Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (2): Oy Kaymaları

Mustafa: Hocam tekrar merhaba. Bu söyleşinin ilk kısmında CHP ve İnce hakkında hem seçim öncesi hem de kampanya sürecine dair değerlendirmelerde bulunmuştunuz.

Murat: En son kısımda da çözüm önerilerimi kısaca aktarmaya çalıştığımı hatırlatmak isterim.

Mustafa: Bugün isterseniz AKP ve Erdoğan’ın seçimdeki kazanç ve kayıpları ile başlayalım. İyi Parti’nin geleceği ve MHP sürprizi ile devam edelim. En sonda Kürt kökenli seçmenin HDP’ye Doğu ve Batı’da verdiği iki ayrı mesajı değerlendirip gündemimizi tamamlayalım.

Murat: Sürekli yabancı muamelesi gören HDP’yi biz de en sona bırakmış gibi olduk.

Mustafa: Latin alfabesi kullanmanın sonucu soldan sağa doğru ilerleyen bakış açısıyla hava durumu programlarındaki gibi en sona Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni ve dolayısıyla HDP’yi bırakmış oluyoruz. AKP ile başlayalım.

Murat: AKP’nin seçim sonuçlarına ilişkin doyurucu bir değerlendirme yapabilmek için 7 Haziran 2015 sonrasındaki yeni siyasi doğrultusunu açıklamak gerek. Ek olarak 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası yaşananlara da değinilmeli. Bu iki durumun ilki AKP’nin popülist milliyetçiliğe kaymasıyla, ikincisi de devletleşmesiyle sonuçlandı.

AKP’nin Merkez Sağa Vedası

Mustafa: AKP’yi böyle bir dönüşüme iten ne oldu?

Murat: 2002-11 arasındaki süreçte AKP yalnızca ekonomi yönetiminde değil aynı zamanda doğrudan siyasette de daha liberal bir üslubu tercih ediyordu. Elbette toplumun muhafazakarlığını dönüştürme amacı güden bir liberallik değildi bu; yine de 1 Mayıs’ı “Emek ve Dayanışma Günü” olarak 2009’da tatil ilan edebilen bir tarafı vardı. Bir nevi ANAP görünümü çizmeye çalışıyordu. Merkez sağa yerleşmesiyle birlikte yalnızca İtalya’da sağcı Berlusconi’den değil; ayrıca Britanya ve Almanya’nın o dönemdeki sosyal demokrat başbakanları Blair ve Schröder’den de övgüler alıyorlardı. AB adaylığı sürekli gündemde tutuluyordu ve tüm bunların neticesinde %49,95 oy oranıyla 2011 seçimlerinde zirve noktasına ulaşıldı. Bu oran 1965’ten beri Türkiye’de bir siyasi partinin ulaştığı en yüksek oy oranı.

Mustafa: AKP için işler bu derecede olumlu giderken, neden popülist milliyetçiliğe ihtiyaç duyuldu?

Murat: AKP için Lale Devri kısa sürmüştü. 2011 sonrası zayıflayan ekonomik dinamizm bu sürecin temelini oluşturdu. Gezi Direnişi ile birlikte özellikle gençlerde AKP’nin örtülü muhafazakarlığına karşı beklenmeyen bir tepki ortaya çıktı. Son olarak Erdoğan-Gülen ittifakının bozulması ve yolsuzlukların ortaya çıkması sonucu AKP yükseliş trendini tamamen kaybetti. 2014 yerel seçimlerindeki %43 oy oranına düşüş ilk sinyal olmuştu. Erdoğan’ın ittifak yapmadan girdiği 2014 cumhurbaşkanlığı seçimini kolayca ilk turda kazanabilmesi; İhsanoğlu’na tepki sonucu düşük oy kullanma oranının sonucuydu. Nihayetinde 7 Haziran 2015 seçimiyle birlikte şapka düştü ve kellik tamamen gözükmüş oldu. AKP %40,9 oy oranına gerilemiş ve meclisteki çoğunluğunu kaybetmişti. Özetle AKP’nin uyguladığı ANAP tarzı kısmi liberal kısmi muhafazakâr ideoloji artık yetersiz kalmıştı.

Mustafa: Değişim kararı da bu noktada alındı diyorsunuz?

Murat: Hayır, değişim kararı 2013 sonrasındaki süreçte aşama aşama alınmıştır. Ancak direksiyonun sert bir şekilde popülist milliyetçiliğe kırılması 7 Haziran seçimleri sonrasında olmuştur. Bu noktada AKP, Avrupa’daki diğer aşırı sağ oluşumları model almıştır. Her ne kadar siyasette yerel koşullar önemli etkiye sahip olsa da küresel trendler ana belirleyici etken. 2015’te Erdoğan’ın aniden popülist milliyetçilik rolü üstlenmesi de küresel trendlerin (Trump, Brexit, Duterte, Orban, Le Pen) bir uzantısıydı. Avrupa’da merkez sağ partiler hızlı bir şekilde aşırı milliyetçi partilere oy kaybetmekteydi. Türkiye’de de 2011’de %13 alan MHP, 2015’te %16,3’e çıkmıştı. AKP merkeze yakın durduğu müddetçe bu kayıp artarak MHP lehine devam edecekti. İşte bu noktada AKP geriye dönüşü olmayan bir şekilde merkez sağ siyaseti terk etmiş oldu. İyi Parti’nin de sonraki yıllarda hitap etmeyi amaçladığı merkez sağdaki bu boşluk oldu.

Mustafa: Bir de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası “devletleşme” sürecinden bahsetmiştiniz.

Murat: AKP’nin uzun süre iktidarda kalmasının ve milliyetçiliğe direksiyonu kırmasının doğal sonucu bu olmuştu. Ortada bir FETÖ gerçeği vardı ve milliyetçi-devletçi (iktisaden değil) unsurlar bu yapılanmanın devletten atılmasını talep ediyorlardı. Diğer taraftan devletin ve hükumetin başında Erdoğan ve AKP bulunmaktaydı. Birbiriyle çelişen taleplerin orta noktası da bu şekilde bulundu. Erdoğan devletin kritik kademelerindeki FETÖ unsurlarıyla mücadele edecek; karşılığında FETÖ’nün siyasi ayağını büyük ölçüde kapsayan AKP soruşturulmayacaktı. Erdoğan’ın başkanlık sistemi ve cumhurbaşkanlığı desteklenecek; karşılığında içeride ve dışarıda Kürt unsurlara karşı sert politika izlenecekti.

