuz taşeron ya da geçici işçi statüsündedir. Birkaç işçi el ele verip sendikaya başvuru yapmak isterseniz; sendikaların, sizin gibi düzen bozanların (!) fişlenip patrona ihbar edildiği kurumlar olduğunu öğrenirsiniz.

Varsayalım ki beyaz yaka çalışansınız. Ücret artışınızın her yıl enflasyona yenik düştüğünü gözlemleyeceksiniz; bir nevi maaşınızdan gönüllü indirim. Müracaat edeceğiniz bir sendikanız bile yoktur; onun yerine size her zaman yetersiz olacağınızı hissettiren mentorunuz vardır. Her tip haklı isyanınız mentorunuzle geçen 1 saatlik birebir toplantı sonrasında sizin suçunuz ve eksikliğiniz haline dönüştürülmüş olur. Bunu da kabul etmiyorsanız, benzer bir durumu yaşamış ve işten atılmış bir başka arkadaşınızın 1 yıllık işsizlik dramı sizinle dostça paylaşılır (Beyaz Yaka’nın Derin Uykusu).

Varsayalım ki çiftçisiniz. Tüm yıl çalıştınız ve mahsulünüzü satma vaktiniz geldi. Bu yıl topraktan az ürün almışsanız, arz kıtlığından iyi fiyat alacağınızı sanırsınız. Fakat size verilen cevap küresel gıda fiyatlarının bu yıl da düştüğü, aza kanaat etmeniz gerektiği olur. Olur da dünya fiyatları yukarı çıkmışsa bundan yine siz faydalanamayacaksınız; aracılar maliyetler yükseldi bahanesiyle sizi yine aza ikna edecektir.

Es kaza girişimci olmaya karar verdiniz. Devasa şirketlerin oluşturduğu tekeller ve önünüze çıkarılan sayısız kredi engeliyle karşı karşıyasınızdır. Korkmayın kanun sizin arkanızda, bu şirketlere dava açabilirsiniz. Elbette onların avukat ordularına karşı savaşmayı göze alabilirseniz.

Varsayalım ki öğrencisiniz; geleceğe umutla bakmak istiyorsunuz. Ama karşılaşacağınız şey elinizdeki tüm parayı özel okul ve üniversitelere kaptırmak olacaktır. Eğer devlet okulunda öğrenim alıyorsanız, son paranızı yabancı dil ve KPSS kurslarınıza verirsiniz. Bir kısmınız ise KYK kredileriyle iş hayatına borçlanıp hayata eksiden başlar. Mezuniyet sonrasında maaşınızın kuş kadar olduğunu ilk kira ödemenizi yaptıktan sonra elde kalanı gördüğünüzde anlarsınız.

Emeklisiniz; başka bir ifadeyle neo-liberal düzendeki en düşük sınıfa mensupsunuz. Artık sömürülecek bir şeyiniz kalmamış, sistem için yalnızca posa haldesiniz. Yılların yorucu iş hayatından sonra nefes alacağınızı düşündüğünüz emeklilik günlerinde aklınıza ilk gelen şey; oğlunuzun düğün, kızınızın nişan masraflarıdır. Zehirli gazla imha edilemeyeceğiniz için size üç kuruş emekli maaşı bağlanır. Elinize geçen parayla şımartmak istediğiniz torununuza hediye alırken 10 kez düşünmek zorunda kalırsınız.

Kahrolsun Amerika?

Sanıyorum üstteki örneklerle yaşadığımız sistemin neo-liberalizm olduğuna hep beraber kanaat getirdik. Yine de şu “Kahrolsun Amerika” kısmını daha da netleştirmemiz gerekiyor. Aşağıdaki görsel 2017 yılı ülkelere göre dolar milyarderi sayısını gösteriyor. Batı ülkeleri beklendiği üzere listeyi doldurmuşlar; ne de olsa kişi başına düşen gelir bu ülkelerde yüksek. Ancak listede 3 ülke daha ilgi çekici. İlki 7. sıradaki Rusya; tam 75 dolar milyarderi var. Bu eski sosyalist ülkede 1991 yılında dolar milyoneri bile yoktu. Diğer bir ülke ise 328 dolar milyarderi ile Çin. Yılların sömürgecisi Britanya, Fransa ve Almanya’yı sayıca 3’e 4’e katlamış durumda. Son ülke ise 101 dolar milyarderi olan Hindistan. Hindistan’ın kişi başına düşen geliri yalnızca 1723 dolar; yani Hint halkı bildiğiniz Hint fukarası.

Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz 5

İşin en enteresan kısmı ise listedeki Çinli, Rus ve Hint iş insanlarının ister tedarikçi ister tüketici isterse kreditör ilişkisiyle olsun tamamının Batı’daki iş insanları ile iş birliği var. Yani ortada hala bir emperyalizm olsaydı bile, ismi Amerikan emperyalizmi olmazdı; küresel emperyalizm olurdu, ki buna neo-liberalizm diyoruz. Bu kısma küçük bir not düşelim: Türkiye’deki dolar milyarderi sayısı 2017 yılı itibarıyla 29.

Türkiye’nin İşgali?

