Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (1): CHP ve İnce

Mustafa: Hocam merhaba. 6 ay oldu sizinle iç siyaset konuşmadık. Sürekli dile getirdiğiniz erken seçimleri de tamamladık, artık bir şeyler söyleme vakti.

Murat: Doğrudur, çok zaman oldu. Esasında seçim kararı alındıktan hemen sonraki süreçte söyleyecek çok şey vardı ancak umutlar yeşerirken bu heyecanını gölgelemek yersiz ve zamansız olurdu. Artık tüm süreç tamamlandığına göre; ayrıntılı ve dobra bir eleştiri yapmanın zamanı.

Mustafa: Seçim sonrası 5. gündeyiz.

Murat: 90’lı yılları bilenler seçim gecelerinde TRT spikerlerinin dilinden düşmeyen şu cümleleri hatırlayacaklardır: Seçim sonuçlarını diğer özel TV kanallarına kıyasla geriden ekrana yansıtıyor olabiliriz, ancak en kesin sonuçları biz yayınlıyoruz. Ben de kendime böyle bir rol biçerek 5 gün gecikmeyle ama daha kesin ve keskin bir şekilde 17 Nisan’dan bugüne olan süreci değerlendirmek istiyorum.

Mustafa: İsterseniz bugün CHP ve İnce üzerine odaklanalım. Bu röportajın devamı niteliğinde olacak bir sonraki yazıdaysa diğer konulara yer verelim. İyi Parti ve Akşener ne yapacak? HDP başarılı mı, başarısız mı?  AKP kaybetti ama Erdoğan mı kazandı? Bahçeli her şeyi bilen mi? Devlet aklı ne diyor? ABD ve AB istediklerini alabildiler mi?

Murat: Yoğun gündemden dolayı CHP harici kısmı önümüzdeki haftaya bırakmış olduk. Bu arada her zaman olduğu gibi bu söyleşinin de son kısmında çözüm önerilerimi sunacağımı, yalnızca mevcut durumu eleştirmekle kalmayacağımı belirtmek isterim.

CHP Yönetiminin Öngörüsüzlüğü

Mustafa: Öyleyse başlayalım. CHP hakkında seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmeniz nedir?

Murat: Bu konuya Bahçeli tarafından ortaya atılan erken seçim çağrısıyla başlamak gerek.

Mustafa: Bahçeli’nin 26 Ağustos 2018’de erken seçim olsun sözlerinden bahsediyorsunuz?

Murat: Evet. 17 Nisan tarihinde Bahçeli’nin çağrısıyla birlikte CHP üst yönetiminde şok yaşandığını biliyoruz. Çünkü şahsımın dahi defalarca vurguladığı kaçınılmaz olan erken seçimi meğerse parti yönetimi beklemiyormuş. Bahçeli’nin verdiği 4 aylık sürenin yeterli görülmesi sonucu ilk şok atlatılsa da Erdoğan’ın 24 Haziran baskın seçim tarihini ilan etmesiyle birlikte tüm bu hazırlıksızlık iyice ortaya çıkmış oldu.

Mustafa: Erken ve baskın seçimi sürekli vurgulamıştınız.

Murat: Doğrudur. Bu beklentinin arkasında diğer partilerin hazırlıksız yakalanması, yerel seçimden sonraya genel seçimleri bırakmanın AKP için büyük risk olması, Afrin operasyonunun MHP seçmeninde yarattığı heyecanın kaybolmaması ve hepsinden önemlisi ekonomik gidişattaki bozulma daha da artmadan seçimin tamamlanması bulunmaktaydı. İyi Parti’nin tam olarak teşkilatlanmadan seçim denemesinin olacağını öngörmek zor değildi ama bu yolla İyi Parti’nin seçime dahi sokulmamasının denenmesi kendi beklentimin bile ötesindeydi.

Mustafa: Erdoğan’ın baskın seçimi ortaya atmasıyla birlikte CHP’de ne gibi gelişmeler yaşandı?

Murat: CHP’nin cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine kesinlikle ve kesinlikle hazırlanmadığı ortaya çıktı. Türkiye’nin en büyük umudu olacak ana muhalefet partisi meğerse tam bir derin uyku içerisindeymiş. AKP’nin cumhurbaşkanı adayı belliydi, MHP ile ittifak zaten kurulmuştu, dışarıdan BBP desteğinin sözü alınmıştı ve Hüda-Par ile ilk görüşmelere başlanmıştı. Bu konulara “70’lere Geri Dönüş: Erdoğan’ın “Kerhen MC” Hükumeti” isimli yazımızda değinmiştik. Seçim kanunundaki ittifak kurma ve sandık güvenliğiyle ilgili maddeler (oy kullanma, sayım ve taşıma gibi) kendi çıkarları doğrultusunda düzenlenmiş şekilde mart ayında mecliste yasalaşmıştı. Yine mart ayında Doğan Medya’nın havuz medyasına katılmasıyla AKP tüm hazırlıklarını tamamlamıştı.  Erken ve baskın seçim için tüm uygun fırsat yaratılmış; fakat bu süreçte CHP yönetimi adeta uyumuştu.

