Çılgın Kamu Zararı: Kanal İstanbul

“Çılgın proje” Kanal İstanbul’un üzerinde defalarca değişiklik ve spekülasyon yapılan güzergahı sonunda açıklandı ve proje bir kez daha ülke gündemine oturdu. Sosyal medyada elden ele paylaşılan Kanal İstanbul’un Marmara Denizi’nin ekolojik dengesini bozacağını iddia eden bir dizi senaryo var. Su kaynakları mühendisliği alanındaki mesleki tecrübemden kaynaklanan yatkınlıkla bu kara senaryoları olası buluyorum. Ancak daha ötesi de var. Çünkü esas mesele Kanal İstanbul’u tercih edip etmemek değil; doğuracağı olumlu/ olumsuz sonuçları etraflıca tartışmamak. Öyleyse toplumsal fayda-zarar bakış açısını da dahil ederek konuyu derinleştirelim.

Çılgın Kamu Zararı Kanal İstanbul 2

Öncelikle bu tip yatırımların tarihteki yerine bir göz atalım. Gözlerimizi ABD’ye, 1933 yılına çevirelim, ABD Kongresi kararıyla kurulan Tennessee Valley Authority (TVA) isimli, mülkiyeti devlete ait bir kamu iktisadi teşekkülü kuruldu. Temel amaç; 1929 Büyük Buhranı’ndan etkilenmiş olan ülkenin yeniden ayağa kalkması için “New Deal” ekonomik programı kapsamında bölgesel kalkınmayı sağlamaktı. Yöntem olarak bölgeye özgü doğal kaynakları değerlendirerek tarımsal üretim ve hammadde üretimini arttırmak, sanayi kuruluşlarını oluşturmak ve bu sayede kırsal kesimin modernizasyonunu gerçekleştirmek seçilmişti. Tennessee’nin tamamı ile çevre eyaletlerin bir bölümünü de içeren bu kalkınma hamlesi sonuç verdi. Bölgedeki toplam üretim arttı, yapılan altyapı yatırımlarıyla beraber birçok iş kolu yatırımlarını buraya yönlendirdi ve istihdam üretildi: neticede refah düzeyi arttı.

Çılgın Kamu Zararı Kanal İstanbul 3

Ülkemizde ise hepimizin aşina olduğu Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) geliştirildi. Bölgenin verimli toprak ve su kaynaklarını temel alarak TVA ile benzer mantıkta geliştirilen proje ile bölge illerinin kendilerine özgü kaynaklarının değerlendirilmesi, kalıcı istihdam yaratılması ve bölgeler arası gelişmişlik farkının azaltılması hedeflenmişti. Bu tip sosyo-ekonomik hedeflerin yanında bölgedeki gerilimin çözümüne zemin teşkil etmesi de amaçlanmıştı. Kökleri 1936’ya kadar dayanan ve 1970’li yıllardan itibaren geliştirilmeye başlanan, içinde Atatürk Barajı, Urfa Tünelleri, Harran Ovası Sulaması gibi büyük projeleri barındıran toplam 22 baraj, 1,8 milyon hektar tarım arazisi ve 7476 MW kurulu güçlük enerji potansiyeline sahip proje, büyük ölçüde tamamlandı. Aşağıdaki resimde görüleceği üzere Harran ve Ceylanpınar ovaları çöldeki vaha haline dönüştürüldü.

Çılgın Kamu Zararı Kanal İstanbul 4

Dünya’dan ve Türkiye’den bu iki örneği vermemin gerekçesi; 1980 öncesi neo-liberalleşmenin başlamadığı bir dönemde ulusal – bölgesel kalkınma temelli büyük yatırımların arkasında toplumsal faydayı hedefleyen ciddi stratejik planlama emeklerinin olması. Bugün ise Kanal İstanbul Projesi’nin getirisini ve götürüsünü olabildiğince geniş bir çerçevede ele almaya kalkmadan ilk kazmanın ne zaman vurulacağını konuşuyoruz. Halbuki, çevresel ve sosyal faktörlerin çok daha önemli hale geldiği günümüz koşullarında toplumun genel yararları daha incelikle düşünülüp planlama gözüyle konu etraflıca ele alınmalı. Mevzuyu bu şekilde ele alabilecek yeteri sayıda ve nitelikte iş gücü potansiyeli ülkede mevcut. Ancak çok belli ki; bu potansiyelin sürece müdahil olmasını gerektirecek toplumsal planlama safhası, neo-liberalizmin temsilcileri tarafından bilinçli biçimde tasfiye ediliyor ve sonuçta fayda, sermayenin öz çıkarlarına indirgenerek geri kalan her şey önemsizleştiriliyor.