Mustafa: Bu durumu isimlerle zenginleştirebilir misiniz?

Murat: 7 Haziran sonrası Tuğrul Türkeş’in ve BBP eski genel başkanı Yalçın Topçu’nun AKP’ye katılımı bu şekilde gerçekleşmişti. 24 Haziran seçimleriyle görüyoruz ki Mehmet Ağar’ın oğlu Tolga Ağar’ın da AKP’ye katılımı bunun bir uzantısı. Elbette Tansu Çiller’in AKP mitinglerine katılımını da bu duruma ekleyebiliriz. Son olarak BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’yi de söyleyelim. Nihayetinde gönülsüz bir şekilde de olsa iki grup arasında MHP tarafından pazarlık aşaması üstlenilmiş olan süreç tamamlanmıştı. Bu durumun MHP’nin şu andaki konumuna ve seçimlerdeki oy oranlarına büyük ölçüde etkide bulunduğuna biraz sonra değinelim.

Mustafa: Buna devlet kurumları da dahil mi?

Murat: Şüphesiz, yakın dönemde yaşadığımız bir olay bunun en açık örneklerinden biri. 2. Ordu Komutanı’nın Erdoğan’ın İnce’yi eleştiren konuşmasını büyük mutluluk içerisinde alkışlaması ve bu durum hakkında TSK bünyesinde hiçbir kurumsal soruşturmanın yürütülmemesi. Özetle kritik devlet kurumları da bu ortaklığa dahil olmuştur.

Mustafa: Öyleyse parti-devlet diyebilir miyiz?

Murat: Günlük hayatta bu tabiri kullanıyoruz ancak bu tam olarak doğru değil. AKP’nin Türkiye’yi kurması ve tek parti rejimiyle yönetmesi gibi bir durum yok. Hepsinden ötesi AKP de artık eski AKP değil, devlet ile gittikçe bütünleşmiş ve popülist Türk milliyetçiliğine kaymış yeni bir AKP var. Bunun sonucunda özellikle Kürt seçmende oluşabilecek kayıpları Müslüman üst kimliği ile telafi etme çabası var.

Mustafa: Avrupa’da popülist milliyetçi partiler göçmen karşıtı. Türkiye’de ise AKP milyonlarca Suriyeli sığınmacıyı ülkeye davet etmiş durumda. Bu bir çelişki değil mi?

Murat: AKP’nin sığınmacıları kabul etmesi ilk olarak başarısız Suriye politikasının bedeli olduğunu belirteyim. Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacıların da Türkiye’den çıkışlarının 1 Kasım seçimleri öncesi engellenmesi ise tamamen ekonomi ile ilişkili. Türkiye ekonomisine o dönemde ihtiyaç duyduğu dış finansman akışı yavaşlamış ve ani duruş (sudden stop) riski yaşanmıştı. Bu çerçevede mülteci anlaşması finansman akışının tamamen kapanmaması amacıyla Almanya Başbakanı Merkel’e verilen siyasi bir tavizdi. Bir noktayı daha ekleyelim; tıpkı Kürt seçmende olduğu gibi gelen Suriyelilerin de entegrasyonu Türklük veya Türkiyelilik üzerinden değil; “Müslüman din kardeşi” üzerinden yapıldığını belirtelim.

AKP’nin Buruk Zaferi

Mustafa: Hocam epeyce uzun bir giriş yapmış olduk. İsterseniz 24 Haziran seçimlerini artık AKP açısından değerlendirelim.

Murat: Yeni anayasanın getirdiği olağanüstü cumhurbaşkanlığı yetkilerini muhafaza edebilmeleri nedeniyle Erdoğan ve AKP’nin başarılı olduğunu söylemekle başlayalım. Özellikle 2013 sonrasında çok sayıda yara almalarına rağmen bunu başarmış oldular. Elbette yandaş medya, devlet olanaklarının istismar edilmesi ve sandık hileleri gibi hiçbir tam demokraside bulunmayan politika araçlarını kullandılar. Fakat nihayetinde seçildiler ve tüm muhalif seçmen de bunu bir şekilde kabul etmiş oldu.

Mustafa: Bu başarının bir bedeli oldu mu?

Murat: Olmaz olur mu! Biraz önce belirtmeye çalıştığım devletleşme de bunun bir sonucuydu. Başka bir ifadeyle devlet yönetiminde devletin diğer unsurlarıyla; mecliste ise MHP ile koalisyon kurmak zorunda kaldılar. Özellikle ikinci durum kritik konularda Erdoğan için bir tehdittir. Bütçe ve neoliberal ekonomi politikalarda Erdoğan, MHP’nin tam desteğini alacaktır. Bununla birlikte özellikle iç güvenlik konularında Bahçeli son sözü söylemeye çalışacak.

Mustafa: Kürt meselesi gibi?

Murat: Kesinlikle. Erdoğan farklı koalisyonlar kurma yeteneğine sahip olduğu gibi, bu koalisyonları işine geldiği zamanlarda dağıtma özelliğine de sahip. Ancak bu sefer evdeki hesap çarşıya uymadı. AKP tek başına 300 üzeri milletvekili kazanamayınca ipinin bir ucunu Bahçeli’de bırakmış oldu. Dolayısıyla Erdoğan’ın esas planı olan yerel seçimlerden önce MHP ile olan ittifakın bozulması zorlaştı. Erdoğan, özellikle ekonomik gidişatın iyileştirilebilmesi için seçim sonrası iç politikanın yumuşatılması gerektiğini düşünüyor. Fakat Bahçeli’nin muhalefetle iş birliğinde bulunabilme kozu Erdoğan’ın bu politikayı izlemesine mâni olacak. AKP OHAL’i kaldırmak istese bile MHP daha şahin davranıp devamında ısrar edebiliyor.