Mustafa: Yanılmıyorsam CHP’nin önde gelen 3 milletvekili de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmuşlardı.

Murat: Düşünebiliyor musunuz bu öngörüsüzlüğü. Demek ki Aykut Erdoğdu, Mahmut Tanal ve Akif Hamzaçebi’den hiçbiri bu öngörüde dahi bulunamamış güya İstanbul’a hizmet aşkı ile belediye başkanlığı hayalleri kurar olmuşlardı.

Mustafa: Hocam gerçekten hizmet aşkı olamaz mı, biraz önyargılı davranmıyor musunuz?

Murat: Peki öyleyse neden bu 3 isim de tekrar milletvekili adayı oldular? Nerede İstanbul ve hizmet aşkı? 9 ay sonra adaylık için milletvekilliğinden istifa edecekler mi? Tüm bunları seçim sürecinde başa baş bir yarış beklediğimiz için, yüksek sesle dile getirmedik; zaten zayıf konumda olan muhalefet daha da yıpransın istemedik. Bugün eteğimizdeki tüm taşları dökme vakti.

Kifayetsizlikle veya Art Niyetle Aday Aramak

Mustafa: CHP’nin seçimi beklemediği ve hazırlıksız yakalandığını söylüyordunuz. Bu kanıya nereden vardınız?

Murat: Erdoğan 19 Nisan’da, 24 Haziran 2018 tarihini verdi. Bu tarihten ancak 15 gün sonra Muharrem İnce CHP adayı olarak Türkiye’ye sunulabildi. Çünkü CHP yönetiminin bu seçime dair tek hazırlığı Abdullah Gül ismiyle çatı aday formülünü tekrar denemekmiş.

Mustafa: Bunu nereden biliyorsunuz.

Murat: Bu bana ulaşan gizli bir bilgi değil. İttifak çalışmaları esnasında SP Genel Başkanı Karamollaoğlu tarafından açıkça beyan edildi. Biz CHP ile anlaştık, Gül de hazır ama İyi Parti kabul etmediği için Gül’ün çatı adaylığı gerçekleşmedi şeklinde bizzat beyanda bulundu. Buna karşılık CHP’den hiçbir yalanlama gelmedi. Günler geçtikten ve Akşener hiçbir koşulda geri adım atmayacağını beyan ettikten sonra Özgür Özel inandırıcı olmayan bir açıklamada bulundu. Özetle Kılıçdaroğlu ve yönetimi tüm gücüyle çatı aday ve Gül için bastırmış.

Mustafa: Peki hiç mi B planı yokmuş?

Murat: İşin ihmalden kifayetsizliğe dönüşümü de bu şekilde gerçekleşiyor. Bu formülün gerçekleşmemesi üzerine yönetimdeki panik iyice artıyor. CHP seçmeni referandumundan beri coşkulu olması nedeniyle partiden olumlu bir sürpriz bekliyor ama bir türlü sonuç alınamıyor.

Mustafa: Bu dönemde ismi sıklıkla duyulan bir başka aday da İlhan Kesici idi. Yine Abdullatif Şener de dile getirildi. Yer yer Yılmaz Büyükerşen söylendi.

Murat: Kılıçdaroğlu parti lideri olmasına rağmen cumhurbaşkanlığına aday olabilecek cesarette biri asla değildi. Kesici ise tam manasıyla Kılıçdaroğlu için ideal adaydı. Seçilemeyeceği kesin olan ve sonrasında parti içerisinde kendisine karşı muhalefet edemeyecek biriydi. Bu konudaki görüşlerimizi daha önce “CHP Seçim Kaybetme Kılavuzu” isimli yazımızda ifade etmiştik.

Bu noktada artık daha açık bir şekilde ifade edelim. Kılıçdaroğlu’nun ne referandumda ne de bu seçimlerden bir beklentisi vardı. Tek istediği koltuğunu korumaktı. Diğer taraftan Kesici gibi seçmen nezdinde unutulmuş ve CHP’nin en azından teorideki sol konumu ile uyuşmayan bir aday için kamuoyu yoklamalarında çok düşük destek çıkıyordu. Şener’de de beklenen popülarite yoktu. Büyükerşen Eskişehir’de çok başarılı olsa da ülke çapında tanınırlığı azdı ve bir seçim kampanyası yürütmeyi başarabilecek sağlığı (81 yaşında) bulunmamaktaydı. Kılıçdaroğlu’nun parti ve seçmenine Kesici ve Şener’i kabul ettirme zorluğu yaşaması nedeniyle bir anda ortaya Muharrem İnce çıktı.

