70’lere Geri Dönüş: Erdoğan’ın “Kerhen MC” Hükumeti

Mustafa: Hocam merhaba, uzun zamandır bu röportajlara ara vermiştik.

Murat: En son Akşener’i konuştuk. O günden bugüne oyun değiştirici yeni bir siyasi gelişme olmadı.

Mustafa: Zarrab davası ya da Man Adası belgeleri?

Murat: Basın özgürlüğü olmadığı müddetçe bu konuların seçmen tercihine etkisinin sınırlı olduğunu gördük. Bunların yerine siyasete çok daha fazla etkisi olacak bir konuyu tartışmaya açmak istiyorum: seçim sistemi ve seçim ittifakı.

Mustafa: İsterseniz ana konumuza geçmeden birkaç cümleyle mevcut iç siyasi durumu özetleyelim.

Murat: Elbette. Muhalefet kanadında imkansızlıkların da etkisiyle sönük bir giriş yapan İyi Parti var. Fakat medyada yer almasa da Akşener’in Güneydoğu gezisiyle birlikte tekrar dinamizm kazanmış görünüyorlar. CHP’deyse her zaman olduğu gibi bir değişiklik yok; partinin şubat ayında yapılacak kurultayı sonucunda hiçbir değişiklik olmama durumu bir kez daha onanacak. HDP ise meclis ve belediyelerdeki koltuklarını kaybedince; hareket kabiliyetini de yitirmiş oldu. Bu sefer gelişmeler iktidar kanadında. Ya da biz onları doğru isimlendirelim; Erdoğan’ın 1. Milliyetçi Cephe (MC) hükumeti.

Mustafa: Hocam, Milliyetçi Cephe hükumetini nereden çıkardınız, onlar 1970’lerde kalmamışlar mıydı?

Murat: Belirttiğin üzere akla ilk gelenler 1975/80 arasında 3 kez Demirel başkanlığında kurulmuş olan hükumetler. Bugünü anımsatansa 3. MC ya da o dönemdeki ismiyle “Kerhen MC”.

Mustafa: Kerhen?

Murat: Günlük dilde pek kullanmıyoruz; bu kelime “gönülsüzce” demek. Kerhen MC; 1979’da kurulan, Erbakan ve Türkeş’in hükumetin içinde yer almadan dışarıdan destek verdikleri hükumet. Güven oylamasında Erbakan’ın “kabul” dedikten sonra “ama tabi ki kerhen” sözlerini eklemesiyle siyasi tarihimize bu isimle yazıldı.

Mustafa: MC hükumetlerinin mirası feci olmuştu, değil mi?

Murat: Kesinlikle, zaten geçmişle bugünün en büyük ortak noktası da bu. MC hükumetlerinin kuruluş amacı; ekonomik gidişatın kötü olduğu ve sağ partilerin güç kaybettiği günlerde ülkedeki siyasi gerginliği tırmandırmak ve sol partilerin önüne set çekmektir. Bu dönemler insan hakları ihlalleri, çalışan haklarının gaspı ve polis devleti ile özdeşleştirilebilir.

Mustafa: Ya bugünkü kerhen MC hükumeti?

Murat: Erdoğan’ın başkanlığını yaptığı, AKP’nin omurgasını oluşturduğu, MHP’nin mecliste “kerhen” destek olduğu, BBP, Hüda-Par ve VP’nin meclis dışından destek verdiği hükumet.

Mustafa: Saadet Partisi?

Murat: Saadet Partisi HAYIR blokuyla hükumet blokunun arasına sıkışmış vaziyette. AKP ile ideolojik yakınlıkları var; fakat AKP güdümüne tamamen girerlerse siyaset sahnesinden silineceklerini biliyorlar. Dolayısıyla SP, Erdoğan hükumetine mesafeli; 15 Temmuz sonrası kurulan MC hükumetinin şu an içinde değil. Yine de devlet olanaklarına çöreklenmiş bir hükumetin SP’yi de siyasi rüşvet yoluyla saflarına katabileceği göz önünde bulundurmak gerek. Bununla birlikte beklentim SP’nin utangaç muhalif tutumunu devam ettirmesi.