Mustafa: Yeni bir erken seçim mümkün mü?

Murat: Vatandaşa erken seçimin nedenini anlatamazsanız, seçim gerginliklerinden bıkmış seçmenin sizi cezalandırmasına neden olursunuz. Şu aşamada erken seçimin meşruiyetine vatandaşı ikna edebilecek bir durum yok. Ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte bu mümkün olabilir. Erdoğan’ın kriz ile ilgili genel stratejisini bir kez daha dile getirelim. Erdoğan da krizin kaçınılmaz olduğunun ve çok yaklaştığının farkında. Tüm gayreti krizin en kötü günlerinin yaşanıp; yaraların sarılma dönemi başladığında bir sonraki seçim tarihinin gelmesi.

Mustafa: Bu mümkün müdür?

Murat: Mümkün ama düşük olasılık. Önümüzdeki 5 yıllık süreç içerisinde büyük değişiklikler yaşandığı zaman Erdoğan partisinin bütünlüğünü korumakta dahi zorlanacak. Sürekli dile getirilen “Yandaşlar, AKP gemisini kaçıp terk ediyor” süreci sonunda başlamış olacak. Bu nedenle Erdoğan elinden geldiğince bir sonraki seçimleri vaktinde yapmak istese de bunu başarması oldukça zor. Fakat her şeyden önce önümüzde bir yerel seçim var ki o da erkene alınabilir.

Mustafa: 31 Mart 2019 yerel seçimleri erkene alınabilir mi?

Murat: Anayasa değişikliği gerektirdiği için bu durum teknik olarak kolay değil. Bozulan ekonomik gidişattan ötürü AKP bunu tercih edebilir ve MHP’yi de ittifak karşılığı ikna edebilir. Örneğin AKP; Balıkesir, Adana ve Mersin gibi MHP’nin de güçlü olduğu bazı illerde MHP adaylarını tercih edebilir. Yine de CHP, HDP veya İYİ üçlüsünden en az biri anayasa değişikliği için AKP-MHP’ye destek vermek zorunda. Henüz teşkilatlanmasını tamamlayamamış İyi Parti’nin bu durumu tercih etme ihtimali daha az. AKP, kış aylarında soğuk hava koşullarında yerel seçim çalışmalarının zorlukla yapıldığı ve Türkiye’nin zaten yeni bir rejime geçmişken bunun uzantısı mahalli idarelerde de uyumun sağlanması gerektiği gibi bahanelerle böyle bir denemede bulunabilir. Bu olasılığın yüksek olmadığını yine de göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtelim.

Erdoğan’ın Stratejisi

Mustafa: Erdoğan’ı bu seçimlerde hangi faktörler başarılı kıldı?

Murat: Erdoğan’ın MHP ile olan ittifakı politik yelpazenin sağ tarafında yalnızca kendisinin potansiyel aday olarak kalmasını sağlamıştı. Bununla birlikte merak edilen MHP seçmeninin Akşener’e mi yoksa Erdoğan’a mı destek olacağıydı. Bu nedenle İnce’ye gelmeden önce ilk tehdidin merkez sağda konumlanmış bir başka aday olduğunu belirteyim.

Mustafa: Erdoğan, Akşener’e karşı nasıl bir mücadele verdi?

Murat: 1 yıl önceki referandum günü eş anlı seçim sandığı konulmuş olsaydı diğer tüm faktörlerin sabit kaldığı varsayımı altında İyi Parti ve Akşener bu seçimdeki %10 yerine en az %15 oy alabilirlerdi. Bu seçim sürecinde de muhalefetin aşırı iyimserliği de buradan kaynaklanmaktaydı. Birçok kişi referandum sonucunda en az %48 HAYIR oyunun olduğu düşünüyor ve bozulan ekonomik gidişatla birlikte Erdoğan’ın bu seçimleri ilk turda kazanmasının imkânsız olduğunu düşünüyordu. Ancak bu hesabın hatalı olduğunu söylemek gerek. Çünkü referandumda HAYIR oyu kullanan seçmenin belirli bir kesimi MHP’ye ve dolayısıyla Erdoğan’a geri döndü.

Mustafa: Erdoğan’ın üstüne çok düştüğü referandumda karşı oy kullanan bir seçmen nasıl olur da Erdoğan’a geri döner?

Murat: Bu sorunun en kısa cevabı Afrin. Fırat Kalkanı ve Afrin operasyonlarının Türkiye’nin güvenliğine faydalı olup olmadığını tartışabilirsiniz. Ancak kesin olan bir şey özellikle Afrin’in MHP’ye ve Erdoğan’a küsmüş seçmende büyük yankı uyandırdığı ve İYİ’ye olan oy akışını sınırladığıdır.

Mustafa: Ya başka bir faktör?

Murat: Erdoğan’ın Akşener’e karşı ikinci hamlesi ise görmezden gelmesi oldu. Erdoğan, polemiklerden hoşlanmasına rağmen Akşener’in adını dahi anmayınca, neredeyse tamamını elinde tuttuğu medyada Akşener yer alamadı. Televizyonun oldukça etkili olduğu ve sosyal medyanın fazla popüler olmadığı kırsal kesime Akşener’in mesajını iletmesi engellenmiş oldu. Bunun neticesinde de İyi Parti ve Akşener, büyük kentlerde yaşayan merkez seçmene sıkışmak durumunda kaldı.

Mustafa: Bu şekilde Akşener’i ekarte ettiğini düşünüyorsunuz. Ya İnce?

Murat: Erdoğan, İnce’ye karşı çok daha farklı bir yöntem kullandı. AKP-CHP çatışması her zaman toplumsal desteği daha geniş olan AKP’ye yaramaktaydı. Seçimleri mümkün olduğunca AKP-CHP arasındaki iki parti ve iki aday yarışıymış gibi göstermeye çalıştı.

Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (2) Oy Kaymaları 2

Mustafa: Erdoğan her zamanki gibi kutuplaşmadan faydalandı demek istiyorsunuz.

