Robotların Devleti

Tweetlerinde robotlara yaptığı övgülerden ötürü robot olma ihtimali bile göz önünde bulundurulan Prof. Dr. Özgür Demirtaş; hoca olmanın da popülaritesini kullanarak, robotlar ve gelinen teknolojik seviye konusunda bir farkındalık yaratmaya çalışıyor olsa gerek. Hocanın robot olduğu tevatürünü bir tarafa bırakalım aslında mühim olan konumuza dönelim. Geçenlerde ülkemize de ziyarete gelen Elon Musk yapay zekâ ve robotlarla ilgili atmış olduğu bir tweette şöyle buyurmuş “yapay zekâ alanındaki liderlik yarışı büyük olasılıkla 3. Dünya Savaşı’na yol açar”.

Açıkçası yapay zekâ alanındaki liderlik yarışı bir 3. Dünya Savaşı çıkarır mı bilemem; ancak hepimizin hayatını derinden etkileyeceği sır götürmez bir gerçek. Hayatımızı nasıl etkileyecek? Şu an hayatımızım idamesini sağlayan işlerimizin gelecekte robotlar tarafından ne kadar tehdit altında olduğunu, 2013 yılında Carl Benedikt Frey ve Michael A. Osborne’un beraber yayınladığı “İstihdamın Geleceği: İşlerin Bilgisayarlaşması” makalesinde bilimsel olarak ortaya konmuş. Yine bir yapay zekâ algoritması kullanarak gelecekte hangi mesleğin bilgisayarlar tarafından ele geçirilmesi olasılığını hesaplamışlar; siz de işinizin robotlar tarafından ne kadar tehdit altında olduğunu merak ediyorsanız  willrobotstakemyjob sitesine girip bu tehdidin gerçekleşme olasılığı görebilirsiniz.

Teknoloji ve inovasyonda yaşanan hızlı gelişmeye fütüristler kayıtsız kalamadı ve geleceğin fotoğrafını çekmeye başladılar. Bunlardan en ünlüsü Dr. James Katon’dur, diğer adıyla Dr. Gelecek. Dr. Gelecek kullandığımız kahve makinelerinin bile akıllanarak bizim hangi saat aralıklarında kahve içtiğimizi öngörerek kahvemizi hazırlayacaklarını iddia etmiştir. Dr. Katon’un bir başka öngörüsü ise gelecekte belli başlı üretim işlerinde robotların insanların yerini alması. Sanal robotlar da bilgiye dayanan işleri yapacak. Bu da kaçınılmaz olarak insanlarla akıllı makineler arasında rekabete ve çatışmaya yol açacak. Yaptığımız işleri ve mesleklerimizi yeniden gözden geçirmemiz ve kendimizi sürekli yenilememiz gerekecek, çünkü birçoğunu robotlar elimizden alacak.  Hizmet bedelini ödediğiniz takdirde robotlar hayıtımızın birçok alanını bizim için kolaylaştıracaklar. İsmini burada zikretmeyeceğimiz daha nice gelecekçi bunu söyler durur. Ancak ortada bir zıtlık var, eğer makineler bizim işlerimizi elimizden alacaksa ve hizmet karşılığında robotların eşsiz hizmetlerinden yararlanacaksak, bu hizmetlerin bedelini nasıl ödeyeceğiz?

Bu durumu en iyi tespit eden insan aslında bu yüzyılda yaşayıp bu durumu gören biri değil; Karl Marx bundan 100 küsur yıl önce yaşamış olmasına rağmen bu zıtlığı öngörebilmiştir.

“Emek aracı, makine şeklini alır almaz, bizzat işçinin rakibi olur. Emek aletlerini makinenin kullanması, işçinin emek gücünün kullanım değeri ile birlikte değişim değeri de yok olur. Makine işçiyi üretim dışına düşürmekle, onu fazlalık haline getirir. Böylece, emek pazarını doldurur ve emek gücünün fiyatını değerinin altına düşürür. Dolasıyla makine, bir sanayiyi yavaş yavaş ele geçirdiği zaman; kendisi ile rekabet eden işçi arasında müzmin bir sefalet yaratır.”