Mustafa: Hocam, İnce’yi Kılıçdaroğlu aday yapmadı mı? Hatta kurultayda kendi rakibini aday göstermek büyük bir centilmenlik değil miydi?

Murat: Üstteki her iki soruya da müsaadenle önce gülerek yanıt vermek istiyorum. Kılıçdaroğlu için olabilecek en riskli aday İnce idi ve kesinlikle istemiyordu. Zaman daraldığı, Gül ve düşük profildeki adaylara kimseyi ikna edemediği ve İnce bir anda sahneye kendi atladığı için bu adaylığı mecburiyetten kabul etti. Kılıçdaroğlu kendi iradesiyle İnce’yi seçmemiştir; kendi yetersizliği içinde boğulmak üzereyken seçmek zorunda kalmıştır.

Mustafa: Hocam bunu destekleyen bir argümanınız olmalı

Murat: Kılıçdaroğlu’nun CHP TBMM Grubu’ndaki 25 Nisan tarihli açıklamasını buraya not düşelim: “Ekonomi bilecek. Başarı hikâyesi olacak. Herkesi kucaklayacak. Polemikçi olmayacak.”. Bu tanıma İnce uyuyor mu, elbette uymuyor! Hiçbir şüphe götürmeksizin sırasıyla Gül, Kesici ve Şener isimlerini denemiş ve sonuç alamayınca önceden kendi hür iradesiyle açıkça beyan ettiği kriterlere uymayan bir adayı göstermek zorunda kalmıştır.

İçindeki Her Partiye Zarar Veren Bir İttifak Kurmak

Mustafa: Peki ya Millet İttifakı? Bu sizce siyaseten nasıl bir karardı.

Murat: İyi Parti’nin seçime katılımı şüpheli hale gelince yapılan 15 milletvekillik jest takdire şayandı. Ancak çok geçmeden Kılıçdaroğlu ve yönetimi yine hayal kırıklığı yaratmayı başardılar. Millet İttifakı cumhurbaşkanlığı seçimini Erdoğan’ın ilk turda kazanmasının önünü açmıştır.

Mustafa: Bu nasıl mümkün olabilir ki? Muhalefetin birlikteliğinin bırakın zarar vermeyi sinerji yaratması gerekmez mi?

Murat: Bu önermeniz yalnızca uyumlu parçaların birleşmesi halinde mümkün. İyi Parti’nin CHP’den belirli ölçüde oy alacağı zaten bilinmekteydi. Ek olarak daha önce MHP’ye oy vermiş ama Cumhur İttifakı’nı onaylamayan seçmenin de İYİ’ye akması beklenmekteydi. Son olarak Erdoğan’ı artık başarılı bulmadığı için AKP’den İYİ’ye doğrudan kayması beklenen seçmen vardı. Bu ittifakla birlikte bu 3 akıştan ikincisi zayıfladı ve üçüncüsü ise neredeyse kurudu. CHP’ye aşırı önyargılı olup AKP’den usanmış seçmenin İyi Parti’ye geçmesi engellenmiş oldu ve kazanan MHP oldu. Özetle ittifak İyi Parti’ye zarar verdi. Ancak asıl büyük kayıp SP’de oldu.

Mustafa: AKP’den SP’ye olası oy kaymasından bahsediyorsunuz?

Murat: Kesinlikle! SP’nin CHP ile ittifak halinde bulunması nedeniyle bu akış tamamen sıfırlandı. AKP’ye belki de en büyük darbeyi vurabilecek olan Saadet Partisi CHP eliyle zayıflatılmış oldu. Üstelik bu iyi kurgulanmamış ittifaka hiç de gerek yoktu.

Mustafa: Neden yoktu?

Murat: Bu koşullar altında bile SP ile İYİ’nin ittifakının barajı aşabileceğini gördük. İki parti toplamda %11,4 kadar oy aldılar. İttifakın içerisinde CHP olmasaydı bu oran %3-4 artabilirdi. Üstelik bu artış bizzat Erdoğan’ın oylarından kaynaklanacaktı. Daha homojen bir ittifakla sağcı “Millet İttifakı”nın hakkı verilmiş olacaktı. Bu arada notumuzu düşelim; isim tercihi CHP için başka bir hatadır. CHP’nin tercihi “Halk İttifakı” olmalıydı. Devam ediyorum çünkü bu ittifakın başka bir zararı daha oldu.

Mustafa: HDP’nin dışarıda bırakılması mı?

Murat: Elbette. HDP’den haz etmeyebilirsiniz ancak bir Türkiye gerçeği olduğunu inkâr edemezsiniz. AKP’nin son 3 yılda en çok faydalandığı öğelerden biri Türk-Kürt ayrımıdır. AKP’ye oy veren İslami Kürt kesim bu ayrımdan etkilenmediği için; kayıp laik Türk ve laik Kürtler arasında gerçekleşmektedir. Bunun neticesi de zaten Güney ve Batı sahilleri ile İç ve Kuzey Anadolu olarak ikiye bölünmüş Türkiye’de bir de 3. bölünmüşlük olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ortaya çıkmasıdır. Bu ittifakla birlikte laik Kürtler yine sakıncalı insan muamelesi görmüştür.