Murat: Evet. Ancak bir diğer önemli sebebi de atlamayalım. Erdoğan’ın bilgi, görgü ve eğitim durumunu yetersiz görebiliriz. Ancak kendi potansiyel seçmeni onu “deneyimli” olarak değerlendirmekte. Dolayısıyla devlet denilen ağırbaşlı yapıyı Erdoğan’ın bir şekilde yönetebileceğine inanmakta. Yukarıdaki fotoğraf seçim öncesi Erdoğan-İnce görüşmesinde çekildi. Kravat giyiminden renk tercihine kadar vurgulanan şey Erdoğan’ın ağırbaşlı bir devlet adamı olduğu imajı. Seçim kampanyası sürecinde de AKP’nin sarı-mavi renkler yerine bayrak kırmızısının kullanıldığını belirtelim. Seçim sloganını da hatırlatalım: Güçlü Meclis, Güçlü Hükumet, Güçlü Türkiye. Tüm vurgular Erdoğan’ın tek devlet başkanı adayı olduğu üzerine.

Mustafa: Bu duruma biraz da İnce fırsat vermiş gibi.

Murat: Kesinlikle. Özellikle İnce’nin kampanyasının son 15 gününde bu hataya çok düşüldü. Merkez seçmenin oldukça önemsediği devleti yönetebilecek kapasitenin gösterilmesi konusunda başarılı olunamadı. Yalnızca İnce’nin şahsı değil; İnce’nin bir ekiple birlikte propaganda yapmaması da önemli bir eksiklikti. AKP’nin en başarısız olduğu dış politika, eğitim ve nihayetinde ekonomi alanlarında İnce’nin mitinglerde kurmaylarını tanıtması gerekirdi. Yalnızca Akşener ve Karamollaoğlu’na kabinemde yardımcı olacak vurgusu değil; “güçlü bir ekiple devleti yönetmeye geliyorum” mesajı verebilmeliydi. Yeterli bilgi birikimine sahip bir ekip İnce’nin gönülsüzce Erdoğan’a oy veren seçmeni ikna etmesini sağlayabilirdi. Fakat polemiklerle dolu son 15 gün belirttiğimiz şekilde Erdoğan lehine gelişti. İnce kendi tabanını canlandırırken, AKP’ye memnuniyetsizce oy veren seçmenden yalnızca %1 oy kapabildi. Bu nedenle bu söyleşinin ilk kısmında İnce için genel başkanlığı hak etti ama performansı cumhurbaşkanı seçilebilecek düzeyin altında kaldı yorumunda bulunmuştuk (Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (1): CHP ve İnce).

Mustafa: Özetle Erdoğan istediğini aldı?

Murat: Evet aldı. MHP’ye doğru bir oy kaybı yaşansa ve mecliste kritik kararlarda MHP desteği zorunlu olsa da Erdoğan ve AKP istediklerini almış oldular.

İyi Parti’nin Hızlı Düşüşü

Mustafa: İyi Parti’ye geçelim. Bir hayal kırıklığı mı?

Murat: Bu hangi tarihi çıta olarak aldığınıza bakar. Partinin kurulmasından önce benim de beklentim daha yüksekti. Ancak zaman içerisinde Akşener’in kendisi de partisi de aşamalı bir şekilde eridi. Seçime 15 gün kala böyle bir sonucun çıkacağı ise az çok belli olmuştu.

Mustafa: İyi Parti ve Akşener popülaritesi zaman içerisinde nasıl eridi?

Murat: Akşener 3 noktada darbe yedi. Afrin operasyonu, medyada yer alamaması ve Muharrem İnce’nin adaylığı. Afrin, biraz önce belirttiğimiz şekilde referandumda HAYIR oyu kullanan MHP’lilerin İYİ’ye ve dolayısıyla Akşener’e akışını durdurdu. Kısacası Afrin operasyonu MHP’yi dirilten etken oldu ve bundan dolaylı olarak da Erdoğan faydalandı.

Mustafa: Hocam AKP yapmadı mı, MHP nereden çıktı?

Murat: Şöyle ifade edeyim: MHP’den İYİ’ye kayan oyların bir kısmı MHP’ye geri döndü ve bu seçmen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a oy verdi.

Mustafa: Ya diğer 2 neden?

Murat: Medyada yer alamaması Akşener’in özellikle kırsal kesime hitap edememesine ve AKP’den doğrudan çok az oy kapabilmesine neden oldu.  Akşener’e son darbeyi ise İnce’nin adaylığının açıklanması vurdu. İnce, hataları ve eksikliklerine rağmen Akşener’den daha üstün liderlik özelliklerine sahip olduğunu gösterdi. Bunun sonucunda CHP’den İYİ’ye olan oy akışı cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanmadı. Yani AKP-MHP ikilisini beğenmediği için son seçimde CHP’ye oy veren merkez seçmen İYİ’ye kaydı ama bu seçmen Akşener’e değil İnce’ye oy verdi.

Mustafa: Bunun sonucu da İYİ beklenenin altında, Akşener ise onun da altında kaldı demek istiyorsunuz?

Murat: Doğrudur. Daha önce Erdoğan’dan haz etmeyip başka bir merkez sağ parti bulunmadığı için MHP’ye emaneten oy veren seçmen İYİ’ye kaydı. Ancak MHP tabanından olup İYİ’ye doğru olası kayma geriye döndürülmüş oldu. Bu nedenle Afrin operasyonu bu seçimin kilit faktörlerinden biriydi. Sonuçsa İYİ kadroları milliyetçi sağ kökenli olsa da seçmeni çoğunlukla merkez çizgide. Bu nedenle İyi Parti’nin sürekliliğini sağlayabilmesi ekiplerini daha merkez görüştekilere doğru genişletmelerine bağlı.

Mustafa: Aksi takdirde ne olur?

Murat: AKP’de kriz kaynaklı erime başladıkça merkez seçmene hitap eden yeni oluşumlar ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla İYİ’nin mevcudiyetini koruyabilmesi için merkezi tamamen doldurmayı başarabilmesi lazım. Eğer milliyetçiliklerini ön plana taşırlarsa MHP’den oy alamadıkları gibi ellerindekini de kaybedebilirler.

Mustafa: Akşener’in performansı için ne diyorsunuz?