Mustafa: Erdoğan’ın MC hükumetinin içini biraz daha açabilir misiniz?

Murat: Bu MC hükumeti öncekilerden daha farklı. 1975/80 arasındakiler gibi arkasında güçlü bir ABD desteğine sahip değil; fakat sağcı Atatürkçülük ya da İttihatçılık olarak isimlendirilebilecek devletin içine yerleşmiş yapının desteğine sahip. Bu yapı Atatürk’ün sadece Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik ilkelerine inanır; sol öğeler içeren diğer ilkelerini göz ardı ederdi. Şimdi anlaşılıyor ki Erdoğan ile olan ortaklıkları sonucunda laiklik ilkesini de gözden çıkarmışlar; karşılığında Erdoğan’dan en azından gösteriş için bile olsa anti-Amerikancılık tavizi almışlar.

Mustafa: AKP’nin anti-emperyalizmi ve Atatürk açılımından bahsediyorsunuz sanırım?

Murat: Evet. Bu açılım elbette ki samimi değil; fakat ilk akla geleceği üzere seçimlerde sağcı Atatürkçü seçmene yönelik de değil. Hele hele bugüne kadarki hatalarını anlayıp Atatürk’ün çizgisine geldiler hiç değil. Erdoğan’ın stratejisi; toplumda karşılığı kolayca bulunan Amerikan düşmanlığını körüklemek ve bu sayede kimi milliyetçiyi anti-emperyalist olduğu propagandasıyla etkilemek. Bunun nihai hedefi Erdoğan ve çevresinin işlediği yolsuzluk ve uluslararası hukuk ihlallerini sumen altı etmek. Böylece muhalefetin yolsuzluk belgeleriyle kendilerini köşeye sıkıştırmasından kurtulacağına inanıyor.

Mustafa: ABD ve Erdoğan arasında bir danışıklı dövüş olduğunu iddia edebilir miyiz?

Murat: Çok iddialı olur, sanmıyorum; ancak düşman da değiller. İki taraf da birbirinden haz etmemekle birlikte karşılıklı muhtaç durumda olduklarının farkındalar. Türkiye, Suriye konusunda ABD’nin istediği yere büyük ölçüde geldi. Mülteci anlaşmasıyla da AB istediğini aldı. Buna karşılık Batı, Türkiye’ye sıcak para musluğunu açık tuttu. Dolayısıyla bu 3 grup da kısa vadede kazançlı oldu; tabi fatura her zaman olduğu gibi biz vatandaşlara çıktı. Özetle Batı için Erdoğan’ın kullanım süresi henüz bitmedi. Zaten artık kaçınılmaz olan ekonomik buhranın yükünü Erdoğan’ın üstünde bırakmak varken; neden Gül ya da Babacan gibi birini desteklesinler ki! Hepsinden ötesi FETÖ’nün zayıflaması sonrası Batı’nın Türk iç siyasetine etkisi o kadar da güçlü değil.

Erdoğan’ın Kaderini Yeni Seçim Sistemi Belirleyecek

Mustafa: Hocam en başta seçim sistemi demiştiniz, oraya gelelim artık.

Murat: Tabi ki. Hızlıca mevcut durumda anketlerin verdiği oy oranlarına önümüzdeki günlerde İyi Parti’nin güçleneceği varsayımını katıp, bugünkü esas konumuza başlayalım. AKP: %41, CHP: %21, İYİ: %15, HDP: %10, MHP: %7, diğer: %6. Bu rakamlardan elde ettiğimiz ilk bulgu, Erdoğan’ın ilk turda cumhurbaşkanı seçilememesi. Yeni oyuncu İyi Parti ise; MHP’yi eritiyor, Batı’da CHP’den oy alıyor ve 7 Haziran sonrası 1 Kasım’da AKP’ye emaneten giden sağcı oyların yeni adresi oluyor. Dinamizmini kaybeden HDP’nin baraj korkusu yeniden gündeme geliyor. MHP’ninse barajı hiçbir şekilde tek başına aşma ihtimali bulunmuyor. CHP de biraz geriliyor.

