200 TL’nin Dramı: O Artık Yalnızca 70 TL!

Türk lirasından 6 adet 0’ın henüz yeni atıldığı 2005 yılının “Ağır Abisi”; 200 TL’lik banknot idi. Öyle herkesin cüzdanına girmez; ATM’den çekilmez ve kasiyere uzatıldığında özel ilgi görüp uzun uzun incelenirdi. Paramızdaki 0’lar “Kötü günler mazide kaldı, bir daha geri gelmeyecek.” inancıyla atılmıştı. Ancak umutlar gerçekleşmedi, enflasyon canavarı dirildi ve çok kısa sürede 1 kuruşu yutuverdi. Gel zaman git zaman ekonomi bozuldukça canavar güçlendi ve 200 TL’yi de gözüne kestirdi. Bugün 200 TL’nin satın alma gücü, piyasaya sürüldüğü ilk günlerin neredeyse üçte biri kadar, yalnızca 70 TL.

200 TL_nin Dramı O Artık Yalnızca 70 TL! 2

Peki nasıl oluyor da 90’lı yıllardaki 3 haneli enflasyon oranları yokken, paramız böyle hızlı değer kaybedebiliyor? Çünkü günlük dilde kullandığımız enflasyon, yalnızca son 12 ayı içermekte. Paradan 0’ların atıldığı 2005 yılından itibaren birikimli ölçtüğümüzde; fiyatlar genel seviyesinin 2,86 katına çıktığını görüyoruz. Başka bir ifadeyle paramızın büyük ölçüde değer kaybetmesi için hiper-enflasyona (3 haneli) gerek yok; kronik enflasyon (sürekli %5 üstü) da çok tehlikeli. Son 13 yılın ortalama enflasyonu da %8,5. Asıl soru işareti burada oluşuyor: Enflasyonun bize zararı ne?

Sorunun ilk akla gelen yanıtı; yüksek enflasyonun hayat pahalılığı anlamına gelmesi. Bu noktada belirleyici olan bireylerin ücret artışlarının enflasyona göre durumu. Toplum tek tip ücret grubundan oluşmuyor; fakat basit bir yaklaşımla üst kesim, orta direk ve asgari ücretli olarak çalışanları ayırabiliriz. İşsizleri ve emeklileri de unutmamak gerek.

Devlet bütçesinin aslan payı KDV ve ÖTV gibi gelir seviyesinden bağımsız, herkesin eşit ödediği dolaylı vergilerden oluşuyor. Dolayısıyla üst gelir kesimi imtiyazlı halde. Bu kesim bir de tasarruflarıyla rant ya da faiz geliri elde edip; kendisini enflasyondan koruyabiliyor.

Emeklilerse ücretlerindeki sınırlı artış ve faiz/ rant geliri sağlayabilecekleri bir tasarruflarının olmaması sebebiyle, enflasyonun sürekli kaybedenleri arasındalar.

Orta direkse vergi yükünü sırtlamaktan ve sürekli enflasyon oranının altında ücret zammı almaktan ötürü fakirleşmekte (Bir Gün Herkes Asgari Ücretli Olacak). Ya asgari ücretlilerden oluşan düşük gelir grubu?

200 TL_nin Dramı O Artık Yalnızca 70 TL! 3

Üstteki görselde asgari ücretin 2004 sonrası gelişimi bulunuyor. Son 13 yıllık dönemde asgari ücret 4,52 katına çıkmış. Bu ciddi bir artış, peki ya enflasyona karşı ne yapmış? Asgari ücretlinin satın alma gücü enflasyonun %58 üzerinde artmış. Sonuçlar sürekli hamasi nutuklarda dile getirilenlerden farklı, değil mi? Bu tablo asgari ücretlinin kendini enflasyon artışından koruduğunu ve üstüne reel kazancını artırdığını açıkça ifade ediyor. Bu durumun sağlamasını AKP’nin düşük gelir grubu içerisindeki yüksek oy oranı ile rahatça yapabiliriz. Diğer taraftan bu ücret artışı sonrası asgari ücretliye hangimiz çok kazanıyor diyebilir ki? Aylık 1.404 TL ücretle temel gereksinimleri karşılamak ve şerefli bir yaşama sahip olmak çok ama çok zor. Ancak bir mesele daha var? İşsizler!

200 TL_nin Dramı O Artık Yalnızca 70 TL! 4

Haliyle işsizler her dönemin kaybedeni. Her ne kadar işsizliğin sebebi yalnızca ücret seviyesine bağlanamayacak olsa da Türkiye’deki artan işsiz sayısında asgari ücretin enflasyonun üstünde tutulması etkili. İşveren artan maliyeti üstlenmek istemiyor. Bu yükü devlet üstüne almak istediğinde; orta direk yeni vergilerden şikâyet ediyor (Vergi İneği Orta Direk). Tüm bunların sonucu 3,4 milyon işsiz. Kısacası Türkiye ekonomisi yüksek işsizlikle düşük asgari ücret arasındaki bir tercihe sıkışmış durumda. Vatandaş ise bu koşullar altında gününü kurtarabilmek için geleceğini satmak durumunda kalıyor. Ya da teknik bir ifadeyle tüketici kredilerine sarılıyor.