Murat: Cesareti kesinlikle takdire şayan. Bunun nedeni kadın olmasının siyasette yaratacağı zorlukları göğüslemesi değil. Kampanyasına Güneydoğu’dan başlaması ve bölgeyi dışlamak yerine mümkün surette kapsamaya çalışması. Bu sandığa yansımamış olabilir ancak Türkiye’nin uzun vadeli barışına katkıda bulunmuştur. Ek olarak Abdullah Gül’ün adaylığını engellemesi ile Türkiye siyasetine en büyük katkısını yapmıştır. Karamollaoğlu’nun açık bir şekilde beyan ettiği gibi, Akşener ısrar etmeseydi; Kılıçdaroğlu Gül’ü aday gösterecekti. Elbette bunun sonucu da CHP seçmeninin önemli bir kısmının sandığa gitmeyip ilk turda Erdoğan’ın %60’ın çok üstünde oy alması olurdu.

Mustafa: Akşener’in başarısızlıkları?

Murat: Nitelikli bir ekip kuramadı. Hem beyin takımı hem de vitrin olarak seçmeni ikna edecek isimler bulamadı. Medyada yer alamamasını aşma amacıyla çok etkin bir şekilde kullanması gerektiği sosyal medyada oldukça zayıf kaldı. Partisi hazine yardımına da sahip olmadığı için nihayetinde Afrin ve İnce etkisiyle birlikte böyle bir sonuçla karşılaştı.

Mustafa: Peki İyi Parti bundan sonra nasıl bir seyir izleyecek?

Murat: Akşener genel başkan ama milletvekili değil. Parti teşkilatında Koray Aydın’ın etkisi vardı; meclis grubunda da muhtemelen Ümit Özdağ’ın etkisi artacak. Bu isimlerin MHP’de birbirlerine rakip olduklarını ve sonradan müttefik konuma geldiklerini hatırlatalım. Dolayısıyla partisinden de düşük oy almış bir genel başkan olarak Akşener zaman içerisinde sorunlar yaşayabilir. Özellikle iç güvenlik meselelerinde partisinin meclis grubunda iktidara destek olanlar ve olmayanlar ayrımı yaşanabilir. Bu nedenle Akşener’i kolay günlerin beklemediğini belirtelim.

Oy Kaymalarının Merkezindeki Parti: MHP

Mustafa: Sıra seçimin sürprizi MHP’de.

Murat: Bu seçimler sonucunda MHP’nin yeniden dirilişine tanıklık etmiş olduk. Özellikle referandum sürecinde AKP’ye verdiği destekle oy oranı muhtemelen %3-5 gibi seviyelere düşmüş olan MHP birçoğumuzu şaşırttı. Bu sürprizde 2 temel faktör etkili oldu. İlki biraz önce ifade etmeye çalıştığım Afrin ve benzeri sınır içi ve ötesi operasyonların yarattığı heyecan idi. Bu operasyonla birlikte İyi Parti milliyetçi seçmenin önemli bir kısmını geri kaybetmişti. İkinci faktör ise MHP’nin AKP’den aldığı aşırı sağ oylar oldu. Bunu da ikiye Güneydoğu’daki ve diğer bölgelerdeki kayma olarak ayırmak gerekiyor.

Mustafa: MHP’nin çok konuşulan Güneydoğu’daki oy patlamasından bahsediyorsunuz?

Murat: Evet. Öncelikle bir noktayı vurgulamak istiyorum: Seçimlerde yapılan usulsüzlüklerin boyutunu ölçme şansımız yok. Dolayısıyla büyük ölçüde sonuçların doğru olduğunu varsayarak değerlendirmelerde bulunuyoruz. Bu nedenle bu tip sürpriz oy kaymalarının nedenleri arasında sandık hileleri varsa bunu hesaplamalarımıza doğal olarak katamıyoruz.

Mustafa: Öyleyse sorumu sandıkta olağanüstü bir usulsüzlük olmadığı varsayımı altında MHP’nin Güneydoğu oylarındaki artışı nasıl yorumluyorsunuz şeklinde yöneltiyorum.

Murat: Akla gelen ilk neden bölgede oy kullanmış özel hareket güvenlik birimleri. Fakat artış miktarının bu şekilde açıklanması mümkün değil. Dolayısıyla Güneydoğu’da AKP’de emanet olan oyları düşünmemiz gerekiyor. Bildiğiniz üzere bu bölgede uzunca yıllardır seçimlere fiili olarak yalnızca AKP ve Kürt hareketi partileri girebiliyor. Bu da başka herhangi bir partiye atılan oyların milletvekili sonuçlarını etkileyemeyeceğini; bu durumun bilincinde olan seçmenin AKP veya HDP içine sinmese dahi birini seçmesini sağlıyordu. İttifak kurulmasına imkân veren kanun neticesinde gördük ki MHP’nin aldığı bu oylar aslında zaten MHP’ninmiş; ancak bölgede MHP milletvekili çıkarabilecek kadar güçlü olmadığı için emaneten AKP’ye gidiyormuş. Cumhur İttifakı üzerinden bölgede dolaylı olarak MHP’de seçime girebilir duruma gelince; MHP destekçisi seçmen ilk kez gönlünden geçen partiye oyunu atabilmiş.

Mustafa: Benzer bir durum CHP ile HDP seçim ittifakına girmiş olsaydı da yaşanır mıydı?

Murat: Muhtemelen evet. Çünkü bölgede yaşayan ve CHP’ye sempatisi olan seçmenin son dönemde AKP karşıtlığından ötürü gönülsüzce de olsa HDP’ye oy vermek istemesi şaşırtıcı olmaz. Elbette HDP-CHP arası oy kayması, AKP-MHP arasındakine kıyasla çok daha azdır.

Mustafa: Peki MHP’nin Orta Anadolu’da oylarında beklenen düşüşün yaşanmaması?

Murat: Bana kalırsa bu kısım daha sürpriz. İYİ’nin CHP’deki ve MHP’deki emanet merkez sağ oyları topladığını biliyoruz. Az olarak da AKP’den İYİ’ye doğrudan geçiş olmuş. Fakat MHP İYİ’ye yönelik yaşadığı kaybı AKP’den oy kaparak bir ölçüde telafi etmiş.