 Çılgın Kamu Zararı Kanal İstanbul 5

Bugünün büyük projelerini önceki dönemin büyük projeleriyle kıyaslarsak öncelikle iş modellerinin değiştiğini fark edebiliriz. Ulusal çıkar ile kamu yararı ilkelerinin gerçekten anlam ifade ettiği 1980’ler öncesinde; özel sektörün bu tip yatırımlar için geri ödeme gücünün olmaması, sermaye piyasalarının bugünkü kadar akışkan olmaması gibi gerekçelerle; projelerin yatırımı, mülkiyeti ve işletmesi devlete aitti. Bugüne geldiğimizde, kamu mülkiyetindeki bu projelerin bazılarının özelleştirildiğini gördük. Yeni büyük projeler içinse; özel sektörü projenin her aşamasında sürece dahil eden, ancak riskin büyük kısmını kamuya yükleyip maksimum getiri sağlanmasına zemin oluşturan Kamu-Özel iş birliği modelleri geliştirildi.

Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) kapsamında son dönemde popülerleşen şehir hastaneleri, köprüler, nükleer santraller, havalimanları gibi büyük yatırımlar yapılmakta; bunların toplam sözleşme bedeli 130 milyar dolar civarında. Yatırım bedelleri ise toplamı 59 milyar dolar olarak görünüyor. Bunun anlamı; aradaki 71 milyar dolarlık farkın sözleşme süresi boyunca yatırımcı şirketlere ödeneceği. Devletin bu tip projelere verdiği alım garantisinin doğal sonucu bu. Hepimizin yakından takip ettiği Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri ile Avrasya Tüneli’nde hasılat hedefinin tutmaması ile henüz ilk yıldan devletin büyük zarara uğradığı ortada. Dahası bu tip projelerin, ancak emlak rantı yaratacağı ve üretime dönük kalıcı istihdam yaratmayacağı da aşikâr. Ulusal bankaların bu tip projeleri finanse edebilme gücü kısıtlı olduğundan ötürü yüksek faizle küresel piyasalardan temin edilen kredilerin garantisini hazine verecek, projelerin yüksek hasılatı, aralarında Rus ve İtalyan şirketlerinin de bulunduğu yabancı firmalara ve tabi ki bir de yandaşlara gidecek. Oluşacak çevre katliamının bedeli ise nesiller boyu ödenemeyecek.

 

Kanal İstanbul gibi büyük projelerin; varlık nedenlerinin açıklanmaması, gerekli bulguların kamuoyu ile paylaşılmaması; ortada bir kamu yararı değil, rant amacı olduğuna dair pis kokulara neden olmakta. Artık devir GAP gibi toplumsal faydayı esas alan projeler yerine Kanal İstanbul tipi halkı soyan ve yaratılan rantla yandaş ve küresel elitin kesesi dolduran projeler devri.

Çılgın Kamu Zararı Kanal İstanbul 6

Peki bu projelerde işi yürüten emekçilerin durumu? Acaba hasılat, üretim sürecinde adil paylaştırılıyor mu? Dayatılan çılgın projelerin bedel ödeyicilerine, yani halka mensup olan mühendisler, işçiler, mimarların projelerin görkemine paralel derecede müreffeh bir şekilde yaşadıklarına inanmak saflık olacaktır. Proje bazlı istihdam edilerek iş güvencesi de ortadan kalkan ve asgari ücretlileştirilmeye yöneltilerek ortalama 2000 liraya çalışan mühendislerin olduğu ortamda; birazcık daha fazla olan maaşa ve iş güvencesine hücumun sonucu 3,5 milyon KPSS başvurusu. Bu alımlarda da standart bir şekilde becerinin ölçüldüğü, görece eşitlerin yarıştığı varsaydığımız her an gene aldatıldık. Bu sisteme mecbur bırakılanlar, aldatılmanın bedelini hiçe sayılan emekler ve çöpe giden KPSS kurs paraları olarak öderken kimileri bu bedeli ödemedikleri gibi tepemize binmeye devam ettiler.

 

Dev projelerini yerli ve milli proje olarak kamuya “bağışlayan” ve karşılığında vergi borçları silinen elitler, milyarderler listesinde servetine servet katarak yükseliyor. Yükselme demişken; bu elit çevrenin içine dahil olmak isteyenlerin çok çok az bir kısmının emeğini sattıktan sonra belirli bir sermaye gücüne eriştiğini ve nihayetinde “yerli ve milli” elit makamına yükselebildiğine hala algılayamadık. Rönesans Holding patronu Erman Ilıcak’ın başarı hikayesi size de tatlı bir masal gibi gelmiyor mu? En nitelikli iş gücünün yoğunlaştığı akademide dahi niteliksizleştirilmeye yönelik sistematik faaliyet varken kendini geliştirme gayretinin sonucunun işlerin üstümüze yıkılması olduğu yeterince açık değil mi? En sonunda; sınıf atlama hayallerinin sonunun mesleği bırakıp polis olmak olduğunu hiç mi çevremizden görmedik? Yaşamın getirdiği gerçek mağlubiyetin üniforma kisvesiyle örtüldüğü ve aynı sınıftan kader ortağına sallanan copun, sıkılan gazın özünde yaşamın kendisine attığı tokada karşılık olduğunu kavrayamadık mı?

 

Artık saflar keskinleşiyor, üniversite okumaya başlarken kurduğumuz hayaller 35’ine gelmeden yıkılıyor, mesleklerimiz hızla niteliksizleştiriliyor, beş para etmez noktaya getiriliyoruz. Bu da yetmezmiş gibi vatandaş kimliğimizle de sömürülüyoruz. Bu durumun nedeni basit: onlar krizi görüyor ve savunma hazırlığı yapıyorlar; biz ise uyuyor ve uyutuluyoruz.