Mustafa: Öyleyse CHP, HDP ile mi ittifak yapmalıydı?

Murat: Hayır. Bunun için her iki parti de hazır değil. Bugünün koşulları altında böyle bir karar da büyük hata olurdu. Belirtmek istediğim Cumhur İttifakı’na karşı SP-İYİ’yi kapsayan Millet ittifakı kurulmalıydı. CHP ve HDP ise seçimlere ayrı ayrı katılmalıydılar. Böyle bir durum halinde Erdoğan’ın ilk turda cumhurbaşkanı olması ve Cumhur İttifakı’nın meclis çoğunluğunu kazanması çok daha zorlaşmış olurdu.

İnce Sürprizi ve İnce’nin Sınırları

Mustafa: Hocam müsaadenizle İnce’ye geçelim.

Murat: Öncelikle kendisine teşekkür etmek isterim. Cesareti sayesinde ne Gül ne de başka düşük profilli bir aday CHP cumhurbaşkanı adayı olmuş oldu. Şüphesiz kısa sürede İnce seçmen nezdinde büyük heyecan yarattı. 3 büyük kentteki mitinglerdeki coşkuyu unutmamak gerek. Ek olarak bu süreçte İnce’nin çok çalıştığını da belirtmek şart.

Mustafa: Muhalefeti kapsayabildi mi?

Murat: İnce kendi partisine oy veren seçmenin nabzını çok iyi biliyor, onların şikayetlerini iyi bir şekilde dile getirebiliyor. Belki daha iyi bir aday ya da belki de kazanma olasılığı daha yüksek görüldüğü için İYİ ve HDP seçmeninden de kendisine oy kayması yaşandı. Eğer çok daha önce seçim çalışmasına başlasa ve CHP yönetiminden destek alsaydı bu kayma daha da fazla olabilirdi. Hatta muhalefetteki diğer adaylar İnce lehine, 2. turu beklemeden çekilebilirlerdi. Tüm bu kısımlar takdire şayan ancak kesinlikle yeterli değil.

Mustafa: Eksik olan taraf neydi?

Murat: Öncelikle basit matematikle başlayalım. Olası bir 2. tur ihtimali halinde tüm İYİ ve HDP seçmeninin İnce’ye kayacağı beklentisi fazla iyimser olurdu. Elbette büyük kesim İnce’yi beğenmese bile Erdoğan’a karşı oy vermekten çekinmeyecekti. Ancak başa baş gerçekleşebilecek seçimlerde bu tip olası kayıplar büyük önem taşır. Bu tip kayıpların telafisi de AKP-MHP seçmeninden İnce’ye kaymanın başarılmasında saklı. Seçim sonuçları açık bir şekilde bu kaymanın yalnızca %1 kadar olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla kısa süreli seçim kampanyası ve adaletsiz koşulların da payı olmakla birlikte bu alanda bir başarı sağlanamamış.

Mustafa: İnce başarılı mıydı?

Murat: Bu tamamen koyduğunuz kıstasa bağlı. %30 psikolojik barajının aşıldığı iddiası kesinlikle bir zorlama. Bunun nedeni 1983’te HP’nin (Halkçı Parti) %30,5; 1987’de SHP-DSP toplamının %33,3; 1991’de SHP-DSP toplamının %31,5 ve 1999’da DSP-CHP toplamının %30,9 zaten alması değildir. Bunun nedeni gerçek psikolojik sınırın 1957’deki %41,1 ve 1977’deki %41,4 oy oranları olmasıdır. Her ikisinde de tek başına iktidar elde edilememiş ancak psikolojik üst sınır belirginleşmiştir. Hepsinden öte İnce’nin HDP ve İYİ seçmeninden aldığı oylar emanet oydur. Örneğin bu seçime genel başkan olarak İnce girseydi dahi meclis seçimlerinde %30 gibi bir orana hiçbir koşul altında ulaşılamayacaktı.

Mustafa: Öyleyse İnce başarısızdı?

Murat: Bu da kesinlikle hatalı bir önerme. Daha açıkça ifade edeyim. Muharrem İnce Kılıçdaroğlu’ndan çok daha başarılı bir genel başkanlık yapacağını kanıtlamıştır. Bunun artık tartışılmasına gerek yoktur. Diğer taraftan koşulların da etkisi olsa da İnce iktidar seçmeninden kayda değer oy almayı başaramamıştır. Dolayısıyla doğru değerlendirme şöyle olmalıdır: İnce CHP’nin doğal lideri olmayı hak etmiştir, ancak yeni bir siyaset geliştirmedikçe iktidara ulaşmasını beklemek hayaldir.