Mustafa: Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Murat: Öncelikle şahsım adına bu durumun seçimin en enteresan sonucu olduğunu belirtmeliyim. Son dönemde yükselen “milliyetçilik oyununun” bu kaymaya neden olduğunu düşünüyorum.

Mustafa: Daha açık bir şekilde ifade edebilir misiniz?

Murat: Toplumda boşluk içerisine düşmüş bireylerin grup aidiyeti hissetmek için uç siyasi görüşlere ve onların sembollerine karşı sempatileri bulunmaktadır. Bu nedenle bu kaymanın milliyetçileşmekten öte milliyetçilik oynamak isteyenlerden kaynaklandığını düşünüyorum. Bu konuyu orijinal ismi “Die Welle” olan Türkçeye “Tehlikeli Oyun” ismiyle çevrilmiş film en güzel şekilde anlatıyor. İzlenmesini şiddetle tavsiye ederim. Aşağıdaki fotoğraf ise 16 Temmuz sabahından birçoğumuzun bildiği bir kare. Bahsettiğim “milliyetçilik oyunu” bu tip vahşi sonuçlara maalesef neden olabiliyor.

Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (2) Oy Kaymaları 3

Mustafa: Peki bu milliyetçilik oyununu AKP’de oynamak mümkün değil mi?

Murat: AKP uzun yıllardan beri tabanını bu şekilde dizayn etmek istiyor ama başaramıyor; bunun nedeni de AKP’nin geniş bir kitle partisi olması. Örneğin Rabia sembolü Refah Partisi’nin (RP) eski sembolü gibi popüler olamıyor. Ne yapılırsa yapılsın AKP’nin bir dava değil, yalnızca kitle partisi olduğunu ve devlet olanaklarının kullanılmasıyla bir arada tutulduğunu biliyor. Ancak geçmişin RP’si ve bugünün MHP’si böyle değil.

Mustafa: Peki Güneydoğu’daki gibi bir neden olamaz mı?

Murat: Hayır, çünkü MHP aldığı oy karşılığında Orta Anadolu’da milletvekili çıkarabiliyor. Bu nedenle bu bölgede daha önce AKP’ye yönelmiş bir emanet oy bulunmuyordu.

Mustafa: Hocam, kısaca MHP ve Bahçeli için başarılı olduklarını söyleyebilir miyiz?

Murat: Bu başarı kriterini ne olarak belirlediğinize bağlı. Eğer kriteriniz referandum sürecinde var olma mücadelesine düşmüş MHP’nin yeniden dirilebilmesiyse, elbette başarı. Ancak MHP’nin 1 Kasım seçimine göre oylarının %13’ten %11,1’e düştüğünü belirtmek gerek; hatta 7 Haziran’da %16,3 olduğunu da not düşelim. Milletvekili sayısının da 7 Haziran’da 80, 1 Kasım’da ise 40 olduğunu belirtelim. Kesinleşmemiş sonuçlara göre bu seçimde MHP’nin milletvekili sayısı 49 ve bu artışın bir nedeni de toplam milletvekili sayısının 550’den 600’e çıkması.

Mustafa: Öyleyse MHP başarısız diyorsunuz?

Murat: Tekrar vurgulamak istiyorum. Başarı kriterinin ne konduğu çok önemli. Kriter 7 Haziran ise kesinlikle başarısızlık var. Kriteriniz 1 Kasım ise ortadaki ne başarı ne de başarısızlık tır diyebiliriz. Eğer 16 Nisan referandumunu başlangıç noktası alırsanız kesinlikle başarılı bulursunuz. Ancak asıl şu soruyu sormak gerek; 7 Haziran sonrası süreçte MHP, AKP’ye yakınlaşmak yerine CHP ile HDP’nin dışarıdan desteklediği koalisyonu kursaydı durum nasıl olurdu?

Mustafa: Nasıl olurdu?

Murat: Bunu öngörmek çok zor; ancak büyük ihtimalle AKP iktidardan düştükten sonra hakkında açılan yolsuzluk davaları neticesinde çok kısa sürede çöküş yaşardı. Elbette böyle bir durumda da MHP’nin tarihinde hiç elde etmediği oy oranlarına ulaşması mümkün olurdu. Bu nedenle MHP’nin taraf değiştirmesi partiye açık bir şekilde hasar meydana getirmiştir. Bu tercihin nedenini bilemiyoruz. Bahçeli’nin Devlet Aklı’nı yansıttığı gibi bu kararı rasyonelleştirmeye çalışan açıklamalar mevcut. Diğer taraftan Bahçeli ve üst yönetimin kaset benzeri bir şantaja kurban gittikleri de bir iddia. Bu tezlerin doğruluğunu biz sınayamayız; bu nedenle kesin olan tek noktayı vurgulayalım: Bahçeli ve partisi bu tercih sonucunda oy ve milletvekili kaybı yaşamıştır.

Mustafa: Kimisine göre AKP’nin mecliste çoğunluğu elde edememesi nedeniyle Bahçeli ve MHP çok güçlü duruma geldi.

Murat: Bu anayasa değişikliğinin getirdiği sonuçları unutan bir analiz. Eski sistemde hükumet meclisten güven oyu almak zorundaydı. Meclis çoğunluğu elde edilmediği durumlarda gensoru ve güven oylaması vasıtasıyla hem bakanlar hem de hükumet rahatlıkla düşürülebiliyordu. Ancak yeni sistemde bu mümkün değil. Ek olarak Bahçeli’nin tek taraflı erken seçim çağrısı yapması da mümkün değil. Çünkü son anayasa referandumu sonrası erken seçim için 360 milletvekili gerekiyor. Yani Bahçeli muhalefetle iş birliği bile yapsa bu sayıya yaklaşamıyor. Bu da Bahçeli’nin Erdoğan’ı erken seçim tehdidi ile kontrolü altında tutabilmesini olasılık dışı bırakıyor. Bahçeli’nin elinde sınırlı etkisi olan başka iki koz var.

Mustafa: Nedir bu kozlar?