Mustafa: MC hükumeti de bu noktada devreye giriyor?

Murat: Kesinlikle. Bu tablodan en mutsuz Erdoğan ve Bahçeli çıkacak. İki partinin gücü yeni bir anayasa değişikliğine yetmiyor; bununla birlikte toplam milletvekili sayıları seçim kanununu rahatlıkla değiştirebiliyor. Öyleyse Erdoğan ve Bahçeli’nin kaderini; her şeyden önce yeni seçim sistemi belirleyecek. Başka bir ifadeyle muhalefetin gücü ve ittifakından önce asıl mesele seçim aritmetiği. Üstelik son anayasa değişikliği; seçim kanunundaki değişikliklerin uygulanması için zaruri bekleme süresi olan 1 yılı da ortadan kaldırıyor.

Mustafa: Erdoğan ve Bahçeli nasıl bir anlaşmaya varacak?

Murat: Çeşitli olasılıklar var. Ancak şu kesin; birbirlerine tamamen muhtaçlar. Erdoğan’ın pazarlık gücü seçim sistemini değiştirmeyerek MHP’yi baraj altı bırakıp Bahçeli’yi bitirmek. Bahçeli’nin ise en büyük kozu cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turunda Erdoğan yerine kazanamayacak bile olsa kendi partisinden bir adayı desteklemek ve 2. turda Erdoğan’ı işaret etmemek. Bu nedenle ikisinin de çıkarlarını optimize edebilmeleri için orta nokta bulmaları şart.

Mustafa: Erdoğan’ın önerisi?

Murat: Erdoğan daraltılmış bölge sistemini öne sürüp baraj kalksın teklifinde bulunuyor. Bu sistem biraz teknik, önce en basit dille özetleyelim (detayları bu linkteki tweetlerde). Şu anda Bursa’da tek bölgeden 18 milletvekili seçiliyor. Böylece düz bir mantıkla (gerçekte biraz daha karmaşık ve ismi D’hondt sistemi) Bursa’da bir parti %6 (100/18) oy aldığında bir milletvekili çıkarabiliyor. Yani milletvekili çıkarmanız için o bölgede çok yüksek oy almanıza gerek yok. Ancak daraltılmış bölge sisteminde (örnek 5 milletvekillik seçim bölgeleri) her bir milletvekili için o seçim bölgesinde %20’ye (100/5) yakın oy almanız gerekiyor.

Mustafa: Bu rakamlar kısaca ne anlama geliyor?

Murat: Eğer bir partinin seçmenleri tüm ülkeye seyrek biçimde dağılmışsa (İYİ ve MHP) bu sistemden aşırı zarar görüyor. Erdoğan’ın bu önerisi gerçekleşirse AKP meclis çoğunluğunu garantiliyor; fakat cumhurbaşkanlığı seçimini riske etmiş oluyor. Çünkü bu durumda MHP, Erdoğan’a destek vermez.

Mustafa: Bahçeli’nin önerisi?

Murat: MHP, AKP’den ayrı kalarak tüzel kişiliğini korusun; fakat genel seçimlerde “cumhur ittifakı” yapılsın. Mevcut sistemde bu ittifaklar dolaylı olarak mümkündü. Küçük olan partinin adayları istifa edip büyük partiden aday oluyorlardı. Fakat Bahçeli bunun MHP için aşağılayıcı olacağını ve kendi seçmeninin bu kadar gönüllü bir biçimde Erdoğan’ın AKP’sine oy vermeyeceğini biliyor. Bu nedenle resmi ittifak önerisiyle geldi.

Mustafa: Hangisi olası?