Biraz önce kısaca hatırlatıp sonra atladığımı sanmış olabileceğiniz Amerikan işgalleri kısmına geri dönelim. Şüphesiz bu konuya da değinmemiz gerek. Neo-liberalizm eski tip emperyalist sömürü düzenlerine göre esnek; başka bir ifadeyle adamına göre muamele yapıyor. Eğer söz konusu olan gelişmiş bir ülkeyse; o ülke vatandaşlarının yalnızca emekleri sömürülüyor ve devlet bütçesi yağmalanıyor. Geri kalmış bir ülkeyseniz üstteki sömürüye ek olarak gerektiğinde işgal de edilebiliyorsunuz. Tıpkı ABD’nin Irak ve Afganistan işgali gibi. Ya da tıpkı Rusya’nın Doğu Ukrayna, Güney Osetya ve Kırım işgali gibi. Gazete manşetlerinde ise okuyacağınız bahane ya demokrasi getirmektir ya da ulusal güvenliği sağlamak!

Peki Türkiye bu iki ucun neresinde? Türkiye, görece büyük gelişmekte olan ülkeler gibi ara grupta. Bu da şu anlama geliyor: tıpkı gelişmiş ülke halkları gibi emek sömürüsüne sonuna kadar maruz kalıyorsunuz ve devlet bütçeniz yağmalanıyor. Diğer taraftan zayıf ülkelerdeki işgal senaryolarından muafsınız. İşgal yerine ülkenizde askeri darbe (Türkiye), medya algı operasyonları (Mısır), finansal yaptırımlar (Rusya) ya da ticari ambargolar (İran) yaşanabiliyor; fakat asla işgal söz konusu olmuyor. Bu da mevcut durumda neo-liberalizmin sizden istediğini zaten almasından ve işgalin çok maliyetli olmasından kaynaklanıyor.

Dolayısıyla ABD ya da Batı ya da başka bir ülke; topu, tüfeği ve tankıyla Türkiye’yi işgal etmez. Ancak küresel neo-liberal düzen pekâlâ sömürebilir, zaten an itibarıyla sömürülüyoruz da. Son dönemin popüler konusu olduğu için bu kısmı tekrar vurgulamakta fayda görüyorum; Türkiye asla işgal edilemez, işgal edilmesi dahi düşünülemez. Bu nedenle sağda solda bu konuyla ilgili soru işaretleri oluşturuluyorsa, bilin ki nedeni ya cahillik ya da silah lobiciliğidir. Ya da gerçek neden; iktidara gelirken Batı’nın her politikasının borazanlığını yapan, çıkarları çatışınca Batı’dan kopan ve devrilme korkusundan milli güvenlik adı altında tüm yurttaşları baskı altında tutan bir diktatörün varlığıdır. Hemen bu son cümleye aşağıdaki fotoğrafla açıklık getirelim: yıl 2003 ve masanın solundaki isim George Soros, sağdakileri zaten tanıyorsunuz.

Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz 6

Özetle “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” diye bağırmak gerçek hedefi ıskalamak demek. CIA, NATO veya Pentagon gibi kurumların ipleri artık politikacılarda değil, üst aklın elinde. Bu nedenle isterse hepimiz anti-emperyalist ve ABD düşmanı olalım hiç fark etmez; emin olun sömürü düzeni bu şekilde sona ermeyecek. Sömüren ABD değil, milliyetten bağımsız servet sahipleri. Yalnızca Afrikalı, Asyalı ve Latin Amerikalılar değil; New York, Londra, Moskova ve Pekin’in kenar mahallelerinde yaşayanlar da sömürülüyor ve mutsuzlar. Şüphesiz gelişmiş ülke ile geri kalmış ülkedeki sömürü düzeyi aynı değil. Fakat gerçek şu: sömürenler gelişmiş ya da geri kalmış fark etmez o ülkelerin zenginleri; Amerika, Avrupa veya Japonya’nın sıradan vatandaşları değil. Üstelik bu sömürü tipi ABD’nin bir zamanlar öncülüğünü yaptığı Batı tipi emperyalizmden çok daha tehlikeli. Emperyalizmde olduğu gibi bedeniniz değil; neo-liberalizmde ruhunuz teslim alınıyor.

Bu yazı “üst akıl” yazı dizisinin 4. ve son kısmı olacaktı. Ancak geçmişin Batı emperyalizmi ile günümüzün neo-liberalizmi arasındaki farklılıkları göz ardı edip, sığ değerlendirmeler son dönemde gündeme getirilince; bu konuya değinmek mecburiyetinde kaldım. Maalesef bu kavram karmaşalarından ötürü ben de günlük hayatımda anti-emperyalistim diyorum ve demeye devam edeceğim. Ancak gerçek düşman neo-liberalizm ve arkasındakiler gözle görülebilen tek bir devlet olmayacak kadar da sinsi ve gizli. İşte bu yüzden de ismi “Üst Akıl”.

Önceki yazıda söz verdiğim “Üst Akıl” ile nasıl mücadele edilebilir sorusu maalesef bir sonraki yazıya kaldı. Bu zorunlu ertelemeden ötürü siz okurlara bir ipucu vermeyi borç biliyorum. İlk adım: İçinde bulunduğumuz sosyal sınıfı kabullenmek!

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

7 thoughts on “Yoksa Siz Hala Anti-Emperyalistleştiremediklerimizden misiniz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s