Murat: Belirli kanunlarda AKP ile birlikte hareket etmeyerek Erdoğan’ı zor durumda bırakabilir. Daha etkili olanı ise ikincisi; Erdoğan’a karşı cephe alarak Erdoğan ve hükumetinin meşruiyetini şüpheli hale getirebilir. Bununla birlikte hiçbir durumda Bahçeli 7 Haziran sonrasındaki gücüne ulaşmış olamıyor. Bu nedenle Bahçeli’nin seçimlerin asıl kazananı olduğu iddia etmek yalnızca başarı kriteri olarak referandumu temel almanızda geçerli.

HDP’ye Seçmenden Mesaj Var

Mustafa: Hocam son olarak HDP’ye gelelim.

Murat: Oy kaymalarının bölgeden bölgeye değiştiği bir diğer parti de HDP. Partinin Güneydoğu’daki ve ülkenin diğer bölgelerindeki performansı birbirine zıt gerçekleşti. Bir de Türk seçmenin de sınırlı bir etkisinin olduğunu unutmayalım.

Mustafa: Seçim öncesinde HDP’nin baraj altında kalması halindeki senaryo nedeniyle, CHP seçmeninden HDP’ye taktik amaçlı büyük oy kaymalarının olabileceği konuşuluyordu.

Murat: Elbette böyle bir durum var ancak bunun sandıktaki etkisi tahmin edilenin altında; tahminimce %0,5-1 arasında. HDP’nin Türkiyelileşme süreci sonucunda Türk seçmenin bakış açısı yumuşasa da kayda değer ölçülerde oy kayması ne taktik olarak ne de emaneten gerçekleşmedi.

Mustafa: Ya HDP’nin Batı’da artan oy oranları?

Murat: Özellikle 1990’lı yıllarda yaşanan göç dalgası sonucu Adana’dan başlayarak ülkenin batısında Kürt yerleşiminin arttığını biliyoruz. Bu seçmen son dönemlerde artan bir şekilde HDP’ye yönelmekte.

Mustafa: Bu seçimde de bir benzerinin yaşandığını düşünüyorsunuz.

Murat: Kesinlikle. Doğu’daki ve Batı’daki Kürt arasında yaşanan olaylara bakış açısı çok daha farklı. Batı’daki Kürt daha az milliyetçi ve daha çok sol veya liberal bir bakış açısıyla Kürt meselesine ilişkin konuları değerlendiriyor. Çünkü terör ve askeri operasyonlarının sonuçlarını günlük hayatında hissetmiyor. Başta Demirtaş olmak üzere HDP’li milletvekillerin tutuklanmalarını insan hakları ihlali ve Kürtlere baskı olarak değerlendiriyorlar. Gittikçe artan bilinç sonucu Batı’daki merkez Kürt seçmen HDP’ye doğru kayıyor.

Mustafa: Merkez Kürt seçmen?

Murat: Kulağa yeni bir şey söylenmiş gibi geliyor değil mi? Nedense Türkler için çok sayıda alt sınıflandırma yapılırken; Kürtler yalnızca laik/ milliyetçi Kürtler ile İslamcı Kürtler şeklinde sınıflandırılıyor. Halbuki her iki gruba da dahil olmayan ve ekonominin genel gidişatı ile barış sürecine kimin en çok katkı koyduğuna bakarak oyunu kullanan çok sayıda merkez Kürt seçmen mevcut. HDP; geleneksel Kürt milliyetçisi tabanına ve yıllar içerisinde güçlendirdiği sol/ liberal Kürt destekçilerine merkez Kürtleri de eklemesiyle birlikte %10 oy oranına ulaşabilir oldu. 7 Haziran seçimlerinde bu grubun neredeyse tamamı HDP’ye oy vermesi sonucu HDP %13,1 ile tarihi oy oranına ulaşmıştı.

Mustafa: Ancak 1 Kasım’da düşüş yaşanmıştı.

Murat: Evet. Bunun nedeni de 2 seçim arasındaki süreci HDP tabanını oluşturan Kürtler ile merkez Kürt seçmenin farklı değerlendirmesi. Örneğin merkez Kürt seçmen Hendek operasyonlarında eş zamanlı AKP ve HDP’yi suçlu buluyor. Bu seçmenin Kürt milliyetçiliği hassasiyeti de oldukça düşük; önceliği bir şekilde barışın sağlanması ve bölgedeki ekonomik refahın artması. Bu nedenle 1 Kasım seçimlerinde hayal kırıklığı yaşayan bu seçmen AKP’ye yönelmişti.

Mustafa: Peki 24 Haziran’da nasıl bir tercihte bulundular?

Murat: Bir kısmı AKP’ye döndü, bir diğer kısmı ise muhtemelen oy kullanmamayı tercih etti. Bölgede AKP, MHP’ye kaybettiği oyun bir kısmını merkez Kürt seçmenin AKP’ye yönelmesi sonucu HDP’den almış oldu. Bu durum bir kez daha HDP’nin oy oranını artırması için PKK’ya mesafeli ve çözüme daha odaklı politika izlemesi gerektiğini işaret ediyor. Merkez Kürt seçmen çatışma talebinde olduğunda buna hazır PKK olduğunun farkında. Dolayısıyla HDP varoluş sebebi olan Kürt sorunun parlamento çatısı altında çözümüne; her ne kadar karşı taraftaki AKP-MHP ikilisi olumlu yaklaşmasa da ısrarcı olmak zorunda.

Mustafa: HDP’nin bu seçimlerde başarılı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Murat: Öncelikle HDP’nin hem tutuklamalar hem de kayyum atamaları nedeniyle bu seçime çok zor koşullar altında girdiğini belirteyim. Bu nedenle barajı aşmalarının dahi bir başarı olduğunu düşünüyorum. Batı’daki Kürt seçmenin HDP’nin yaşadığı mağduriyetlerden ötürü partiye hem oy hem de emek verme anlamında gittikçe yaklaştığı bir gerçek. Diğer taraftan Doğu’daki merkez Kürt seçmenin 7 Haziran’dan bu yana yaşadığı hayal kırıklığının devam ettiğini hala görüyoruz. HDP buradaki mesajı almalı; mağduriyetlere rağmen her koşulda şiddetsiz çözümün taraftarı olduğunu ifade etmeli.