Murat: 15 Temmuz anma törenlerinde gördük ki; Erdoğan unutulmuş Tansu Çiller vasıtasıyla bile 3-5 oy kapma derdinde. Çünkü kaybedecek daha çok şeyi olan Erdoğan. Bu durum onun şu anki en büyük zafiyeti. Bu nedenle Bahçeli’nin istediğini alması daha yüksek olasılık.

Erken Seçim Ana Senaryo

Mustafa: Referandumdan beri ısrarla erken seçim olacağını vurguluyordunuz?

Murat: Erken seçim hala ana senaryom; ancak ne kadar erken olacağı soru işareti. Bu noktada diğer faktörleri de hesabımıza katmamız gerekli. İlki ülkenin ekonomik gidişatı. Ekonomiyi konu alan yazılarda belirttiğimiz üzere 2017 yılı ekonomik kriz için erkendi. Gerçekten de bu şekilde yılı kapayacağız. Bununla birlikte 2018 sonu ve 2019 başından itibaren ekonomi için asıl zor zamanlar başlayacak. Bunun siyasi sonucuysa Erdoğan’ın seçimleri bir an önce yapma isteği. Erdoğan’ın 2018 yılını seçim yılı ilan etmek istemesinin bir diğer sebebiyse; cumhurbaşkanlığı seçimlerini ve genel seçimleri yerel seçimlerden önce yapmak istemesi.

Mustafa: Bu neden Hocam?

Murat: AKP; 2009 ve 2014 yıllarındaki yerel seçimlerde ekonomik sıkıntıdan ve yolsuzluk iddialarından ötürü oldukça zorlandı. Bu yerel seçimlerde genel seçimlere kıyasla daha düşük oy aldı. Erdoğan an itibarıyla arkasındaki desteğin zayıfladığının farkında; eğer ilk yerel seçimi yaparsa burada seçmenin onu cezalandırabileceğinden büyük endişe duyuyor. Özellikle Melih Gökçek mirasından ötürü Ankara’da AKP’nin kaybetme olasılığı yüksek. Erdoğan’ın göz bebeği İstanbul da AKP için riskli bölgede.

Mustafa: Başka bir faktör?

Murat: Son olarak Akşener’in tam olarak örgütlenip İYİ’nin güçlenmesinden önce seçimleri yapmak istiyor. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimi 2. turunda CHP adayı ile değil de Akşener’le yarışması halinde büyük olasılık kaybedeceğini biliyor.

Mustafa: Erdoğan’ın Bahçeli ile anlaşmadan baskın seçimde %50 oy alma şansı yok mu?

Murat: Aslında bir yolu var ve herkes bunu atlamış durumda. Şu anda HDP organizasyon anlamında felç halde. Seçmenini sandığa taşımakta zorlanacak. Cumhurbaşkanlığı için bir aday çıkarıp 2014’teki Demirtaş dinamizmini tekrar etme şansları yok. Bu şu anlama geliyor: Eğer CHP adayı HDP’lileri ikna edemezse, HDP’liler cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanmayabilir.

Mustafa: Bunun Erdoğan’a katkısı?

Murat: Buna payda etkisi diyoruz. Anketlere göre %48 (48/100) oranında seçmene sahip Erdoğan; HDP’liler katılmadığında %53’e (48/90) çıkabiliyor. Bu az bir olasılık; fakat HDP’nin etkin bir seçim organizasyonunu yapamaması mümkün olduğu için, bu durum göz önünde bulundurulmalı. Ancak Erdoğan bu riski muhtemelen almayacaktır?

Mustafa: Abdullah Gül bir etki yapabilir mi?