200 TL_nin Dramı O Artık Yalnızca 70 TL! 5

Üstteki görselde 2005 yılından itibaren günümüze ulaşan tüketici kredilerindeki artış trendini gözlemliyoruz. Görseldeki sayıları görünce yanlışlığından şüphe ediyor olabilirsiniz; ancak gerçek tam olarak bu: tüketici kredileri 13 yılda 30 katına çıkmış! Enflasyon etkisinden arındırıldığında bile artış 11 kata ulaşmış. Özetle bir eve ya da bir arabaya sahip olabilmek veya günlük gereksinimleri için ihtiyaç kredisi ve kredi kartı kullanmak sonucu tüketici kredileri reel 11 katına fırlamış. Çünkü orta direk ve emekli her geçen gün fakirleşiyor; asgari ücretlinin göreli kayırılması insanca hayat sahibi olmasına hala yetmiyor; 3,4 milyonluk işsiz ordusu ise hayatta kalabilmek istiyor. Tüm bu grupların bulabildiği tek çıkış yolu kredi çekmek. Bir kez daha vurgulamak gerekirse bu görselde yer alan tüketici kredileri. Özel sektörün yatırım kredileri ya da kamu borçlanması değil; vatandaşın borcu.

Hükumetin büyüme rakamlarına olmasa da bir nevi vatandaşın cebine kriz çoktan girmiş. Vatandaş krediler vasıtasıyla acıyı dindirmeye çalışıyor; fakat mesele şu ki taşıma suyla değirmen dönmez. Tıpkı çocukluk oyunumuzdaki gibi müzik bittiği zaman birileri oturacak sandalye bulamayacak. Üstelik bu borçlanma işinin karşı tarafı olan bankalar, geri ödeme risklerinin arttığını gözlemledikçe; kredileri önce yavaşlatacak (şu anki durum), sonra tamamen kesecek ve en sonunda geri istemeye başlayacak. Oyunda sandalye bulabilen talihlilerin bile sandalyelerinin kırıldıklarına tanık olacağız.

Peki bu darboğazdan hiç mi çıkış şansı yok? Liberal iktisat bakış açısıyla bir kurtuluş yolu yok. Bir ülkenin potansiyel büyüme oranının sonuna gelmişseniz; kısa vadede acı reçeteyi içmekten başka çare kalmamış demektir. Ancak gerçek şu ki; tek iktisadi öğreti liberal sistem değil.

Bu cümleden sonra sizlere sosyalizm ya da komünizmden bahsedeceğimi zannetmeyin. Ben sizlere anayasanın yalnızca 2. maddesini hatırlatacağım.

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

 

Kısacası hatırlamamız gereken Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal devlet olduğu ya da olması taahhüdünde bulunduğu. Bir örnek verelim. Aşağıdaki görselde ilk-orta-lise seviyesi eğitim harcamalarındaki kamu payları gösterilmiş. Türkiye’de eğitim yükünün yalnızca %80’ini kamu yüklenmiş. Son dönemde eğitim sistemi sürekli gündeme gelen Beyaz Zambaklar Ülkesi: Finlandiya’da ise %99. Kapitalizmin beşiği olarak anılan ABD ve Britanya’da bile sırasıyla %91 ve %87. Türkiye’de kişi başına düşen gelirin 3-5 katına sahip olan bu ülkelerde, devlet temel eğitim maliyetlerini üstüne almış. Türkiye’de ise onlarca aile çocuklarını imam hatip okullarına göndermemek için özel okul ücretleri ödemekte (İşsizliğe Sivri Zekâ Çözüm: Eğitim). Buna gücü yetmeyenler görece iyi olduğuna inandıkları devlet okullarına çocuklarını kaydettirebilmek için fahiş kayıt ücretleri veriyor. Zayıf eğitim sistemi sonucu öğrenilemeyen yabancı dil için ödenen ek kurs ya da okul öncesi eğitim masraflarından bahsetmiyorum bile.

200 TL’nin Dramı O Artık Yalnızca 70 TL! 6.JPG

Peki neden? Devletin parası mı yok? Evet, devletin parası yok, çünkü devletin vergi yüküne üst kesim katılmıyor. Öyleyse birkaç basit örnek verelim ve sorularımızı soralım:

  1. Beyaz eşyada bile olan ÖTV, lüks konutlarda neden yok?
  2. 110 bin TL üstü gelir için ödenen vergide, neden daha başka artan basamaklar yok?
  3. Mobilyada %18 olan KDV, pırlantada neden yalnızca %18?

Bu vergileri belirleyen muhataplar üstteki sorulara muhtemelen cevap veremeyecekler. Çünkü 110 bin TL ve hatta çok çok daha üstünde gelir kazanan, lüks konutlarda yaşayan ve sayısız pırlantalı mücevherleri satın alanlar; işte bu sorunun muhatapları.

Öyle ki bu muhatapların çocukları için asgari ücret, yurtdışındaki lüks kumarhanelerin 1 çipi kadar bile değerli değil.

200 TL_nin Dramı O Artık Yalnızca 70 TL! 7

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s