Parti Yönetimiyle Seçmen Arasında Çekişme Yaşanacak

Mustafa: Sizce yakında parti yönetiminde böyle bir değişim yaşanacak mı?

Murat: Eğer İnce, İstanbul Belediye Başkanlığı gibi bir teklifle ikna edilmezse (sanmıyorum); bu değişim kesinlikle mümkün. 1 Kasım 2015 tarihinden beri ısrarla koltuğu işgal eden Kılıçdaroğlu’ndan çok daha iyi bir alternatif kesinlikle var. Bu konuda yeterli kamuoyu oluşturulursa; bu iş delege hesabına kalmaz. Zaten daha önce İnce de yarışlı bir kurultayda yer almayacağını açıklamıştı. İnce’nin beklentisi ve amacı bu kamuoyunu oluşturmak olacak. Hem 1999’da hem de 2010’da Baykal’ı istifaya zorlayan delege baskısı değil doğrudan seçmen olmuştu, bir benzeri yine yaşanabilir. Yalnız bu süreç zaman alabilir ve yerel seçimlerin de arkasına kalabilir.

Mustafa: İsmi geçmişken bir cümleyle Baykal’dan bahsedelim.

Murat: Hırsın aklı geçtiği noktaya Baykal; onu hezimetlerle dolu geçmişine rağmen aday gösteren zihniyete de Kılıçdaroğlu ismini vermek gerek. (Not: meclisteki en yaşlı 2. milletvekili ise Bahçeli ve Baykal kendisinden 10 yaş daha yaşlı. Baykal 2011, 2015 Haziran ve 2015 kasım seçimlerinde Kılıçdaroğlu tarafından sürekli aday gösterildi.)

Mustafa: Kılıçdaroğlu’nun elinde hiçbir koz yok mu?

Murat: Elbette var. Kendisi henüz şubat ayında seçilmiş Parti Meclisi’ne ve yeni seçilmiş TBMM Grubu’na hâkim konumda. Başarısızlığından ötürü çekilmek istese bile çıkarları Kılıçdaroğlu’nun görevde kalmasından yana olan küçük bir hizip sayesinde koltuğunu gönülsüzce korumak zorunda bile kalabilir. Ancak burada ana belirleyici olan seçmendir ve yeterli kamuoyu oluşturulduğunda ne Kılıçdaroğlu ne de çevresindeki hizip bu duruma dayanabilir. Şunu da not düşelim: CHP içindeki yarışlar epey kirlidir. Kaybetme riskini yaşamış olanlar rahatlıkla ellerini kirletebilir.

Mustafa: 24 Haziran gecesi yaşananlara mı değinmek istiyorsunuz?

Murat: Bunun gibi olaylar sıklıkla yaşanabilir. Seçim gecesi İnce’deki anlamsız sessizlik bütünüyle açıklanamadı. Çok sayıda kanıtlanamayacak komplo teorisi ortalıkta dolaşmakta. Ancak kesin olan bir şey var; CHP sözcüsü Tezcan ve ilgili genel başkan yardımcısı Adıgüzel kullandıkları seçim sisteminde henüz çok az sayıda veri girilmişken yanlı basın açıklamaları yaptıklarını itiraf ettiler. Bir şekilde CHP’de sandık sayım organizasyonu yeter düzey şeffaflıkta çalışmamış ve İnce’ye uzunca süre kendisinin olduğundan da öte fazla oy alacağı bilgisi paylaşılmış. Ek olarak benzer bir duyuru seçmene de yapılmış. İşin aslı ortaya çıktığında da gecenin sonunda sessizlik yaşanmış. Bu sürecin bir organizasyon hatası mı yoksa bilinçli bir manipülasyon mu olduğunu bilemiyoruz; ancak her koşulda parti yönetiminin bu konuda da sınıfta kaldığını görebiliyoruz.

Mustafa: Hocam İnce için genel başkanlık için yeter düzeyde başarılı oldu dediniz, ya CHP?

Murat: Tek kelimeyle hezimet! Yaşanan oy kaybı ve kendi adayınız olan adayın ilk turda kazanamaması bir yana; başaracaklarından şüphe etmedikleri meclis çoğunluğunu bile Millet İttifakı kazanamadı. Sonuç tartışmasız bir şekilde hüsrandır. Bu nedenle Muharrem İnce olmasaydı bile üst yönetimin kayıtsız şartsız istifa etmesi gerekir. Üstelik İnce de genel başkanlık için rüştünü ispat etmişken görev teslimi hemen yapılmalı. Ancak biliyoruz ki seçmen doğrudan tepki vermezse CHP içindeki süreç olması gerektiği gibi işlemeyecek. Bu noktada İnce’ye de birkaç uyarıda bulunalım.

Mustafa: Ne gibi?