Murat: Erdoğan’ın kabaca oy aritmetiği: 30+10+10. İlk baştaki %30 taban haline getirdiği ve büyük bir ekonomik buhran olmadan kırılamayacak kısım. İlk %10’luk kısımsa devlet olanaklarından ötürü Erdoğan’ın devrileceği ana kadar yanında kalacak yandaş şeklinde ifade edebileceğimiz grup. Son %10’luk grupsa Erdoğan ve AKP’nin son dönem politikalarından memnun olmayan; ancak ekonomik istikrar ve ulusal güvenlik gelişmeleri neticelerinde emanet olarak AKP’ye oy veren merkez seçmen. Abdullah Gül mevcut durum itibarıyla her 3 gruba da hitap etmiyor. Fakat büyük bir ekonomik buhran sonrasında 2020’li yıllardaki seçimlerde böyle bir olasılık var. Ancak bunları konuşmak için çok erken. Bu arada Babacan’ın da zamanı geldiğinde ABD destekli muhafazakâr/ liberal bir alternatif olabileceğini unutmayalım.

Mustafa: CHP güçlü bir adayla sürpriz yapamaz mı?

Murat: Öncelikle bir konuda hemfikir olalım; kimsenin aklına gelmeyen ve Erdoğan’ı kesin devirecek süper bir kahraman yok. Kimse Kılıçdaroğlu’ndan mucize beklemesin. Ötesi bugüne kadar kritik siyasi karar ve zamanlamalarda Kılıçdaroğlu’nun hatalarına tanık olduk. Bu nedenle gerçekçi olmakta fayda var.

Mustafa: 2018 Şubat ayındaki CHP Kurultayı sonrası Metin Feyzioğlu’nun güçlenip CHP’de öne çıkması mümkün mü?

Murat: Türkiye gibi siyasetin tehlikeli olduğu ülkelerde cesaret bir ön koşul. Dolayısıyla Abdullah Gül gibi risk alamayan bir siyasetçi olan Feyzioğlu’nun (daha önce CHP PM üyesi oldu) şansı yok. Zaten sağcı bir adayla CHP’nin kazanma ihtimali yok. Akşener ve İYİ’nin ortaya çıkışıyla birlikte, CHP’nin sağcılaşmasının seçmende en küçük bir karşılığı kalmadı.

Mustafa: Peki Kılıçdaroğlu’nun göreve devam etmesi halinde CHP ne yapacak?

Murat: İlhan Kesici gibi bir aday tercihi feci olur. CHP’ye oy veren ulusalcılar Akşener’e kayabilir ve üstüne kendi adaylarını çıkarmayan HDP’liler CHP adayına yönelmeyebilir. Bunun sonucu son 15 yılın ana muhalefet partisi CHP’nin cumhurbaşkanı adayının 3. sıraya düşmesi olur ki Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyeri o noktada biter.

Mustafa: Ya 16 Nisan gecesi gibi bir seçim hilesi?

Murat: Şaşıracaksın ancak Erdoğan buna tenezzül etmemek için elinden geleni yapacak. Referandumun sonuç olarak değil ancak örgütlenme açısından tek kazananı CHP seçmeni idi. Altını çiziyorum CHP değil; CHP seçmeni. Referandum CHP seçmeninin ilk kez ruhuyla hazırlanıp mücadele verdiği sandık oldu ve kanaatimce %48’lik HAYIR oyunun %28’i (ki CHP bu oyu 1980 sonrasında hiçbir zaman alamadı) CHP seçmeniydi. Biliyoruz ki bu seçmen profili normal koşullar altında pasif. Fakat mühürsüz oy pusulası benzeri bir girişim daha olursa asla ve asla durdurulamazlar. Erdoğan bunun kesinlikle farkında. Bu nedenle Enis Berberoğlu ve Ataşehir Belediye Başkanı gibi ataklarda belirli sınırları geçmiyor; tehditleri yalnızca sözde kalıyor.

Mustafa: Yeni seçilecek HDP’li belediyelere kayyum?

Murat: Şimdiden 1 küsur yıl ötesini tahmin etmek zor. Demirtaş’ın tutuklanmasına ve mevcut kayyımlara fazla tepki göstermemiş görünen Kürt seçmenin; 2018/19 seçiminde taze seçilmiş belediye başkanlarının görevden hemen alınmasına sessiz kalacağını sanmıyorum. Erdoğan bu konularda zaten sınırları epey zorladı. OHAL baskısı seçimlerden sonra da devam edebilir ama doğrudan milli irade dediği sandığa yargı yoluyla müdahale etme riskini tekrar almak istemez. Bu yöntemlere ancak devrileceğini öngördüğünde panikle başvurabilir.