 Kapital birinci ciltten yaptığım bu alıntı, Sanayi 4.0 çalıştaylarında nasıl daha fazla makineleşebiliriz tartışmalarının yapıldığı bir ortamda, gelecekteki bireysel ekonomik durumumuzu, güzel ifade etmiştir. Bu oluşacak yıkıcı etkiye karşı geliştirilen argüman ise bireysel olarak daha fazla yaratıcı olmamız gerektiğidir. Tamam, yaratıcı olalım ancak yaratıcılık ekosistem gerektirir; çoğumuzun plazalar ve fabrikalar arasında sıkışan hayatında nasıl yaratıcı olacağız veya bu hayatı yaşayabilmek için herkes yaratıcı olmak zorunda mı?

Robotların yükselişi engellenemez ve dünya ekonomik sistemi bu altyapıya tam olarak uyum sağlayamadığı için birçok ülke ekonomisinde verimsizlik problemi baş göstermesi sürpriz değil. Ülke ekonomilerindeki verimsizlik problemi; robotlara entegre ekonomik altyapının tam anlamıyla kurulması ile birlikte ortadan kalkacaktır.  Altyapının tamamlanması insanoğlunun birçok iş kolundan yavaş yavaş el çektirilmesi demek. Dünya genelinde birçok soysal bilimcinin tartışma konusu olan aşırı sağ partilerin yükselen oy grafiği, robotların gerçekleştirmeye başladığı devrimden bağımsız olamaz. Kitlelerin emek piyasasından el çektirilmeye başlaması ile beraber tepkisel olarak aşırı sağ partilerin oy oranın artığı kanaatindeyim.

Unutulan ve geçmiş otuz yılda kötülenen sosyal devlet kavramının yeniden önem kazanması uzak ihtimal değil. Yeniden hatırlamak gerekirse sosyal devlet nedir?

Sosyal devlet; Ergün Özbudun tarafından “Devletin sosyal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla sosyal ve ekonomik hayata aktif müdahalesini gerekli ve meşru gören bir anlayış” olarak tanımlanmıştır. Bu anayasal ifadenin ardından konuyu biraz açmak gerekirse sosyal olan devlet ne yapar: geliri olmayan ve ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarına soysal yardım yapar, sosyal güvenlik ve sağlık gibi hizmetleri devlet güvencesi altına alır ve vatandaşların eşit olarak bu hizmetlerden yararlanmasını sağlar.

Uzun yıllar bu yaklaşım toplumun üzerinde büyük bir yük olarak lanse edildi ve sosyal devlet anlayışı kötülendi. Filmi geriye sarıp baktığımızda aslında bu dönemde ne oldu? Dünya çapında finansal danışmanlık hizmeti veren BCG verilerine göre vergi cennetlerinde saklanan paranın miktarı yaklaşık olarak 10 trilyon dolar düzeyinde. Bu rakam büyük bir devletin gayrisafi milli hasılası değil kişisel servet miktarı. Başka bir ifadeyle, dünya nüfusunun %0,7’sini oluşturan 33 milyon insanın ortalama serveti; yetişkin insanların %73,2’sini oluşturan 3,5 milyar insanın ortalama servetinden 2 bin kat daha fazla olarak gerçekleşti. İzlediğimiz filme göre son otuz yılda birçoğumuz çalıştı ve birilerini zengin etti. Bizler vergimizi ödedik ama birileri ödemedi. Sosyal devlete, bireysel itiraz noktasıysa “bizler vergi verelim, uzun saatler mesai yapalım ve bir kısım insan bizim sayemizde yatsın” olarak şekillendi. Bu itirazda kimi açıdan haklı olabilirsiniz ama bir gün hepimizin büyük ölçüde yatacağı bir dünyaya doğru gidiyoruz. O yüzden bu dönemde en çok sarılmamız gereken anlayışın sosyal devlet ve sosyal adalet olması gerekiyor.

Sağ veya sol ideolojik eğilimlerden bağımsız olarak bu arayışa ne kadar erken başlarsak; bu kavramların yeniden şekillenen dünya düzenine göre içini doldurup geleceğimizi o derece garanti altına alabiliriz.

Yoksa fütürist olmaya gerek yok, bir gün hepimiz işsiz kalacağız.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s