 

Kıssadan hisseyle bitirelim: 3. Reich Almanya’sında işsizlik problemi yoktu; çünkü önerilen işi kabul etmeyenler asosyal etiketiyle toplama kamplarında karın tokluğuna çalıştırılıyorlardı. Mevcut çalışanlarsa tekelci sermayenin teklif ettiği ücret zorla razı olup yönlendirilen iş sahasında istihdam ediliyorlardı. Kanal İstanbul için; önce ağaçları kesen, sonra kenarlara süs bitkileri diken, maaşı asgari ücrete gittikçe yakınlaştırılmış meslekli bir çalışan olmak istemiyorsak, uyanalım!

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

Çılgın Kamu Zararı: Kanal İstanbul’ için 2 yanıt

  1. Her şey ayan beyan ortada. her alanda yaşanan yıkım, çöküş, yozlaşma, değersizleştirmeyi görüyor, işitiyor, hissediyor ve yaşıyoruz. bütün bunların sonucunda ortaya çıkan fikri ve eyleme dönüşen toplumsal etkilerin ne şekilde tepkiyle karşılık bulduğunu da biliyoruz.

    Karşımızda; cahil, acımasız, hırsa bürünmüş, her türlü açlık çeken, kaba kuvvet göstermekten geri durmayan, içerisinde sevgi taşımayan ve iyiye, güzele ait olmayan tüm özellikleri bünyesinin her zerresinde barındıran bir güruh var.

    Ayrıca bu güruh, toplumu yöneten ve işleyişini sağlayan mekanizmaları elinde bulunduruyor, bunu kendine ait bir güç olarak görüp kendi bekası için bu gücü gaddarca kullanmakta bir mahsur görmüyor. Ve bu gaddarlığın onlar için bir bedeli de olmuyor. bu güruhtan hakkınızı ne şekilde ( adli, gösteri, grev, örgütlenme vs. ) almaya kalkarsanız; işsizlik, linç, vatan hainliği, tehdit, öldürülme şekillerinde karşılığı oluyor. Hem sonuç alamadığımız gibi hem de kendi hayatımızı tehlikeye atmış oluyoruz.

    Hal böyle olunca vaziyet başa çıkılamaz oluyor. Sahip olduğumuz maddi ve manevi değerlerin gözümüzün önünde hiç edilmesi, buna seyirci kaldığımı hissetmek derinden üzüyor. Bu durum karşısında yapabildiğim çevremdeki insanlara doğruluğuna inandığım şeyleri anlatmak, insan onuruna yakışacak davranışlar sergilemeye çaba göstermek oluyor. Ayrıca, maddi olarak da bu güruhu beslememek için özenli davranmaya çalışıyorum. İleri ki dönemler için daha yaşanabilir, dış kaynaklara daha az bağımlı, kendine yetebilen bir yaşamın hayalini kuruyorum.

    Doğruya, iyiye, güzele ve sevgiye inanan kişiler olarak; nesillerimizin de bu bilinçle yetişmesi için uğraş veriyor, topluma örnek vatandaş olmak için çaba gösteriyoruz. Fakat biz ne kadar çaba göstersek de işleyişe hükmeden güruh, elinde bulundurduğu her türlü imkanla aptallaştırmaya devam ediyor.

    Sonuç olarak, ortada bizi rahatsız eden bir sorun var. Bunu görüyoruz, mücadele vermeye çalışıyoruz. Fakat yaptıklarım/ yaptıklarımız kısıtlı kalıyor. Amacına ulaşmada her yolu mubah gören bu kitleye karşı NE YAPMALIYIZ ?

    Bütün bu düzene sebep olanları bilmekle değil de, onu değiştirdiğimizde uyanmış olacağımızı düşünüyorum.

    Aydınlatıcı yazılarınız için tüm ekibe teşekkürler.

    Liked by 1 kişi

    1. yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil. uzun süredir; yaşanan toplumsal dönüşümü kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı amaçlayan bir siyasi iktidar var. tarihin ortaya çıkardığı potansiyeli bahsettiğiniz güzel değerleri baz alarak değerlendirmektense tutuculaştırmaya yöneldiler. son 4 5 yıllık süre zarfı içerisinde ise, iktidarın sıkışıklığı su yüzüne çıkınca söz konusu güruhun enerjisini iyice aleyhimizde kullanmaya başladılar. bizlerse ne yazık ki buna cevap veremedik.

      bize düşen, toplumun gerçek potansiyelini yeniden keşfedip onu olumlu biçimde dönüştürmek. ülkenin dört bir yanında, benzer idealleri düşleyen özellikle genç ve eğitimli kesimi kucaklayabilecek siyaseti kurmaya çalışmak. bunun için mevcut kalıpları aşıp yeni bir dünya özlemiyle geleceği inşa etme yolunda birlikte olmalıyız. yani bir şeyler yapabilmek için, birlikte olmalıyız, değerli katkılarınız olursa bekliyoruz

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s