Murat: İnce psikolojik sınırı aşmadığını bilmeli. O sınırın çok daha yukarıda olduğunu ve mevcut yöntemleriyle bunu başaramayacağını anlamalı. OHAL kalksın, telefonlar dinlenmesin gibi söylemlerin geniş halk kitlelerinde karşılığı yok. Benzer bir şekilde asgari ücret ve çiftçiye mazot desteği gibi ekonomik popülizmin de muhalefetteyken bir faydası yok. Bunu 1 Kasım 2015 seçimlerinde yaşamıştık. Erdoğan’a veya yandaş gazetecilere güzel yanıtlar vermek seçmen tabanını genişletmiyor, yalnızca mevcut seçmenin motivasyonunu artırıyor. İhtiyaç %30 değil, %50 oy. Bu nedenle tam da krizin yaklaştığı bir dönemde İnce parti programını halkçı bir bakış açısıyla yeniden ele almalı. Başka bir şekilde AKP’nin gittikçe eriyeceği önümüzdeki yıllarda; AKP’den kopmuş seçmenin CHP’ye ikna edilmesi mümkün değil.

Mustafa: CHP ve İnce için son sözleri alalım ve sonrasında hızlı bir şekilde çözüm önerilerine geçelim.

Murat: Seçim sonuçları neticesinde kayıtsız şartsız bir şekilde CHP hezimete uğramıştır; mevcut yönetimin hiçbir umut yaratamadığı ortaya çıkmıştır. Mümkünse en kısa sürede yerel seçimlerden önce İnce lehine gerekli değişiklik yapılmalıdır. Bu noktada CHP seçmenine görev düşmektedir. Mevcut milletvekilleri, parti meclisi üyeleri ve kurultay delegeleri; seçmen baskısı yaratılmadığı müddetçe ellerini taşın altına koyup Kılıçdaroğlu ve yönetimini devirmeye kalkışmayacaktır. Bu noktada İnce’nin de kişisel hırsa büründürmeden seçmeni örgütlemesi gerekmektedir. Olası bir görev teslimi halinde İnce, krizin neden olacağı yeni dinamikleri sol söylemle işlemeye başlarsa gerçek psikolojik eşik olan %42’yi aşma imkânı olacaktır. Aksi takdirde bugünden sonra sürekli eriyecek olan Erdoğan yönetimi günü geldiğinde görevi CHP’ye değil; henüz kurulmamış biraz Atatürkçü, biraz muhafazakâr, iktisaden kesinlikle liberal ve Batı güdümünde dış politika izleyecek kendini merkezde konumlandırmış yeni bir oluşuma devredecektir. Bunun olası sonucu Türkiye’nin 5 yıl daha kaybetmesi olacaktır.

Erdoğan’a Rakip Değil, Alternatif Yaratılmalı

Mustafa: Son olarak bahsettiğiniz çözüm önerilerine kısaca değinelim.

Murat: Geride bıraktığımız seçim sürecinde hep karamsar beklentilere sahip bir kişi olarak Erdoğan’lı son seçimin yaşandığını belirtmek isterim. Siyasette uzun vadeli konuşmak tehlikeli olsa da bu konuda ısrarcıyım; Erdoğan ve AKP son kez seçim kazanmışlardır. Önümüzdeki 5 yıllık sürecin sonlarına doğru muhtemelen Bahçeli’nin çağrısıyla ekonomik krizin en sıkıntılı günleri aşıldıktan sonra yeni bir erken seçim gündeme gelecektir. Ne kadar seçim hilesi, devlet olanakları ve taraflı medya olsa da Erdoğan için yeni bir seçim galibiyeti olası değildir. Zaten bu gerçekten yola çıktıkları için seçimleri baskın bir şekilde düzenlemişlerdir. Sıklıkla kullandığım bir önermemi yinelemek istiyorum. Erdoğan çok güçlüdür ve yalnızca kendi kendinini mağlup edebilir. Şu saatten sonra yapacağı tüm icraatlar da bu doğrultuda kendisini ve partisini bitirmek şeklinde olacaktır.

Mustafa: Bu sözlerle tam olarak vurgulamak istediğiniz mesaj nedir?

Murat: Erdoğan karşıtı propaganda yapmamalıyız, buna gerek yok çünkü Erdoğan kendi kendini ve üstelik partisini birkaç yıl içerisinde yok edecek. Yapılması gereken tek şey Erdoğan’ın yarattığı sözde “Yeni” Türkiye’ye karşı halk nezdinde ilgi gören bir alternatif yaratmaktır. İdeolojik anlamda Erdoğan’ın “Yeni” Türkiye’si istibdat, Türk-İslamcılık, yandaş ekonomisi ve neoliberalizmdir. Bunların yerine hürriyet, vatanseverlik-laiklik ve sosyal devlet/ sosyal adalet vadedilmelidir.