Mustafa: Özetle erken seçimde ısrarcısınız, tam tarih?

Murat: Bunu söylemesi zor. Yaz ayları işsizliğin mevsimsel olarak düşmesi ve tatilcilerin oy kullanma güçlükleri nedeniyle tercih edilebilir. Son günlerde 15 Temmuz 2018 tarihi dile getirildi, bu oldukça olası.

HAYIR Blokunun Harcı Sosyal Adalet Olmalı

Mustafa: Hocam röportajı tamamlamadan size hiç umut yok mu sorusunu da yönelteyim.

Murat: Elbette var! “Seçimle Erdoğan’ı devirmek mümkün değil, bir daha da asla seçim olmayacak” gibi karamsar ve 21. yy gerçeklerini yok sayan düşüncelere kimse kapılmasın. Erdoğan’ın Milliyetçi Cephe’sinin temelleri; Erdoğan’ın liderliği, siyasi İslam/ popülist milliyetçilik ve devlet olanakları. Bunlara karşı HAYIR blokunun elinde Erdoğan nefreti ve laiklik var. Altını çizmek istiyorum; farklı muhafazakarlık derecelerinde olmakla birlikte; CHP, HDP ve İYİ seçmeni laiklik konusunda hemfikir. Fakat bu 3 grubu birbirine kenetleyecek; Erdoğan’ın sınırsızca kullandığı devlet olanakları yok.

Mustafa: Öyleyse umut da yok?

Murat: Var; ancak bir şartla. Aşağıda belirtilen görseli muhalefetin anlaması kaydıyla. Burada 2007 sonrasında resmin yarısında anlatılmak istenen; küreselleşmenin doğrudan yatırımlar yerine sıcak para haline dönüşüp nimetlerinin sona erdiği ve alt gelir grubunun elindeki pazarlık gücünü kaybederek AKP’ye muhtaç kaldığı. Çok daha basit bir anlatımla muhalefetin asıl ağırlık vermesi gereken 2007’den itibaren zenginin daha da zenginleşip; fakirinse iyice fakirleştiği.

70_lere Geri Dönüş Erdoğan_ın “Kerhen MC” Hükumeti 2

Mustafa: Hocam son sözlerinizi alalım.

Murat: Erdoğan nefreti ve laiklik yetmez. HAYIR blokunun harcı üstteki görselin işaret ettiği sosyal adaleti savunmak olmalı. Kurbağanın tencerede hafif hafif kaynatılması misali Türkiye yavaş yavaş ekonomik krize sürükleniyor (200 TL’nin Dramı: O Artık Yalnızca 70 TL!). Bu ortam sosyal adaleti halka anlatabilmek için uygun ortamı sağlıyor. HAYIR bloku kendini EMEK blokuna dönüştürebildiği durumda iktidarı devralabilir. Çağdaş ve halkçı bir lider, ekip ve programla ilerici bir hükumet kurmak mümkün!

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

70’lere Geri Dönüş: Erdoğan’ın “Kerhen MC” Hükumeti’ için 5 yanıt

  1. Tarihe bakmamistim okurken ama sonra tarihe baktim muthis bir ongoru hele erken secim ve mhp yorumlariniz cok iyi analiz ayrica 2.tura kalinmasi dusuncenize bende katiliyorum meral aksener olmali 2.tur adayi

    Liked by 1 kişi

    1. Seçimin şu aşamasa 2. tura kalmasından oldukça şüpheli olmakla birlikte İnce’nin oldukça güçlü bir aday olduğu ve ilk turda Akşener’in önünü tamamen kestiği düşüncesindeyim. Bakalım neler olacak! Sevgiler 🙂

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s