Mustafa: Demirtaş’ın düşük oy oranı için ne diyeceksiniz?

Murat: HDP seçmeninin özellikle büyükşehirlerde İnce’ye destek olduğunu belirtelim. Bu oy kayması kimi kentlerde %5’in üzerinde ve elbette İnce’nin kazanabileceği ihtimalinden ötürü emaneten gerçekleşti. Bu durum HDP ve CHP seçmenleri arasında AKP mağduriyetine karşı empatinin oluşmaya başladığını göstermekte. Dolayısıyla söz konusu olan İnce’nin başarısı ya da Demirtaş’ın başarısızlığı değil; CHP adayının kitle büyüklüğü nedeniyle kazanma ihtimalinin daha yüksek olması.

Mustafa: Demirtaş’ın siyasi geleceği?

Murat: Her ne kadar Demirtaş ve Yüksekdağ yerine Temelli ve Buldan eş başkanlık koltuğuna oturmuş olsalar da özellikle Demirtaş lehine olan sempati artarak devam ediyor. Tutuklu olarak siyaset yapmanın zorlukları ile yaşanan mağduriyetin yarattığı ilgi birbirini az çok dengelediği bu ortamda Demirtaş’ın kendisini hem ideolojik olarak hem de parti içerisinde nasıl konumlandıracağı oldukça kritik olacak. Ancak kesin olan bir şey var; Öcalan’ın PKK’nin doğal lideri konumunda olması gibi cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesiyle birlikte Demirtaş’ın da artık HDP’nin doğal lideri olduğunu söyleyebiliriz. Bundan sonraki süreçte HDP’nin PKK’ya karşı daha etkili bir alternatif olmasıyla birlikte Demirtaş’ın Öcalan’ın da ötesinde bir liderlik makamına erişmesi oldukça olası. Elbette 7 Haziran sonrasında pişman olduğunun belli olduğu hataları tekrarlamaması kaydıyla.

Mustafa: Hocam yaklaşan yerel seçimler için de görüşlerinizi alalım.

Murat: Erken veya zamanında düzenlenecek yerel seçimlerle birlikte son kez AKP’nin birinci parti çıktığı bir seçime tanık olacağız. İyi Parti’nin ortaya çıkışı ile hem CHP hem de MHP’nin güç kaybetmesi; AKP’nin oy oranı azalsa bile karşısındaki bölünmüşlükten faydalanarak seçimde başarılı çıkmasına neden olabilir. Bununla birlikte özelikle büyükşehirlerde Erdoğan sempatisinin azaldığını ve gittikçe bozulan ekonomiye karşı oldukça hassas bir seçmen bulunduğunu belirtmek gerek. Her ne kadar 2013 yılındaki düzenleme sonucu büyükşehirlerde AKP lehine sonuçlar olası olsa da önümüzdeki yerel seçimler 2009’daki gibi sürprizlere oldukça açık ve gece sonunda Türkiye haritasının birçok bölgesinde beklenmedik sonuçlar aşağıdaki gibi yaşanabilir.

Baskın Seçimin Sakin Değerlendirmesi (2) Oy Kaymaları 4

Mustafa: ABD ve AB tüm bu süreç için ne düşünüyor?

Murat: ABD, Türkiye’nin bir Orta Amerika ülkesi gibi kolayca manipüle edilemeyeceğini biliyor ve yaklaşan ekonomik krizin yükünün Erdoğan’ın sırtına da kalmasını istiyor (Bir Garip Ekonomik Buhran Beklentisi (4): Nerede Kalmıştık?). Üstelik Zarrab davası ile Erdoğan’ın ipini zaten yakalamış durumda. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasını yalnızca Erdoğan’ın pazarlık gücünü artırma amaçlı olarak değerlendiriyor. Avrupa ülkeleri ise Türkiye’nin sığınmacılara tampon ülke rolünü oynamasından ötürü oldukça memnunlar. Avrupalı muhafazakâr liderlerin ara ara yaşanan karşılıklı danışıklı dövüşlerden kendi seçmenleri nezdinde fayda sağladıklarını da ekleyelim. Dolayısıyla Batı ülkeleri Türkiye bir iç savaşa sürüklenmediği veya Rusya ile gerçek bir müttefik olunmadığı müddetçe gidişattan oldukça memnunlar. Bu iki senaryonun da imkansıza yakın olduğunu belirtelim.

Bir Çağrı

Mustafa: Hocam son sözlerinizi alalım.

Murat: Söyleşinin ilk kısmında da belirttiğim üzere Erdoğan bu seçimi kazanarak kendi sonunu hazırlamıştır. Bundan sonraki süreçte üzerimize düşen görev yalnızca yazmak ve okumak değil Erdoğan’ın yarattığı “Yeni” Türkiye projesine karşı gerçek bir alternatif yaratmaktır. Erdoğan’ın topluma sunduğu istibdat, Türk-İslamcılık, yandaş ekonomisi ve neoliberalizm yerine hürriyet, vatanseverlik-laiklik ve sosyal devlet/ sosyal adalet vadedilmelidir (Halkçı Bir CHP Mümkün mü: Britanya İşçi Partisi Deneyimi).

Türkiye günden güne uçuruma doğru yol alsa da muhalefet görevindeki siyasi partiler ve üst yönetimleri güçlü ve gerçekçi bir alternatif yaratamıyorlar. Kısacası Türkiye’de temsili demokrasi çökmüştür. İşte böyle anlarda ne devletten ne de mevcut etkisiz siyasetçilerden bir çözüm beklenebilir. Kurtuluş bizzat vatandaşın katılım sergileyeceği doğrudan demokrasidedir.

 

 

Yazımızı beğendiyseniz sosyal medya aracılığıyla çevrenizle paylaşıp, gönüllü olarak emek veren bizlere destek olabilirsiniz. Ayrıca tüm gönderilerimizi sitemize doğrudan ya da Facebook ve Twitter sayfalarımıza üye olarak takip edebilirsiniz.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s