Devlet büyük ölçüde AKP ile bütünleşmiştir. Böyle bir durumda Bolu Beyi’ne diren Köroğlu gibi devlet istibdadına karşı halk cephesi kurulmalıdır. Kürtlere rağmen kurtuluş olamayacağı gerçeğinden yola çıkarak milliyetçilik değil, vatanseverlik paydasında buluşulmalıdır. Muhafazakarlık ve cemaatler yolu ile vatandaşın günlük hayatına sokulan dini baskılara karşı laiklik tavizsiz savunulmalıdır. Yandaş ekonomisinin karşılığı sol popülizm olmamalı doğrudan ücretsiz eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve çocuk-yaşlı bakımını içeren sosyal devlet alternatifi sunulmalıdır. İnsanları gittikçe asgari ücretlileştiren neo-liberal politikalar yerine adil vergi ve kontrollü teşvik programları ile halkçı politikalar sunulmalıdır.

Erdoğan karşıtlığı ve çağdaş hayat beklentisi HAYIR blokunu da bugünkü CHP-HDP-İYİ blokunu da birleştirip AKP’den gayrimemnunları aralarına katmaya yetmemektedir. İşte tam da krizin gün geçtikçe yaklaştığı bu dönemde Halkçı iktisadi politikalar bu blokun kurulması ve ilerici bir cephenin kurulması için zorunludur.

Mustafa: Aksi takdirde ne olur?

Murat: Erdoğan ve AKP önümüzdeki seçimde yine mağlup olur. Ancak Türkiye’nin temel demokratikleşme derdinden ötesini çözme potansiyeli olmayan, eş zamanlı yüzeysel derecede Atatürkçü ve muhafazakâr, ekonomide tamamen liberal, dış politikada ise bütünüyle Batı destekçisi bir iktidar yerine gelir. Krizin buhrana dönüşeceği önümüzdeki 3-5 yılı bu tip bir yönetimle Türkiye kaybeder. Halbuki çok daha iyisi kurulabilir. Türkiye’nin tıpkı Fransa’da olduğu gibi şu anda kim olduğunu bilmediğimiz ve üstüne yalnızca isim spekülasyonları yapabileceğimiz bir Macron’la kurtuluş yaşaması mümkün değildir. Kriz anlarında merkez siyaset izlemek ilk akla gelen ama etkisiz olan çözümdür. Merkez liberal alternatifin başarısız kalacağına “Halkçı Bir CHP Mümkün mü: Britanya İşçi Partisi Deneyimi” isimli yazımda değinmiştim.

Yapılması gereken ilk şey herkesi kapsayacak hayali bir lider ve popülist söylemlerle kısa vadede kolay bir başarının asla elde edilemeyeceğini gerçeğiyle yüzleşmektir.  Bozulan ekonomi ve artan siyasi baskılar birbiri ile asla dayanışma gösteremeyecek olan seçmeni zamanla aynı meydanlarda toplama imkanını sağlayacaktır. Başarının sırrı çaresizlik içerisindeki milyonların sesi olan bir alternatif olmaktır.

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (1): CHP ve İnce’ için 5 yanıt

  1. Hocam kaleminize sağlık. Yazınızı okudum ama anlamadığım yerler var açıklarsanız sevinirim. “Muhafazakarlık ve cemaatler yolu ile vatandaşın günlük hayatına sokulan dini baskılara karşı laiklik tavizsiz savunulmalıdır” hocam laiklik bizim için anlam ifade ediyor ama sabit akp mhp seçmeni için etmiyor bence. Bu cümlenizi biraz açar mısınız? Ince için sizden biraz farklı düşünüyorum. Mesela ince başa geçmeli dermişsiniz. Tamam hocam geçsin illaki kılıçdaroğlundan iyi olur ama erk acer birgün gazetesinde 30 haziranda bir yazi yazdı. Eğer o diri gösterilen ölüler ve doğmamış insanlara seçmen kağıdı basılma mevzusu doğru ise ve bunu ince de biliyorsa ortada büyük ve çok pahalı bir tiyatro var demektir. Ayrıca akpden birinin (adını unuttum) söylediği, eğer ysknin önüne gidip eylem yapma benzeri bir şey olursa eğer bunun sorumlusu teşvik eden muhalefettir mealinde bir açıklama yaptı. Bir gazeteci ( erkam tufan-24 haziran seçimleri videosunda) bu açıklamanın hiç de öylesine yapılmadığını ve belgrada gömdüğümüz silahlar mevzusunun da aynı şekilde göz dağı vermek için yapıldığını söyledi. Benim araştırarak anladığım şeyi koskoca muhalefet anlamıyor mu sizce hocam? Saflık bizde ki bunca usulsüzlüğün kol gezdiği ülkede adil bir seçim olacağını düşündük. Gelecek yerel seçimde kimse oyuna sahip de çıkmayak büyük ihtimalle. Siyasi fikirlerinizi anladığım kadarıyla seviyorum ama sanırım daha fazla okuma yapmam lazım. Ekonomiyi daha iyi anlıyorum ince kesinlikle neoliberal ekonomik sistemden söz etmeliydi. Yok asgari ücret yok mazot 1 lira bunlar güzel ama eğer oy karşılığı olsaydı bu zamana kadar zaten olurdu değil mi hocam. Yoğun bir insansınız bu yüzden cevap verseniz de vermeseniz de size kızmam. Takip etmeye devam edeceğim. Sizin de dediğiniz gibi sevgi ve saygılarımla. 🙂

    Liked by 1 kişi

    1. Merhabalar,

      Hızlıca her konuya değinmeye çalışacağım. Türkiye’de 70 sağ 30 sol gibi genel kabul görmüş hatalı bir tespit bulunmaktadır. Bunun doğrusu kabaca 40 sağ 40 merkez 20 soldur. Sol partilerin yapması gereken merkez seçmeni ikna edebilecek bir alternatif yaratmaktır. Bunun yolu da dini ve milli değerleri istismar eden ve iktisaden popülist söylemlerde bulunan sağ partileri taklit etmek asla değildir. Bahsettiğiniz AKP ve MHP tabanı emin olunuz ki Türkiye’de yeni bir eğitim devrimi yapılmadan, tarikatlar kontrol altına alınmadan ve gelir adaleti sağlanmadan ikna edilemeyecektir. Zaten buna da gerek yoktur; hedef merkez seçmen olmalıdır.

      İnce’nin seçim gecesi ve öncesindeki 15 günde maalesef önemli hataları oldu. Ancak şu aşamada bu haliyle bile Kılıçdaroğlu’ndan çok daha nitelikli olduğunu kanıtlamış oldu. Yazıda da belirttiğim üzere İnce’nin iktidarı yakalayabilmesi için daha çok çalışması ve stratejisini gözden geçirmesi lazım. Fakat Kılıçdaroğlu ile CHP’nin bunu başarabilmesi kesinlikle mümkün değil.

      Silahlı tehditlere kesinlikle aldırmıyorum. AKP bir dava partisi değildir, taraftarları da inanmış değil yalnızca ganimet paylaşımı derdindedirler. Dolayısıyla biz kitle olarak sokağa inersek Gezi Direnişi’nde olduğu gibi sokağa çıkma cesareti gösteremezler. 15 Temmuz gecesi olanların çok daha farklı olduğunu belirtelim. bununla birlikte elbette akıl sağlığından yoksun kişilerin silahlanmasının bir sonucu olur ve maalesef nihayetinde masum kişilerin canı yanar.

      Umarım açıklayıcı olabilmişimdir. saygı ve Sevgilerimle,

      Beğen

  2. Yazinizi dikkatle ve begeniyle okudum. Iyi niyetinizi de takdir ediyorum. Ben ince -kilicdaroglu secimini kisir buluyorum. Kisisel vaatlerde bulunan bir insanin, yeniden cogulcu bir demokrasi ya da sosyal bir rejim olusturmasi beklenemez. Zaten ben mitinglerinin onemli bir kismini dinledim. Para babalarina en ufak bir uyarisi bile yok, “kodamanlari kizdirmayalim” mantigiyla solculuk oynayan bir insanin ; kerameti ( su an itibariyle) kendinden menkul bir partinin basina gecip gecmemesi herhangi bir sey ifade etmez. Kilicdaroglu hakkinda ise, konusmayi bile zul addederim. Eger rejimi halkci ve sosyalist degerler cercevesinde duzenleyecek bir irade ortaya cikmaz ise, hicbir iktidar bugunkunden cok farkli olmayacaktir. Kisaca bitirmem gerekirse, gercek anlamda sosyalist bir parti kurulmadikca Chp’den medet umar dururuz. Bugunku Chp’nin basina mezarindan kalkip Ataturk bile gecse kazanamazdi. Butun yazilarinizi okuyacagim . Paylasimlariniz icin tesekkurler. Devaminin gelmesi umidiyle…

    Liked by 1 kişi

    1. Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. ben de neredeyse sizinle aynı görüşteyim. Olası bir kurultay partide beklenen dönüşümü gerçekleştirmeyecek ancak yine de 2 faydası olacak. İlki parti durgunluktan çıkacak ve mevcut kadroların yerine yenilerinin gelmeine imkan doğacak. Şu haliyle kimse CHP’ye giremiyor. İkincisi ise hep arzulanan ve seçmenin duymak istediklerini söyleyen bir genel başkanla bu işin olamayacağı anlaşılacak. Ancak bu noktadan sonra CHP üyesi, tabanı ve seçmeni kapsamlı bir değişimin şart olduğuna ikna olacak. Tekrar teşekkür ederim. Saygılarımla

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s